"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Canımızı kim alıyor?

Süleyman KÖSMENE
04 Ağustos 2021, Çarşamba
Elbistan’dan Cemal Özkaya: “Ruhları kabzeden kimdir? Azrail Aleyhisselâm’ın perde oluşu ne demektir? Ruhları doğrudan Allah almıyor mu? Bu konuda bir münakaşa yaşandı. Doğrusu nedir?”

Risale-i Nur’da Meseleler Nettir  

İmanî meseleler Risale-i Nur’da tam ve anlaşılır biçimde beyan edilmiştir. Tereddüt hâsıl olan her meselede münakaşa etmek yerine elimizin hemen altında bulunan Risale-i Nur’dan ilgili ba-hisleri okuyup münakaşasız müzakere etmek inşallah aradığımız çözümü bize sunacaktır. Konu anlaşılmazsa veya tereddüt giderilmezse ilerleyen zamanlarda başka derslerle takviye etmeye devam etmek inşallah fayda sağlayabilir. 

Bir meseleyi ilk oturumda ayaküstü hemen halletmeye çalışmak, münakaşa etmek, aradığımız çözümü sunmayabileceği gibi, bizi başka yanlışlara da götürebilir. Dolayısıyla tereddüt edilen hususlarda yine Risale-i Nur derslerine başvurmaktan başka çaremiz yoktur.  Risale-i Nur’da meseleler billur gibi nettir ve şeffaftır. 

Ama sabırlı olmalıdır. Bir meseleyi Risale-i Nur’dan tarama usûlüyle etraflıca bakmak gerekebilir. Hemen orada o an bir iki cümleyle imanî bir meseleyi çözmeye çalışmak, bize netice vermeyebilir. Üstad Hazretleri böyle durumlarda “mesail-i imaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir” 1 diyerek Risale-i Nur’un diğer derslerinden de istifade etmeyi tavsiye ediyor. 

Müzakere Usulü

Öte yandan imanî meselelerde müzakere usûlünü de Hazret-i Üstad hatırlatıyor:

* İmanî meselelerin müzakeresi şu şartlarda caiz olabilir: 1- İnsafla. 2- Hakkı bulmak niyetiyle. 3- İnatsız bir surette. 4- Ehil olanların mabeyninde. 5- Sû-i telakkiye sebep olmadan. 

* Müzakerenin hak için olduğuna delil: Hak muarızın elinde zahir olsa, müteessir olmamak, bilâkis memnun olmaktır. Çünkü bilmediği bir şeyi öğrenmiştir. Eğer hak kendi elinde zahir olsa, bundan memnun olmamalı, bilâkis müteessir bile olabilir. 

Çünkü: 1- Fazla bir şey öğrenmemiştir. Zaten bildiği bir meseleyi tezekkür etmiştir. 2- Gurura düşmek ihtimali daha çok artmıştır. 

* Müzakerede caiz olmayan hususlar da şunlardır: 1- İzhar-ı fazl suretinde, avukat gibi kendi sözünü doğru göstermek. 2- Enaniyetini hakka ve insafa tercih etmek. 2

Canımızı Kim Alıyor?

Canımızı kimin aldığı meselesine gelince… 

“Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki siz ölü idiniz. O size hayat verdi. Sonra sizi öldürecek.” 3 “Sizin için görevlendirilmiş bulunan ölüm meleği canınızı alacak.” 4  “Birinize ölüm geldi mi, elçilerimiz onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler.” 5

İlk âyete göre bizi öldüren Cenab-ı Allah’tır. Diğer âyetlerde ise ölüm emri verildiğinde canımızı alanın Allah’ın elçileri, yani ölüm meleği olduğu açıkça ifade ediliyor. 

Bu iki âyet arasında tenakuz yoktur. Canımızı Allah verdiği gibi, elbette alan da Allah’tır. Fakat bunun için ölüm meleğine vazife vermiştir. Ölüm meleğinin vazifesi perdedir. Ölüm meleği kendisi de bir perde arkasında canımızı alır. Hastalıklar, kazalar, musîbetler ölüm meleği ile aramızdaki perdelerdir.  

Demek ölüm meselesinde işin sahibi, emri veren ve fiili yaratan doğrudan Cenab-ı Allah olmakla beraber, Cenab-ı Allah araya çok perdeler de koymuştur. 

Ölüm meleği perdesi ile hastalık perdesi arasında da farklar vardır. Hastalık perdesi şuursuz, iradesiz, doğrudan Allah’ın takdirine bağlı bir tasarruf iken; ölüm meleği perdesinde, ölüm meleğinin cüz-î ihtiyarıyla bilerek emri uygulama gibi bir özelliği vardır. 

Fakat bu özellik ölüm meleğine Allah’ın takdirine ve tasarrufuna karşı elbette bir rütbe vermiyor. O da perdedir. Ancak zişuur bir perdedir. 

Meseleye şu pencereden baktığımızda hiçbir problem kalmıyor:

“İzzet ve azamet ister ki, esbap perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında,

Tevhid ve celâl ister ki, esbap ellerini çeksinler tesir-i hakikiden.” 6

Meselemize dönersek, ne hastalık, ne ölüm meleği ölümümüzde hakikî tesir sahibi değildir. Hakikî tesir sahibi Cenab-ı Allah’tır.

Dipnotlar:

1- Mektubat, s. 54. 2- Mektubat, s. 408. 3- Bakara Sûresi: 28. 4- Secde Sûresi: 11. 5- En’am Sûresi: 61. 6- Sözler, s. 328; Mesnevî-i Nuriye, s. 22.

Okunma Sayısı: 1557
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Halil İbrahim Karahan

    4.8.2021 08:37:47

    Allah razı olsun

  • Cemal özkaya

    4.8.2021 06:52:14

    Allah razı olsun. Çok ikna edici bir izah olmuş.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı