"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hazret-i Muhammed’in elimizdeki mu’cizesi

Süleyman KÖSMENE
30 Ekim 2020, Cuma
Karadeniz Ereğli’den Celalettin Gültekin: “Kur’ân, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın mu’cizesidir sözünü nasıl anlamalıyız?”

Kur’ân ile Peygamberimiz (asm)

Kur’ân ile Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm birbirini doğrulayan, birbirine mu’cize olan, her ikisinin de boyutunu ölçme ve benzerini ortaya koyma açısından beşerin aciz kaldığı ve bu özellikleri cihetiyle beşerde ve dünyada emsali bulunmayan iki muhteşem hakikattirler.

Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle, “Kur’ân, bütün mu’cizâtıyla ve hakkaniyetine delil olan bütün hakaikiyle, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın bir mu’cizesidir... Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm da, bütün mu’cizâtıyla ve delâil-i nübüvvetiyle ve kemâlât-ı ilmiyesiyle, Kur’ân’ın bir mu’cizesidir...” 1

Mu’cize Cenab-ı Allah’ın fiilidir. Peygamberinin elinde zahir olur. Bütün peygamberler mu’cize göstermişler; kendilerinin Allah elçisi olduklarını mu’cize ile ispat etmişlerdir.

Kur’ân da Peygamber Efendimiz’in (asm) inkâr edilmeyecek biçimde gösterdiği, çağların elinde kalıcı olan ve kıyamete kadar kalıcı olacağı, bozulmayacağı, içine beşer sözü girmeyeceği haber verilen, cümlelerinin, kelimelerinin ve hatta harflerinin dizilişiyle mu’cizevî biçimde şifrelenen, adeta şifrelerle kilitlenen bir mukaddes kitaptır.

Beşer Kelâmı Değildir

Kur’ân’ı, bir beşer, düşünüşüyle yazılmamıştır. O gökten zembille inmemiştir. O’nu Cebrail Aleyhisselâm getirip Arafat Dağı veya başka bir yer üzerine bırakıp gitmemiştir. Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) O’nu bir gizli mekânda almamıştır. O’nun yazarı bizzat Cenab-ı Allah’tır.

Ve O, insanların gözü önünde, insanlara göstere göstere, insanları âciz bıraka bıraka, Resul-i Ekrem Efendimiz’e (asm) nazil olmuştur.

Müşrikler gözleri önünde inip duran Kur’ân’ı inkâr edememişler; sadece sihir diyebilmişler ve Muhammed’in (asm) sözü demekten vazgeçmemişlerdir.

Kur’ân da gerek o zaman münkirlerine, gerek sonraki asır münkirlerine âyetleriyle meydan okumuştur:

“Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin, eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka yardımcılarınızı da çağırın.” 2

“Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı da olsalar, yine onun benzerini getiremezler.” 3

Tarih meydandadır. Henüz Kur’ân’ın bu çağrısına cevap verebilmiş ve Kur’ân’ın bir tek âyetine olsun benzer bir söz söyleyebilmiş tek bir kimse yoktur.

Kur’ân Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın elinde zahir olmuş, O’nun elimizdeki en büyük mu’cizesidir. 4

Şairleri Büyülemiştir

Arap toplumu sözü güzel söylemeye değer verirdi. Şiir öyle yaygındı ki, kabileler birbirlerine üstünlüklerini, düşmanlıklarını, sevgilerini, kavgalarını şiirle anlatırlardı. Kur’ân’ın söz söyleme sanatının zirvesinde nazil olması, müşrik toplumu adeta büyülemiştir.

O günlerde Şair Tufeyl bin Amr Mekke’ye gelmişti. Müşrikler hemen etrafını sardılar ve Tufeyl’e: “Ey Tufeyl! Aramızdan bir deli çıktı. Peygamber olduğunu söylüyor. Sözleri sihirlidir. Dinlemeye değmez. Sakın onu dinleme!” dediler.

Tufeyl der ki: “Ben dedim: ‘Ben akıllı birisiyim. Öyle abuk sabuk sözlere kulak vermem, merak etmeyin.’ O’nunla konuşmamaya söz verdim. O’nun sözlerini duymamak için de kulaklarıma pamuk tıkadım.”

Bir gün yolum Kâbe’ye düştü. Muhammed (asm) Orada namaz kılıyordu. Kulağıma bazı sözler geldi. Aman Allah’ım! O ne güzel sözlerdi! Ben şair olarak böyle güzel sözleri hiçbir yerde duymamıştım. Kendi kendime dedim ki: “Ben yılların şairiyim. Akıllı biriyim. Öyle her söze aldanacak biri değilim. Bu sözleri dinlememe engel ne var. Kötü ise geçer giderim! Hatta O’na şiir okurum!”

Tufeyl Peygamber Efendimiz’e (asm) yaklaştı. Kulaklarındaki pamuğu çıkardı. Peygamber Efendimiz’e (asm) şiirlerinden okudu.

Peygamber Efendimiz de (asm) ona İhlâs, Felak ve Nas Sûreleri’ni okudu.

Ve Tufeyl Kur’ân’ın i’cazı karşısında teslim oldu. Orada Müslüman oldu. 5

Dipnotlar:

1- Şuâlar, s. 158; Asâ-yı Musa, s. 138. 2- Bakara Sûresi: 23.  3- İsra Sûresi: 88. 4- Sözler, s. 409. 5- Hayatü’s-Sahabe, 1/214.

Okunma Sayısı: 2683
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı