"Gerçekten" haber verir 04 Eylül 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Kazım GÜLEÇYÜZ

Yanlış sözler



Komutanların verdiği mesajlarla ilgili birkaç hususa daha temas ederek, gündemin asker faslına şimdilik nokta koyalım.

Bunlardan biri, Genelkurmay Başkanının bir taraftan dini Türk askerinin moral değerleri arasında yeri olan bir unsur olarak nitelerken, diğer taraftan dinî düşüncelere ağırlık verilip dine bağlı hayat tarzının yaygınlaşmasını eleştirel bir üslûpla ele almasının oluşturduğu derin çelişki.

Bir diğeri, yine Başbuğ’un Atatürk için “Türk ordusunun ve ulusunun ebedî başkomutanı ve lideri” ifadesini kullanması. Halbuki İslâma ve diğer semavî dinlere göre, “ebedîlik” sadece Allah’a ait olan bir sıfattır. Yaratılmış fânilere izafe edilemez. Yaratılmışların en üstünü kılınan Peygamberimiz (a.s.m.) için dahi kullanılamaz.

Bu yanlış ifade, bize, 1994’te Burdur’da yaptığımız kısa dönem askerliğimizde, eğitim alanlarındaki levhalara yazılıp törenlerde askerlere hep bir ağızdan bağıra bağıra söylettirilen “Atatürk en büyük insandır” hezeyanını hatırlattı.

Askerlik dönüşü ilk işlerimizden biri bunun yanlışlığını şu cümlelerle vurgulamak olmuştu:

“Halkın ezici bir çoğunluğunun ‘en büyük insan’ olarak Hz. Peygamberi (a.s.m.) tanıdığı bir ülkenin kışlalarında, bu sıfat başka bir şahsa bahşedilebilir mi? Milletimizin ‘Peygamber ocağı’ olarak görüp bağrına bastığı bir orduda, Atatürk için ‘en büyük insandır’ sloganının hemen hemen her yerde tekrarlanması neyin nesidir?”

(Yeni Asya, 21.6.1994; bu yazıyı “Ordu ve Demokrasi” kitabımızda da bulabilirsiniz, s. 106)

Sanıyoruz, daha sonra o talihsiz slogan “en büyük komutan” şeklinde değiştirildi. Ancak bu şekli de problemli. Çünkü objektif harp tarihi uzmanlarınca belirlenen listelere göre, bu ünvan için çekişen çok daha çetin rakipler mevcut.

Ama, bu işin konumuz dışındaki bir boyutu.

Demek istediğimiz şu ki, bağlı olunan kişiyi yüceltme adına tevessül edilen mübalâğa ve abartmalar her zaman ters teper. İşte fâni bir şahsa “ebediyet” izafe etmek de bunlardan biri.

Buradan AB bahsine geçecek olursak:

Başbuğ Türkiye’nin AB üyeliğini, Atatürk’ün “muasır medeniyetler seviyesine ulaşma” hedefi çerçevesinde değerlendiriyor. Ancak “TSK, M. Kemal’in çizdiği cumhuriyetin kurucu felsefesinin kollanması ve korunmasında her zaman taraftır” diyerek, bunu “laik ve üniter ulus devlet” kavramlarında “somutlaştırmak” suretiyle tekrarladığı klasik tavır, AB sürecinde yol almamızın en büyük engellerinden birini oluşturuyor.

Yeni Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Işık Koşaner’in yoğun eleştiri alan “AB yasaları, terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin görev yapmasını zorlaştırıyor” şikâyeti de, aynı yaklaşımın tezahürlerinden biri olarak ortaya çıkıyor.

Bilindiği gibi, bu yakınma da son birkaç yıldır askerî cenahta defaatle dile getirilen bir husus.

Haddizatında terörle mücadele pratiğinde ortaya çıkan ihtiyaçlar ilgili yasalarda gerçekten birtakım düzenlemeleri gerektiriyor olsa bile, bunun ifade edilmesi AB sürecinde askerin başından beri sergileyegeldiği isteksiz ve soğuk tavırla irtibatlandırılarak bu eleştirilere yol açıyor.

Onun için, askerin AB reformlarında engelleyici imajından kurtulmak için, asker-sivil ilişkilerinin çağdaş standartlara uydurulmasında aktif rol üstlenmesi lâzım ki, sıkıntılar aşılabilsin.

Bu bağlamda yine Org. Koşaner’in ağzından sâdır olan talihsiz bir söz de şu: “TSK’nın, ulusun denetimi dışında bir denetime ihtiyacı yok.”

Tam da askerî harcamaların Sayıştay denetimine alınmasının—bilmiyoruz kaçıncı kez—yine gündeme geldiği bir ortamda sarf edilen bu beyan ne anlama geliyor? “Bizi yargı denetleyemez, millet denetler” diyen bir meydan okuma mı? Eğer öyle ise nerede kaldı demokrasiye bağlılık ve hukuka saygı? Sayıştay da bir yargı kurumu olarak “millet adına” görev yapmıyor mu?

Dileriz ki, o söz bir sürç-i lisan olarak kalsın.

Ve bekleriz ki, öyle olduğu resmen açıklansın.

04.09.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (03.09.2008) - Rötuşlu mesajlar

  (02.09.2008) - Millet ve asker

  (31.08.2008) - Ramazaniye

  (30.08.2008) - Siyasî kilitlenme

  (29.08.2008) - Çıkış arayışı

  (28.08.2008) - Milliyetçilik ve AB

  (27.08.2008) - “Unutulan” taahhüt

  (26.08.2008) - AB’ye dönüş?

  (24.08.2008) - Kuraklık ve Nurcular

  (23.08.2008) - Nerede hakkın hatırı?

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Site yöneticisi | Editör
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır