Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 06 Ocak 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Mustafa ÖZCAN

Bizdenciler!



Eskiden "Özdenciler" diye bir grup vardı. Zannederim Abdulkadir Duru'nun bağlıları idi ve Özden diye de bir periyodik gazete de neşrediyorlardı. Şimdi ise 'Özdenciler' kayboldu veya azaldılar. Ama İslâmî camiada dindarlık illet ve hastalıklarından birisi olan 'Bizdenciler' türedi. Artık aramızda bizdenciler dolaşıyor. Maalesef bu bizdencilik hastalığı Türkiye'de yap-boz ekonomisini türetmiştir. Bu bir eski hastalıktır, ama sonunda dindar kesimlere de bulaşmıştır.

Yap-boz ekonomisi, ahbab-çavuş ilişkisi, rant kardeşliğini intaç etmiştir. Kısaca bu kavramın tarifinde şunları söylemek mümkündür: "Ahlâkî bizdencilik yerine, çıkar bizdenciliğinin ikame edilmesi." Zümrecilik, yani başbakanın tercih ettiği tabirle, oligarşi iktidarı. Veya buna kısaca rant kardeşiliği diyoruz. İbni Haldun'un ifadesiyle "bu bir yeni asabiye" türüdür. Batılılar buna 'inner circle' diyorlar. Araplar da bunun karşlığında 'mahsubiyye' kavramını kullanıyorlar. Dindarlık, özünü kaybederse geride tortusu kalır. Bu tortu da mahsubiyye denilen kayırmacılıktır. Bunun farklı anlamlarından birisi de nepotizmdir. Dindarlık ruhunu ve özünü kaybettiği nisbette asabiyeye dönüşür ve rant kardeşliği halini alır. İbni Haldun'un da ifade ettiği gibi, dindarlıkta asabiyet vardır. Bu hadis-i şeriflerde ifade edilen müsbet ve pozitif taraftarlıktır. Bu negatif, yani meşrûiyat alanı dışında geliştiğinde, anlamını kaybeder. Mahzurlu alanda deveran eden asabiyet, cahiliyet asabiyetidir. İslâm ruhundan koptuğu oranda, bu asabiyet cahilîleşir. Dindarlıkta müsbet asabiyet vardır, ama asabiyette dindarlık yoktur. Öteden beri bilinen dindarlık hastalıkları vardır.

Gazali, İhya-u Ulum gibi kitaplarında bunlara teşhis koymuştur. Keza tasavvufun şatahatı veya hastalıkları vardır ki, İbni Cevzî gibiler de buna teşhis koymuşlardır. Keza diğer alanlarında kendilerine göre hastalıkları vardır. Kelâm da buna dahildir. Dolayısıyla her mesleğin illetleri olabilir. İşte bunlara karşı uyanık ve tedbirli olmak zorundayız. Bu anlamda, asrımızın illetlerinden birisi de yolsuzluktur ve bunun iç dairede yapılmasına rant asabiyeti veya kardeşliği diyoruz. Dindarlığınızı veya ideallerinizi kaybettiğinizde geriye kalacak tortu paylaşma güdüsüdür. Yani "yeşil kanunu"dur. Bu da yozlaşmayı tetikler ve kalkınmayı öteler. Bundan dolayı Türkiye'nin kalkınması idealist nesillere vabestedir. Ama artık siyaset idealizmi tükettiği gibi, tükenen idealizm toplumu dahi kemirmektedir. Bu açıdan 'AKP dindarların son şansıdır' diyenler, büyük bir yanılgı içindedirler. Bu bakış açısı sonumuzu getirebilir veya toplumun da sonu olabilir. Toplum ideallerini kaybederse çöker. Hedonizm belâsına müptelâ olur.

***

2007 sonlarında bir dost meclisinde bunları müzakere ederken, AKP'nin kuruluşuna dâvetli olan arkadaşlardan birisi, onlardan tanınmış birisinin sözlerini nakletti: "Abramowitz ile anlaştık. Artık bundan böyle dine vurguda bulunmayacağız..." Bu mücerret bir nakil; doğru da olabilir, yanlış da. Nakilin garazı da olabilir. Sağlaması icraatlardır. Bununla birlikte, mevcut yönetimin iyi niyetli olduğunu farzetsek bile, kayyumiyet sırrına mazhar olan ve dünyada şahitlik makamında son ümmet olan Müslümanların kendileri içinden de çıksa bünyelerinden de gelse, iktidarların yanlışlarını yapıcı tarzda eleştirmelidir.

Bu Müslüman kitleler nezdinde bir farz-ı kifayedir. Aksi takdirde, eleştiri olmazsa bütün yapılanlar sevap kategorisinde görülür ve yozlaşmanın önünü alamayız. Bu bağlamda, Ahmet Akbaş adlı bir okurum da bu hususta yaptığımız eleştirilerin çok isabetli olduğunu söylemektedir. AKP'nin evrimleştirme çizgisinin, yavaş yavaş ısıtılan ve kızartılan kurbağa misaline benzediğini ve kurbağanın ısındıkça gevşediğini, ama sonunda bu gevşemenin sonunu da getirdiğini hatırlatıyor. Bu sonunu getirme, AKP ile sınırlı olmayıp, toplum katmanlarıyla da alâkalıdır. Bundan dolayı, muhtemel tehlikesi çok büyüktür. Ahmet Akbaş da yine dost meclisindeki arkadaşlar gibi, İslâmî camianın yanlışlar konusunda lâl-u ebkem kesilmesinin ve sessiz kalmasının, duvar kesilmesinin sırrını çözemediğini ve ilerideki nesillerin bizi bu yüzden muaheze edeceğini söylemektedir. Gerçekten de bu noktada, 'hamiyet erbabı kalmamıştır' diyemesek bile, azalmıştır. Bu da bir zaafiyettir ve dindarlık hastalığının sadece iktidar partilerini değil, müşahit sıfatındaki seyircileri de, yani toplumu da kavradığını görmekteyiz. Sözgelimi, Bush'un hatası tek başına Bush'un hatası değildir. Maliyeti bütün Amerikalılaradır. Bundan dolayı, profesyonel değil, ama sağlıklı bir muhalefet yapılmalıdır.

***

Ben 'Bizdencilik' hastalığını sadece bizimle kaim sanırdım. Şarku'l Avsat gazetesinde bir makaleyi okuyunca fikirlerim değişti, altüst oldu. "İran'ın karmaşık rejiminde şifre kelime 'hudi" başlıklı makale, bizim hastalığımızın İran dinî idaresinde de yaşadığını bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Hudi hastalığı 'bizden biri' hastalığıdır. 'O bizden biri' şarkısında olduğu gibi, 'bizden biri' ifadesi 'açıl susam açıl' gibi rant kardeşliğinin şifresidir. Kayırmacılık, yani Arapların deyimiyle mahsubiyye. Buru Daragahi adlı yazar, bu hastalığın Rehber Hamaney'in yetkilerini bile felç ettiğini söylüyor.

Sözgelimi, özellikle bizdenciliğin yaygın olduğu devlet kurumlarının (KİT'ler) özelleştirilmesi talimatı, bir iki yıldan beri aşağı kademeler (bürokrasi) tarafından savsaklanıyormuş. Bizde özelleştirme ile yandaşlara peşkeş çekme ile onlarda elde tutarak yandaşları kadrolara alma arasında pek bir fark bulunmuyor. Gerçekten de ilkesizlik nedeniyle yozlaşma arttıkça, ülkelerin yönetimi de zorlaşır. Talimatlar aşağılara inmez olur. Ara süzgeçlerde takılır. İç çekirdek ve iç dayanışma ağına takılır ve çıkar gruplarının süzgecinden geri döner. Böylece ülkenin kalkınması heba olur.

Keşke bu geniş makale, Şarku'l Avsat gazetesi sütunlarından çevrilse de içimize biraz daha ışık tutsa. Ama yanlış anlaşılmasın, bunlar din değil, dindarlık hastalıklarıdır. Dolayısıyla bu bizdencilik hastalığını derhal terk etmeli ve onun yerine keyfiyete ve ahlâka ve dürüstüğe dayalı yepyeni bir asabiyet/bağlılık şekli geliştirmeliyiz. Aksi takdirde, bu çığır hepimizin sonu olur. İşte İran'ın geldiği nokta. Yazar, "İran'ı kim yönetiyor?" sorusuna şu karşılığı veriyor: "Hem herkes, hem de hiç kimse"... Yani idarî kaos ortamı var. Ahlâkı ve hukuku üstün tutanlar her zaman bizdendir. Bizdencilerden olmasalar bile... Çıkar ortaklığına sapanlar ise, cahiliyet asabiyesinin üyeleridir. Adları ne olursa olsun...

06.01.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (04.01.2008) - Demokrasinin Anka'sı

  (03.01.2008) - Fix seçimler

  (02.01.2008) - Suikastta Amerikan parmağı

  (01.01.2008) - Noel hediyesi

  (31.12.2007) - Benazır'ın kader kodları

  (30.12.2007) - 'Katilim, Müşerref'

  (29.12.2007) - Doğu'nun kızının akibeti

  (28.12.2007) - Mevlana Afrika'da

  (22.12.2007) - Avrupa'nın Kaddafisi

  (21.12.2007) - İslâmfobik kurgulu Amerikan seçimleri

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri