"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Prof. Dr. Ümit Meriç: Cemil Meriç ömrünün her ânını ilme vakfetti

15 Haziran 2021, Salı
ÜNLÜ MÜTEFEKKİR, YAZAR VE DÜŞÜNÜR CEMİL MERİÇ’İ VEFATININ YIL DÖNÜMÜ DOLAYISIYLA (13 HAZİRAN) RAHMETLE ANIYORUZ. CEMİL MERİÇ'İ KIZI PROF. DR. ÜMİT MERİÇ ANLATTI.

RÖPORTAJ: Kübra Örnek Korkmaz
kubraornek@yeniasya.com.tr

 

Edebiyatımıza büyük hizmetleri olan ünlü mütefekkir, yazar ve düşünür Cemil Meriç’i vefatının yıl dönümü dolayısıyla rahmetle anıyoruz. (13 Haziran 1987)

Yakın tarihimizde önemli bir sosyolog olan Cemil Meriç, pek çok yönüyle insanların hayata bakış açısını değiştirmiştir. Cemil Meriç’in aziz hatırasına, onun gören gözleri, hakikat dâvâsında eli, kolu olan yol arkadaşı ve günümüzün önemli sosyologlarından Prof. Dr. Ümit Meriç ile konuştuk. 

Üniversitede sosyoloji profesörü olarak çalışmaktaydınız. Sonra gö- revinize son verdiniz. Hayatınızda büyük bir dönüm noktası oldu. Bu süreç nasıl geçti, anlatır mısınız?

Dini bir terbiye alarak büyümedim. 30 yaşında iç hesaplaşmalar ile karşı karşıya kaldığım zaman, son çare olarak namazı kılmak istedim. Namazın sırrını secdede yakalayınca bir daha da namazı bırakmamaya karar verdim. Elhamdülillah 1978’den beri. 

1978’de İslâmî bir hayatı yaşamaya niyet ettim. Oruçlarımı tuttum, kaza ettim. İslâmî literatüre dahil oldum. Başta Kur’ân-ı Kerîm, Kütüb-ü Sitte olmak üzere İslâmın temel kaynaklarını okudum. Müslüman mütefekkirlerde ülfetimi yoğunlaştırdım. Ama 99 yılına kadar başı açık bir insandım. 99 depreminde ölüm ile gerçekten burun buruna geldiğimi hissettim. O zaman duâ ettim, deprem dursun zararı dokunmasın. İnşaallah bizden sonra gelecek nice insanlar, torunlarımız dünyada yaşasınlar, varlıklarını sürdürsünler diye duâ ettim. Ve tabi çok duâ eden bir insanım. Zaman zaman da duânın kabul olduğunu da hissederim. O akşam benim için çok özeldi. Çok korkuyla, yürekten yapılan duâlardı. Oruç tutuyorum zekât da veriyorum, ama benim başım açık dedim Allah’a. O zaman bir hayli utandım. Sen benim duâlarımı kabul eden Allah’sın, ben Senin emirlerini yerine getirmeyen bir kulum. Bu geceden itibaren başımı örtmeye niyet ediyorum. Beni bana mahcup etme Rabbim dedim. Ve elhamdülillah 22 senedir başı örtülü Müslüman bir hanım olarak dünyayı geziyorum. İslâmın izzetini bütün başörtülüler gibi temsil etmeye gayret ediyorum. Mümkün olduğu kadar yardımsever, güler yüzlü, iyi bir insan olmaya çalışıyorum.

Kadın olarak annenizi örnek aldığınızı söylüyorsunuz. Anneniz nasıl bir insandı? 

Annem çok âdil bir insandı. Kendisi de öğretmendi. Bu özelliği bana çok tesir etmiştir. Kedimize ve diğer kedilere yemek verirken dahi hepsine eşit verirdi. Bu küçükken beni çok şaşırtırdı. O zaman anladım ki sevgi başka adalet başka. Ben de hayatım boyunca, 30 yıllık hocalık süremde sevdiğim sevmediğim her öğrencime fazla ya da eksik puan vermedim. Demek ki âdil olmayı küçükken annemden öğrenmişim.

Vücut ve ruh temizliğini yine annemden öğrendim. Annem çok temizdi ve çok hürmet eden bir insandı. Annem hiç kötü kelime kullanmazdı. Bu özelliği bende de var. Ben de mümkün olduğu kadar temiz bir dille konuşmayı ve öfkelendiğim zaman da karşımdakini rencide edecek kelimeleri telâffuz etmemeyi yeğlerim.

Yakın tarihimizde önemli bir sosyolog olan babanız Cemil Meriç’ten biraz bahseder misiniz. Vefatından evvel size verdiği nasihatler oldu mu?

Bizim babamla aramızda tam 30 yıl yaş farkı var, ama babam çocuklarıyla çocuk olmayı bilen bir insandı. Hatta torunlarıyla da onların yaşına inip küçük bir çocuk olmayı bilen bir insandı.

Babam başlangıçta bize çok ciddiydi. Gözlerini kaybettiği dönemlerle kıyaslarsam, gözlerinin gördüğü dönemlerde daha bir kaşı havada bir babaydı. Gözlerini kaybettikten sonra ben ona okumaya başladım. Ben 8, babam 38 yaşındaydı. Dolayısıyla bir yerde ben onun gözlerinin yerine geçtim. Tabi sadece ben değil, annem, abim, az önce bahsettiğim talebeler kuşağı, herkes ona okurdu. Malûm kız çocuğu babaya çok bağlıdır. Ben de bu kuralın içine dâhil olan bir kız çocuğuyum. İlkbahar günlerinde şimdi Büyükşehir Belediyesi’nin lokantası olan Fethi Paşa Korusu’nun önündeki evimizin mermer merdivenlerine otururduk. Ben ona Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’sunu okurdum. Meselâ İdeolocya Örgüsü, bunu okuyorum, ama İdeolocya Örgüsü ne demek, bunu babama sorardım.

Sonra baktım ki rahatsız ediyorum, çünkü hiçbir şey anlamıyorum. Onun üzerine karar verdim. Anlamasam bile okuyayım, babam için okuyorum, kendim için okumuyorum. Anlamadan okumaya devam ettim. Zaman içinde birçok şeyi ben de anlamaya başladım. O dönem böyle bir çocukluk kararına varmıştım. Çünkü babamın körlüğünü unutması, ona okumamıza bağlıydı. Yani karanlıklarının aydınlanması için, zihninin mutlaka dolurulması gerekiyordu. O dışarıdan gelen malzemeyi en güzel şekilde, kendi hazırlığıyla mükemmelleştirerek, yepyeni bir terkip olarak sunuyordu.

İlerleyen zaman zarfında bu ilişki sek-reterlikten, yazı arkadaşlığına döndü, ama bence en önemlisi iki dost ilişkisiydi. Babam da benimle sırlarını paylaşırdı, ben de babamla sırlarımı paylaşırdım. Tabi olarak bir babanın kızına anlatmaması lâzım gelen şeyleri, dost olduğum için ve sır saklamasını bildiğim için o bana anlatırdı. Bir kız evladının babasına anlatmaması gereken konuları da, ben babama anlatırdım. Dolayısıyla biz onunla çok boyutlu, dünya tarihinde ben ikinci bir örneğini bilmediğim, çok katmerli bir ilişki var aramızda. İlişkimizin son demlerinde de, felç olduğu için onun hemşiresi de oldum. Ona bir Tıp mensubuymuş gibi, dikkatle hizmet ettim ve son nefesine kadar yanından ayrılmadım.

Cemil Meriç, evvelâ bir ciddiyet abidesidir. Sonra toplumunun geçmişinin ve hâlinin sorumluluğunu omuzlarında taşıyan insandır. Üçüncü özelliği ömrünün her dakikasını ilme vakfetmiş olmasıdır. Dördüncü özelliği dünya tarihinde gözleri görmeden on iki fikir eseri kaleme almış olan ilk ve son insan olmasıdır. Onun hakkında 400 sayfalık bir kitap kaleme aldım. Cemil Meriç’in bir mu’cize insan olduğuyla ilgili teferruatlı bilgiyi öğrenmeleri için okurlarımızı o kitabı (Babam Cemil Meriç, İnsan Yayınları, 2018) okumaya dâvet ediyorum.

Şu günlerde kitabımın  İngilizceye tercümesi için ön görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Bu benim için çok önemli. Zira kitabımı dünyaya tanıtmanın ilk adımı olacaktır. Dünyanın entelektüel eliti 20. yüzyılda Türkiye’de böyle bir mütefekkir muharririn yaşadığını öğrenmeli. Eserleri  70. baskıya yaklaşan dolayısıyla Türkiye’nin sevdiği ve saydığı bir isim olarak Cemil Meriç dünya düşünce ligine çıkmayı hakkediyor. Cumhurbaşkanımızın en çok atıfta bulunduğu bu imzayı İslâm dünyasının da mutlaka tanıması gerek. Her şeyin bir vakti merhunu var. İnşaallah eserlerinin bazılarının dünyanın büyük dillerine tercümesi gerçekleşir. Eserlerinden yapılan bir seçmeler kitabının da Malezya’dan Afrikaya  güneşin üstünde batmadığı bir irfan imparatorluğunda okunması nasib olur. İnşaallah.

Bir röportajınızda ölümden korkmadığınızı söylemişsiniz. Bir sosyolog olarak ölümü ve hayatı nasıl tanımlarsınız?

Ölümün tanımını yapmak çok kolay bir iş değil. Çünkü insanoğlunun ölümle ilgili olarak birçok tesbiti ve inancı var... Ölüm tamam nefesin bitmesi, ama doğmadan öncede bakın 4 ay 4 günlükken bize ruh üfleniyor. Dolayısıyla anne karnındaki bebek korkabiliyor. Annenin ruh halinden etkileniyor. İnsanın psikolojisi doğmadan önce de var. Belki de öldükten sonra da belli bir psikolojiyi yaşama ihtimali var. Nitekim ne diyoruz biz, Allah kabir azabından korusun. Kabrin Cennet bahçelerinden bir bahçe olması. Bunları zaman içinde göreceğiz sıramız gelince.

Hayata gelecek olursak, ben hayatı çok severek yaşadım, yaşıyorum. Ölümden hiç korkmuyorum, ama hayatı da çok severek yaşıyorum. Bana verdiği en büyük nimet de idrak nimeti. Hayatın ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğunu bana lütfetmiş olması. Ben çok şanslı bir insanım doğan herkes gibi. Rabbim hayat şerefini bize lütfetti. Hayatın kendisini bizzat şereftir, bir ayrıcalıktır. Rabbül âlemin tarafından seçilmiş olduğumuzun bir müjdesidir. Böyle bir müjdeyi almış bir insan olarak ben nasıl hayattan şikâyet edebilirim. Hiç olmayabilirdik, ama var olduk. Sadece var olabilmenin kendisi bile şükürden âciz kaldığımız bir büyük nimettir. Ondan sonra sayısız nimetler geliyor. Dünyanın en fakir insanı bile hayatta olduğu için bunun şükrünü eda etmeli. Allah şükredin nimeti arttırayım diyor. Ben hep şükrettim Rabbim de nimeti arttırdı okurlarımıza da tavsiye ederim.

Babam, benim hocam, arkadaşım, sırdaşım, dertdaşım idi

Birçok yerde Cemil Meriç’in gören gözleri olarak anılıyorsunuz. Babanızın son nefesine kadar karanlıkları aydınlatan büyük bir görevi üstlendiniz. Bu durumun size kattıkları oldu mu? Babanız ile aranız nasıldı?

Baba duâsı aldım. Dünya kuruldu kurulalı bir baba evlâdından razı olduysa o baba benim derdi babam. Bütün okurlarıma anne baba duâsı almalarını tavsiye ediyorum.

Babamla aramızda baba-kız ilişkisinin ötesinde hoca-talebe ilişkimiz vardı. Babam, benim hocam, arkadaşım, sırdaşım, dertdaşım idi. Ben de onun talebesi, dostu, sırdaşı, dertdaşı idim. Her zaman aramız yağ-bal değildi. Ama beni kırdığı zamanlar hemen pişman olur, özür diler, kırgınlığım geçmezse “Baba ile kızın dargınlığı on beş dakikadan fazla sürmez!” diye neredeyse yalvarırdı. Onun da benim de kinimiz yoktur. Aramızda bazen fikren bazen ruhen çıkan çatışmalar on beş dakika sonra kahkahalarla sürüp giden bir sohbete dönüşürdü. 

Cemil Meriç’in her şartta okumalar yaptığını ilme büyük iştiyak duyduğunu biliyoruz. Sadece bir hatırasında insandaki hürriyetin kaynağını bulamadığını ifade ediyor. Buna karşı dostlarından biri Risale-i Nur’dan cüz-î ihtiyarî meselesini anlatıyor. Ondan sonra Risale-i Nur okumadan ölmenin cahillik olduğunu söylüyor. Bu hadiseden bahseder misiniz?

Şerif bey bize gelmişti o sırada babam da Risale-i Nur okutuyordu. Şerif beye de Hazreti Bediüzzaman ile ilgili çalışma yapmasını tavsiye etti. O da ondan sonra çalışmaya başladı, kitabı çıktı. İkisi de arayan insanlar, ama Elhamdulillah ikisi de bulanlardan oldular. İnşallah biz de onlardan oluruz. Said Nursî Hazretleri tabi ki 20. yüzyılın yetiştirdiği en büyük velilerden birisi belki birincisi. Türkiye’deki bu iman selâmeti, iman kuvveti onun risalelerinden de kaynaklanıyor. Onun öğrencilerinin ciddiyetinden de kaynaklanıyor. Kendisini hürmet ve rahmetle bu mübarek günlerde anıyorum.

Teşekkür ederiz…

Not: Bizim Aile Dergisi’nden alınmıştır.

Okunma Sayısı: 2070
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı