"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayat fânî, ölüm âni

Said YÜKSEKDAĞ
01 Ağustos 2019, Perşembe
Biz insanoğlu bazı şeyleri çok çabuk unutuyoruz. Hatta kıyamet alâmetlerinden biri de unutkanlığın gittikçe yaygınlaşmasıdır. Az veya çok herkes bu durumdan şikâyetçidir.

Evet, bizler ne yazık ki unutuyoruz. En çok da hayatımızı sona erdirecek ve zamanı geldiğinde ne bir saniye erken ne de geç olacak olan ölüm gerçeğini unutuyoruz. Hemen hemen her gün televizyon kanallarından ölüm haberlerini duymamıza, camilerde sürekli selâlar okunmasına ve yakınlarımızdan birinin ölüm haberini almamıza rağmen ne acıdır ki ölümü umursamıyoruz. Hâlbuki ölüm ne ölüyor ne de öldürülüyor. Hem kabir kapısı da kapanmıyor. Bu geçici dünya misafirhanesinde yolcu olan insanlar, gayet sür’atli bir şekilde kafile kafile arkasında, toprak arkasına girip kayboluyorlar. Böyle bir durum karşısında nasıl oluyor da gaflete dalıp, ölüm hakikatini unutabiliyoruz. Yoksa kendimizi ölümsüz mü zannediyoruz? Sevdiklerimizin yüzde doksan dokuzunun gittiği berzah âleminin pasaportu hükmünde olan ölümün, bir gün bizim başımıza geleceğini düşünemiyor muyuz?

Evet, hayat fâni, ölüm âni. Çünkü ecel cellâdı her an başımızı kesmek için gelebilir. Bu kadar âni olabilecek bir hakikate karşı lâkayt kalmak biz Mü’minlere yakışmaz. Zira bizler âhirete, hesap gününe, mîzana, Sırata, Cennet ve Cehenneme îman etmiş insanlarız. Peki, ne yapacağız da ölümü unutmayacağız? “Ölümü çokça hatırlayın! Çünkü ölümü hatırlamak, (insanı) günahlardan arındırır, dünyaya karşı zâhid kılar. Eğer zenginken ölümü düşünürseniz, sizi zenginliğin âfetlerinden korur. Fakirken tefekkür ederseniz, hayatınızdan memnun olmanızı sağlar.” 1 ve “Ölümü ve öldükten sonra ceset ve kemiklerin çürümesini hatırlayın!” 2 buyuran Peygamber Efendimizin (asm) nasihatlerine uyup, tefekkür ederek ve rabıta-i mevt yaparak. Yani her gün ölümü düşüneceğiz. Ölümü düşünmeden yaşamayacağız. Meselâ “Gün gelecek ben de öleceğim ve kabre gireceğim. İşte kefeni mi giydim, tabutuma bindim ve dostlarıma veda eyledim. Kabre teveccüh edip gidiyorum. Beni taşıyan teşyîciler de bırakıp gidiyorlar. Bir başıma kabirde kaldım. Birazdan sorgu melekleri olan Münker ve Nekir gelecek. Allah’ım yardım et!” gibi hayalî bir sinema gibi ölümü iç âlemimizde yaşamaya çalışacağız.

Ayrıca bizlere ölümün gerçek yüzünü gösterip bize sevdiren ve Kur’ân’ın asrımızdaki mânevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur’u okuyacağız. Risâlelerdeki Cennet, Cehennem ve ölüm bahislerini okuyarak, ölümün hakikî mahiyetini daha iyi anlayıp öğreneceğiz. Çoğu tefsirin aksine korkutarak değil müjdeleyerek anlatan Risâle-i Nur, işte ölümü bize şöyle müjdeliyor: “Sizlere müjde! Mevt (ölüm) i’dam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem (yokluk) değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmâı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.” 3

Ne güzel bir müjde değil mi! Bu müjde karşısında Cenâb-ı Hakk’a ne kadar hamd etsek azdır. Bu güzel müjdeyle ölüme olan bakış açımız değişecek, ölümü sevecek ve ölümden korkmayacağız inşâallah. Ölümle birlikte Azrail Aleyhisselâmı da anarak ona olan muhabbetimizi arttıracak, ondan korkmayacak ve onu bir dost, bir arkadaş olarak göreceğiz.

Elhâsıl: Bu tefekkürlerle, ölümü hiçbir zaman unutmayacağız. Bizi her dâim günaha ve harama sevk eden nefsimizin dizginlerini ele geçirip, hayatımızı gaflete dalarak boş yere heba etmeyeceğiz. En büyük sermayemiz olan ömrümüzü boş yere sarf etmeyeceğiz. İbâdetlerimizi sanki yapacağımız son ibâdetmiş gibi düşünüp ihlâsla yapacak ve fâni olan ömrümüzü bâkî yapmak için elimizden geleni yapacağız inşâallah.

Dipnotlar:

1- Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 47.

2- Tirmizî, Kıyâmet, 24.

3- Asâ-yı Mûsa, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 373.

Okunma Sayısı: 1377
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ömer Yavuz

    1.8.2019 11:07:03

    Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip; düşüne düşüne nefs-i emmare o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu rabıtanın fevaidi pek çoktur. Fakat mesleğimiz tarîkat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu rabıtayı ehl-i tarîkat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmağa mecbur değiliz. Hem meslek-i hakikata uygun gelmiyor. Belki âkıbeti düşünmek suretinde, müstakbeli zaman-ı hazıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet hiç hayale, faraza lüzum kalmadan bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse, asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse, dünyanın ölümünü de müşahede eder, ihlas-ı etemme yol açar.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı