"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Her kemâl sahibi, kendi kemâlini görmek ve göstermek ister

Risale-i Nur'dan
20 Ocak 2026, Salı
Şimdi şu hikmet-i âliyeye bakmak için iki temsil dürbünü ile tarassud edeceğiz:

Birinci temsil: On Birinci Söz’ün hikâye-i temsiliyesinde tafsilen beyan edildiği gibi, nasıl ki bir sultan-ı zîşanın pek çok hazineleri ve o hazinelerde pek çok cevahirlerin envâı bulunsa, hem sanayi-i garîbede çok mahareti olsa ve hesapsız fünun-u acîbeye marifeti, ihatası bulunsa, nihayetsiz ulûm-u bediaya ilim ve ıttılâı olsa, her cemal ve kemâl sahibi kendi cemal ve kemâlini görüp ve göstermek istemesi sırrınca, elbette o sultan-ı zîfünun dahi bir meşher açmak ister ki, içinde sergiler dizsin; tâ nâsın enzarına saltanatının haşmetini, hem servetinin şaşaasını, hem kendi sanatının harikalarını, hem kendi marifetinin garîbelerini izhar edip göstersin, tâ cemal ve kemâl-i manevîsini iki vecihle müşahede etsin: Bir vechi bizzat nazar-ı dekàik-âşinâsıyla görsün, diğeri gayrin nazarıyla baksın. Ve şu hikmete binaen, elbette cesim, muhteşem, geniş bir saray yapmaya başlar. Şahane bir surette dairelere, menzillere taksim eder. Hazinelerinin türlü türlü murassaatıyla süslendirip, kendi dest-i sanatının en güzel, en latîf sanatlarıyla ziynetlendirir. Fünun ve hikmetinin en incelikleriyle tanzim eder. Ve ulûmunun âsâr-ı mu’cizekârâneleriyle donatır, tekmil eder.

Sonra, nimetlerinin çeşitleriyle, taamlarının lezizleriyle her taifeye lâyık sofraları serer, bir ziyafet-i amme ihzar eder.

Sonra, raiyetine kendi kemâlâtını göstermek için onları seyre ve ziyafete davet eder.

Sonra, birisini yaver-i ekrem yapar, aşağıdaki tabakàt ve menzillerden yukarıya davet eder; daireden daireye, üst üstteki tabakalarda gezdirir. O acib sanatının makinelerini ve tezgâhlarını ve aşağıdan gelen mahsulâtın mahzenlerini göstere göstere, tâ daire-i hususiyesine kadar getirir. Bütün o kemâlâtının madeni olan mübarek zatını ona göstermekle ve huzuruyla onu müşerref eder. Kasrın hakaikını ve kendi kemâlâtını ona bildirir. Seyircilere rehber tayin eder, gönderir; tâ o sarayın sâniini, o sarayın müştemilâtıyla, nukuşuyla, acâibiyle, ahaliye tarif etsin ve sarayın nakışlarındaki rumuzunu bildirip ve içindeki sanatlarının işaretlerini öğretip, “Derunundaki manzum murassalar ve mevzun nukuş nedir? Ve saray sahibinin kemâlâtını ve hünerlerini nasıl gösterirler?” o saraya girenlere tarif etsin ve girmenin adabını ve seyrin merasimini bildirip ve görünmeyen sultan-ı zîfünun ve zîşuuna karşı, marziyatı ve arzuları dairesinde teşrifat merasimini tarif etsin.

Sözler, 31. Söz, s. 647

LUGATÇE:

cemal: güzellik.

enzar: nazarlar, bakışlar, görüşler.

ıttılâ: haberdar olma, bilgi sahibi olma.

kasr: saray.

kemâl: olgunluk, mükemmellik.

marziyat: razı olunan şeyler.

meşher: sergi.

nâs: insanlar, halk.

nazar-ı dekàik-âşinâ: incelikleri bilen ve gören bakış.

sultan-ı zîfünun ve zîşuun: fen ilimlerini bilen ve harika işler sahibi olan padişah.

ulûm-u bedia: beğenilen ve takdir edilen pek yeni ilimler.

yaver-i ekrem: sultanın en değerli, en cömert hizmetkârı.

Okunma Sayısı: 253
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı