"Gerçekten" haber verir 30 Ağustos 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Kazım GÜLEÇYÜZ

Siyasî kilitlenme



Türkiye’deki devlet yapılanmasının seçilmiş siyasetçilere tanıdığı alanın yol, su, elektrik tesisatı işleriyle sınırlı olduğu yönündeki tesbit, zaman zaman başbakanlık konumuna yükselmiş isimlerce de defaatle dile getirildi.

Devletin dayandırıldığı ideolojiyi, bu eksende oluşturulan temel çerçeveyi, kurumların konum ve işleyişiyle ilgili kural ve düzenlemeleri belirleme ve değiştirme yetkisi, başından beri kendisini “kurucu irade”nin sahibi ve temsilcisi olarak gören seçkinci bir zümrenin tekelinde tutuldu.

Mecliste görev yapacak milletvekillerinin dahi tepeden tayin edildiği tek parti döneminde bu sistem problemsiz işledi. Ama ne zaman ki, halkın reyinin devreye girdiği çok partili sisteme geçildi, ondan sonra irade çatışmaları başladı.

Seçilmişlerin, “kurucu irade” ile tayin edilen istikamet ve çerçeveyi zorlar hale gelmesi, devletin silâhlı gücünü kullanarak gerçekleştirilen darbe ve müdahaleleri beraberinde getirdi. Ve her müdahaleden sonra sistem, kendisini onun sahibi olarak görenler tarafından revize edildi.

Bu revize etme işlemi, ya 27 Mayıs ve 12 Eylül’de olduğu gibi anayasayı tamamen yenilemek ya da 12 Mart’tan sonra yapıldığı gibi büyük ölçüde değiştirmek suretiyle gerçekleştirildi.

Seçilmiş sivillerin bu anayasalarda, esasa dokunmayan detaylarla ilgili küçük rötuşlar yapmalarına göz yumuldu, ama tamamen yeni bir anayasa hazırlamalarına şiddetle karşı çıkıldı.

22 Temmuz seçimi sonrasında iktidarın yeni bir anayasa hazırlama girişimi gündeme geldiği zaman sistem ve statüko temsilcilerinin derhal sahneye çıkıp “Anayasaları ancak harp kazanmış veya olağanüstü durumların ardından teşkil edilmiş kurucu meclisler yapabilir” diyerek isyan bayrağı açmaları bunun bir tezahürüydü.

Ve gelinen noktada görünen o ki, bu direniş aşılabilmiş değil. Tam tersine, halktan aldıkları çok büyük oy desteğine rağmen, seçilmişler, yeni anayasa projesini rafa kaldırmış durumdalar.

Çünkü altı yıl önceki ilk seçim başarılarının hemen akabinde sonuçlandırmaları gerekirken sürekli erteledikleri “anayasayı yenileme” projesini gerçekleştiremeyişlerinin kurbanı oldular.

Değiştiremedikleri anayasa altı yıl boyunca hep onların ayak bağı oldu ve son dönemde ise ölüp ölüp dirildikleri bir kâbus sürecini yaşattı.

Sürecin bundan sonraki safahatı da, yine aynı anayasa sebebiyle, demokles’in kılıcını hep tepelerinde sallanıyor hissedecekleri, alabildiğine boğucu, kasvetli ve sıkıntılı bir tablo arz ediyor.

İşin garip taraflarından biri, Mecliste yine büyük çoğunluğu ellerinde bulundurmalarına ve buna ilâveten parlamentodaki muhalefetin en azından bir bölümünün de desteğine rağmen, bu tabloyu değiştirmeye yönelik bir adım atabileceklerine dair bir işaretin ufukta görünmeyişi.

İşte bu, tam bir kilitlenme hali. Ve siyasetin tümünü kapsayan bir kilitlenme. 3 Kasım 2002 seçimiyle başlayıp 22 Temmuz 2007 seçimiyle devam eden yeni dönemin, son seçimden bir sene sonra gelip dayandığı nokta maalesef bu.

Yargı vesayetinde yürüyen bir çeşit ara rejim niteliğindeki bu sıkıntılı tünelden nasıl çıkılır?

AKP bunu, yaklaşık dört yıldır ara verdiği AB sürecini tekrar canlandırıp, ulusal program çerçevesindeki reformları gerçekleştirmeye koyularak denemeye karar vermiş gibi görünüyor.

Ancak bunca olup bitenlerden sonra, özellikle tıkanıklığın birinci derecedeki sebebi ve sorumlusu haline gelen yüksek yargıyı bu durumdan çıkaracak köklü ve yapısal reformları gerçekleştirmek suretiyle siyaset ve demokrasi üzerindeki yargı vesayetini kaldırmak son derece zorlaştı.

Hal böyle olunca, reform adı altında yapılabileceklerin, esasa taallûk etmeyen detaylarla sınırlı kalması sürpriz olmaz ve kimseyi şaşırtmaz.

Ama bu tablo da ilânihaye sürdürülemez. Kaçınılmaz şekilde gündeme gelecek bir seçimin çare olması ise siyasetin reel gerçeklerine dayalı demokratik alternatiflerin ortaya çıkmasına bağlı.

30.08.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (29.08.2008) - Çıkış arayışı

  (28.08.2008) - Milliyetçilik ve AB

  (27.08.2008) - “Unutulan” taahhüt

  (26.08.2008) - AB’ye dönüş?

  (24.08.2008) - Kuraklık ve Nurcular

  (23.08.2008) - Nerede hakkın hatırı?

  (22.08.2008) - Darbecinin sonu

  (21.08.2008) - Asker ve irtica

  (20.08.2008) - TSK'da farklı süreç

  (19.08.2008) - Çelik korse

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Site yöneticisi | Editör
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır