Malumunuz, toplumların geleceğini belirleyen en önemli unsurlardan biri siyasettir. Siyaset; adalet, hakkaniyet ve kamu yararı üzerine kurulduğunda bir milletin yükselişine vesile olur. Ancak menfaat eksenli bir anlayışla yürütüldüğünde, işte o zaman bir “canavar”a dönüşür. Çünkü menfaat üzerine kurulan siyaset; hakikati değil çıkarı, adaleti değil gücü, milleti değil belli bir zümreyi merkeze alır.
Menfaat odaklı siyaset, öncelikle ahlâkî değerleri aşındırır. Siyasetçinin temel gayesi hizmet değil, kazanç olduğunda, doğru ile yanlış arasındaki sınırlar bulanıklaşır. Yalan, iftira, manipülasyon ve çıkar ilişkileri sıradanlaşır. Böyle bir ortamda güven duygusu zedelenir; toplum ile yönetim arasındaki bağ kopar. Güvenin olmadığı yerde ise ne huzur kalır ne de istikrar.
Bu tür bir siyaset anlayışı aynı zamanda adaleti de zedeler. Çünkü menfaat üzerine kurulu düzenlerde kararlar hakkaniyete göre değil, çıkar dengelerine göre alınır. Liyakat yerine sadakat, ehliyet yerine yakınlık tercih edilir. Bu da devlet mekanizmasının zayıflamasına, kurumların itibar kaybetmesine yol açar. Neticede zarar gören sadece bireyler değil, tüm toplum olur.
Menfaat siyaseti toplumu da ayrıştırır. İnsanları birleştirmesi gereken siyaset, bu anlayışla bölücü bir araca dönüşür. Kutuplaşma artar, ortak değerler zayıflar. Herkes kendi çıkarını savunur hale gelir ve “biz” duygusu yerini “ben” anlayışına bırakır. Bu da sosyal yapının çözülmesine sebep olur.
Oysa gerçek siyaset; hizmet, fedakârlık ve sorumluluk üzerine kurulmalıdır. Devlet yönetimi bir kazanç kapısı değil, ağır bir emanettir. Bu emaneti taşıyanlar, şahsi menfaatlerini değil, toplumun huzurunu ve geleceğini öncelemelidir. Aksi takdirde siyaset, insanlara hayat veren bir mekanizma olmaktan çıkar; onları yutan bir canavara dönüşür.
Sonuç olarak; “menfaat üzerine dönen siyaset, canavardır” sözü derin bir hakikati ifade eder. Bu canavarın ortaya çıkmaması için hem yönetenlerin, hem de toplumun şuurlu olması gerekir. Ahlâk, adalet ve sorumluluk ilkeleri siyasetin merkezinde yer aldığında; siyaset bir yıkım aracı değil, bir inşa ve ihya vesilesi olur.