"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hiçlik korkusundan şükür secdesine

Serdar BİRLİK
08 Nisan 2026, Çarşamba
“İşte o çocuk gibi, sevdiğin ve ciddi alâkadar olduğun milyonlar sence manbub insanlar, o mazi mezaristanında, senin nazarında, çürüyüp mahvolmak üzere iken, birden hakikat-i iman, Hakîm-i Lokman gibi o büyük idamhane tevehhüm edilen mezaristana kalp penceresinden bir ışık verdi.

Onunla baştan başa bütün ölüler dirildiler. Ve, ‘Biz ölmemişiz ve ölmeyeceğiz, yine sizinle görüşeceğiz’ lisan-ı hâl ile dediklerinden aldığın hadsiz sevinçler ve ferahları, iman, bu dünyada dahi vermesiyle ispat eder ki ‘İman hakikati öyle bir çekirdektir ki eğer tecessüm etse, bir cennet-i hususıye ondan çıkar, o çekirdeğın șecere-i Tuba'sı olur’ dedim.”

(Meyve Risalesi - Üçüncü Mesele)

Biz insanlar bazen namaza, ibadetlere ve imanî konulara yanlış pencerelerden bakabiliyoruz. Oysa inançsız bir insan; itikadı gereği en sevdiği arkadaşını, eşini veya ailesini ölümle ebediyen kaybettiğini düşünür. Bu bakış açısı, ruhu tarifsiz bir azaba hapseder. Amma iman ve Kur’ân der ki: “Hayır! Ebedî bir yokluk yok; bilakis tekrar kavuşacaksınız, yine güzel zamanlar geçireceksiniz ve bu vuslat ebedî olacak.” İşte iman, insanın içindeki o büyük firak azabını dindirir. Zira o azabın asıl sebebi, insanın kendi fıtratına aykırı bir karanlıkta düşünmesidir.

İnsan, yokluğu düşündüğü an büyük bir eleme düşer. Allah, insanın fıtratındaki bu sonsuzluk arzusunu bildiği için, bu hakikatleri müjdelemek üzere yüz yirmi dört bin peygamberi vazifelendirmiştir. Bu peygamberlerin her biri farklı zamanlarda gelmiş olsalar da dillerinde hep aynı hakikatler vardır: “Allah birdir, peygamberler O’nun memurlarıdır ve ahiret vardır! Dünyada elinizden çıkan fani nimetler için üzülmeyiniz.”

Böylesine büyük bir korkuya karşılık, bu müjdeli haberlerle insana rahmetini ve ona verdiği ehemmiyeti gösteren Allah, elbette kendisine “şükür” edilmesini ister. İnsana ebedî ayrılığın ne kadar yakıcı olduğunu hissettirdikten sonra, iman nuruyla bunun bir hiçlik olmadığını buyuran Rabbimiz; bu muazzam nimete karşılık bir şükür bekler. Bu şükrün (teşekkürün) ise bütün ibadetleri içine alan en kapsamlı ve parlak yolu namazdır.

İnsan, “Namazı neden kılmalıyım?” sorusunun derinliklerine inip bu manevî genişliği anladığında; namazın, verilen bunca nimet karşısında ne kadar az/kolay kaldığının farkına varır. (Nitekim Mi’rac gecesinde namazın elli vakitten beş vakte indirilerek farz kılınması, bu yükümlülüğün rahmetle nasıl hafifletildiğinin bir nişanesidir.)

İşte bu farkındalığa erişmek ve iman hakikatlerinin derinliklerine inmek noktasında, içinde bulunduğumuz bu asırda Risale-i Nur gibi bir eser hazine niteliğindedir. Bu yüzden okumaktan, araştırmaktan ve soru sormaktan çekinmemeliyiz. Doğru kaynaktan hakiki bilgiyi aldığımızda, nefsimizin vesveselerine rahatlıkla cevap verebiliriz. O zaman ibadetlerimizi birer ağırlık olarak değil; gayet hafif, zevkli ve manevi bir lezzet içinde ifa ederiz.

Üstelik Rabbimiz, dünya hayatında zaten verilmiş olan nimetlere şükredersek, bir de fazlından “Cennet” vaad ediyor. Elhamdülillah, bu ne muazzam bir keremdir! Bunu ancak sonsuz merhamet sahibi olan Allah verebilir…

Okunma Sayısı: 134
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı