"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İçtimaî hayatı ifsad eden bir desise-i şeytaniye

Risale-i Nur'dan
07 Aralık 2023, Perşembe
Üçüncü Nokta: İnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsad eden bir desise-i şeytaniye şudur ki: Bir mü’minin bir tek seyyiesiyle bütün hasenatını örter. Şeytanın bu desisesini dinleyen insafsızlar, o mü’mine adavet ederler. Halbuki Cenab-ı Hak, haşirde adalet-i mutlaka ile mizan-ı ekberinde, a’mâl-i mükellefîni tarttığı zaman, hasenatı seyyiata galibiyeti-mağlûbiyeti noktasında hükmeyler. Hem seyyiatın esbabı çok ve vücutları kolay olduğundan, bazen bir tek hasene ile çok seyyiatını örter.

Demek bu dünyada o adalet-i İlâhiye noktasında muamele gerektir. Eğer bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstahaktır. Belki kıymettar bir tek hasene ile çok seyyiatına nazar-ı af ile bakmak lâzımdır. Halbuki insan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zatın yüz hasenatını bir tek seyyie yüzünden unutur, mü’min kardeşine adavet eder, günahlara girer. Nasıl bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa bir dağı setreder, göstermez. Öyle de, insan, garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenatı örter, unutur, mü’min kardeşine adavet eder, insanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesat aleti olur.

Şeytanın bu desisesine benzer diğer bir desise ile, insanın selâmet-i fikrini ifsad ediyor. Hakaik-ı imaniyeye karşı sıhhat-i muhakemeyi bozuyor ve istikamet-i fikriyeyi ihlâl ediyor. Şöyle ki: 

Bir hakikat-i imaniyeye dair yüzer delâil-i ispatiyenin hükmünü, nefyine delâlet eden bir emare ile kırmak ister. Halbuki kaide-i mukarreredir ki “Bir ispat edici, çok nefyedicilere tereccüh ediyor.” Bir davaya müsbit bir şahidin hükmü, yüz nâfîlere racih olur. Bu hakikate bu temsil ile bak. Şöyle ki: 

Bir saray, yüzer kapalı kapıları var. Bir tek kapı açılmasıyla o saraya girilebilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık olsa, bir iki tanesi kapansa, o saraya girilemeyeceği söylenemez.

İşte hakaik-ı imaniye o saraydır. Her bir delil, bir anahtardır; ispat ediyor, kapıyı açıyor. Bir tek kapının kapalı kalmasıyla o hakaik-ı imaniyeden vazgeçilmez ve inkâr edilemez. Şeytan ise, bazı esbaba binaen, ya gaflet veya cehalet vasıtasıyla kapalı kalmış olan bir kapıyı gösterir; ispat edici bütün delilleri nazardan ıskat ediyor. “İşte bu saraya girilmez. Belki saray değildir, içinde bir şey yoktur” der, kandırır.

İşte ey şeytanın desiselerine müptelâ olan bîçare insan! Hayat-ı diniye, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiyenin selâmetini dilersen ve sıhhat-i fikir ve istikamet-i nazar ve selâmet-i kalp istersen, muhkemat-ı Kur’âniyenin mizanlarıyla ve Sünnet-i Seniyyenin terazileriyle a’mâl ve hatıratını tart. Ve Kur’ân’ı ve Sünnet-i Seniyyeyi daima rehber yap. Ve “Eûzü billahi mine’ş-şeytani’r-racim” de, Cenab-ı Hakka ilticada bulun.

İşte bu On Üç İşaret, on üç anahtardır. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın en âhirki suresi ve “Eûzü billahi mine’ş-şeytani’r-racim”in mufassalı ve madeni olan “Estaîzü billah. Bismillahirrahmanirrahim. Kul eûzü bi-Rabbi’n-nâs...” [Nâs Suresi: 1-6] suresinin hısn-ı hasini ve kal’a-i metîninin kapısını o on üç anahtarla aç, gir, selâmeti bul!

Lem’alar, On Üçüncü 

Lem’a, s. 173

LÛ­GAT­ÇE:

adavet: düşmanlık.

a’mâl-i mükellefîn: dinin emirlerini yerine getirmekle yükümlü olanların amelleri, işleri.

delâil-i ispatiye: ispat delilleri, bir şeyin varlığını ya da doğruluğunu ortaya koyan deliller.

delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek.

desise-i şeytaniye: şeytanın hilesi, aldatmacası.

esbab: sebepler.

hakaik-ı imaniye: iman hakikatleri.

hasenat: iyi ameller, güzel ve hayırlı işler.

hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat, toplum hayatı.

hısn-ı hasin: çok sağlam kale.

ifsad etmek: fesada uğratmak, bozmak.

kemiyet: sayıca.

keyfiyet: nitelik yönünden.

müsbit: ispat eden.

nâfî: bir şeyin yokluğunu savunan, inkâr eden.

nefiy: olumsuzluk.

nefyedici: bir şeyin yokluğunu savunan, inkâr eden.

racih olmak: daha üstün tutulmak, tercih edilmek.

seyyie: fenalık, kötülük, günah.

tereccüh etmek: üstün gelmek.

Okunma Sayısı: 1361
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cenk çalık

    7.12.2023 11:50:05

    "Demek bu dünyada o adalet-i İlâhiye noktasında muamele gerektir. Eğer bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstahaktır. Belki kıymettar bir tek hasene ile çok seyyiatına nazar-ı af ile bakmak lâzımdır. Halbuki insan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zatın yüz hasenatını bir tek seyyie yüzünden unutur, mü’min kardeşine adavet eder, günahlara girer. Nasıl bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa bir dağı setreder, göstermez. Öyle de, insan, garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenatı örter, unutur, mü’min kardeşine adavet eder, insanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesat aleti olur. " Muazzam mikyaslar. İyilik ve kötülük bizde yer değiştirmiş gibi. Hüsnü zana memuruz vesselâm.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı