"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Boğaziçi protestoları aynasında hürriyet kavramı

Yasemin YAŞAR
06 Şubat 2021, Cumartesi
Boğaziçi protestoları aynasında bazı kavramları tekrar değerlendirmek gerekiyor.

İçerisinde farklı bileşenlerin ve taleplerin bulunması dışarıdan bir tek rengin görülmesi veya cımbızlanarak sadece bir düşüncenin görünür olması, hakikatli bir direnişin mecrasını da kaydırmış görünüyor. Tarih boyunca da böyle olmuştur. Hak ve hakikat adına yola çıkanların, içlerine karışanlar, hakikatin rengini değiştirmiş ve hakkı gizlemiştir. Bu durum ise istibdatçı zihniyetin işine yaramış ve şiddeti meşrû görüp, hak ve hürriyetleri kısıtlamayı kendilerine bir görev mantığı altında legalleştirmişlerdir.

Protesto bugünlerde sıkça kullanılan bir kavram. Bir davranışı, bir düşünceyi, bir uygulamayı haksız, yersiz, gereksiz bularak karşı çıkma, kabul etmeme manasına geliyor. Demokratik ülkelerde bu bir hak ve insanın fıtrî yapısına da uygun bir durumdur. Tabi protestonun şekli ve temelinde yatan hürriyet fikrinin saiki çok önemlidir. Zira bugünün protesto dili, geçmişin yani 1960’ların protesto dilinden çok farklıdır. Bu dil, bugün ideolojiden ziyade, hayat tarzlarının hürriyetine, siyasetten kültüre evrilmiş görünmektedir. Bu durum bizi daha demokratik, daha hürriyetçi gibi gösterirken aslında çok daha büyük tehlikelerin kapısını da aralamaktadır.

Yeni protesto dilinin kavramları çok cazip ve çok meftun edici. Çünkü hürriyetten bahsediyor, hoşgörüden dem vuruyor, şahsî hayat tarzlarına saygı vs. gibi libaslarla geliyor. Bu söylemler de özellikle genç beyinlerde makes buluyor. Evet, kavramlar çok güzel ve insan olan herkesin itiraz etmeyeceği kadar cazip. Lâkin bu cazibeli kavramların dahi bir sınıra ihtiyacı var. “Saygı” ama neye, ne kadar saygı. “Hoşgörü” ama neye, nereye kadar hoşgörü. Aksi hali ise insanlıktan çıkmayı, sapkınlıkları saygı ve hoşgörü adı altında hazm-ı nefs etmeyi gerektiriyor.

Bütün bu legal-illegal, hak veya hakikatsiz, meşrû veya gayri meşrû isteklerin ardında yatan saik hürriyet; bu duyguyu harekete geçiren ise istibdattır.

Bizler ise gelişen hadiseleri Üstadımızın bize öğrettiği vecihle, Risale-i Nur penceresinden bakıp değerlendiririz. Bu yüzden temelinde hürriyet olan bu protestolar ve hareketliliklere; hem imanın bir hassası olan hürriyet manasında, hem hürriyeti yanlış tefsir edenlerin hürriyet anlayışını tadil etmek sadedinde bakarız.

Bazen şeytanın istibdatı hürriyet lâfzına bürünebilir. Görünüşte, kendinde var olan iradesiyle, hür ve serbest görünen, ama şeytanın istibdadı altında olan insan; aslında şeytanın kulu, kölesi ve esiridir ve iradesine ve hayırlara vesile olacak hürriyetine, şeytan tarafından el konulmuştur.

Bazen hürriyet, nefsin esaretine giydirilmiş bir kılıf da olabilir. 

Zaten hürriyeti sefahet ve rezalet serbestîsi olarak yorumlamak; Bediüzzaman’a göre nefs-i emareye esir olmaktır.

Bediüzzaman, ayrıca, hürriyetin Rafızîlerine dikkat çeker ve onu sefahet, rezalet olarak algılayanlara cevap verir: 

“Bazı Jön Türklerin amâl ve etvârı pis tefsir ediliyor. Zira bazısı ramazanı yer, rakı içer, namazı terk eder” gibi bir soru sorulunca; o da cevaben “…Hem de o sarhoş namazsızlar (aslında) Jön Türk değiller, belki şeyn Türk’türler. Yani fena ve çirkin Türk’türler. Genç Türklerin Rafızîleridirler. Her şeyin bir râfızîsi var. Hürriyetin râfızîsi de süfehâdır. (Münâzarât)

Hem hürriyeti, Bolşevizm ve İbahe Mezhebi gibi görenler de olabilir. “O biçare şair, hürriyeti Bolşevizm mesleği ve İbahe mezhebi zannetmiş. Hâşâ! Belki insana karşı hürriyet, Allah’a karşı ubudiyeti intaç eder.” demiştir. (Münâzarât)

Hasılı, “…Hürriyetin şe’ni odur ki, ne nefsine ne de gayriye zararı dokunmasın.”.

Öncelikle hürriyet mücadelesi yapanların, hürriyetin, “istediğimi, istediğim gibi yaparım” anlamına gelmediğini anlamakla beraber, aralarına karışan ve hürriyeti su-i tefsir edenlerle de mücadele edip, ‘ben terörist değilim’ mesajını vermeleri gerekir.

Nitekim hürriyet, “başkasına zarar vermemek şartıyla her istediğini yap” demeyecek kadar asil, insanî ve ilâhidir.

Okunma Sayısı: 3385
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cemile Akyazgan

    6.2.2021 22:25:14

    Süper olmuş RABBİM kaleminize elinize sağlık lar VERSIN tebrikler

  • Oğuz Yiğiter

    6.2.2021 08:36:31

    Dîvan-ı Harbi Örfî eserinde 31mart 1909 hadiselerinin kritiğini yapan asrın sahibi Üstad'ımızın, bir sarraf titizliğinde yaptığı o harika izahlar ışığında, günümüz hadiselerini okumaya çalışan bir makale. Hassasiyetiniz ve temyiz kabiliyetli okuyuculara ayine tutan makaleniz için tebrikler, dualar...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı