"Gerçekten" haber verir 09 Şubat 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

M. Latif SALİHOĞLU

Hürriyet aşkı ve demokratlık



Yer darlığı sebebiyle, Namık Kemâl'in "Hürriyet Kasidesi" ile Üstad Bediüzzaman'ın "Hürriyete Hitap" nutkunu bir gün arayla ve yorumsuz bir şekilde sizlere takdim ediyoruz.

Bu arada, aktüel bir meseleden dolayı karşımıza çıkan "Bediüzzaman yaşasaydı, hangi partiye oy verirdi?" şeklindeki suâle de, şimdilik yine kısaca bir cevap vermeye çalışalım.

Bediüzzaman yaşasaydı, kime oy vermezdi?

Bediüzzaman Said Nursî'nin hizmetini samimane bir şekilde takdir eden bir yazarın sanal medyada dolaşıma giren "Bediüzzaman yaşasaydı, kime oy verirdi?" başlıklı yazısı, Üstad Bediüzzaman'ın tâ ilk Meclis'ten vefatına kadar olan hayat seyri içindeki duruşunu yansıttıktan sonra, meseleyi oradan da alıp kendince günümüz tablosuna tatbik etmeye çalışıyor. Netice itibariyle de, "Yaşasaydı şayet, bugünkü iktidar partisini desteklerdi" deniliyor.

Bu yazının ilk bölümüne ekseriyetle katılmakla beraber (teknik bazı hatalar var), sonuç bölümüne katılmamız, sûret–i kat'îyyede mümkün değil. Zira, ortada—bilmeyerek de olsa—çok ciddî bir sapma ve saptırma gayreti var.

Yani, niyet iyi; fakat, her iyi niyetten iyi netice çıkmadığı gibi, burada da nihayet derecede tehlikeli ve sakıncalı bir mecraya doğru sürüklenme tehlikesi göze çarpıyor. Şimdilik, kısa bir izahla değinmeye çalışalım; genişçe izahât ise, "Ahrar–Demokrat" dizi yazısında...

Sayın yazar, söz konusu yazısında, Said Nursî'nin siyasî tercihini "meslek–meşrep" düstûrundan kopartarak, dahası yine o zâtın târif etmiş olduğu "Ahrar–Demokrat" çizgiden saptırarak ve maalesef şu bir tek gerekçeye indirgeterek izaha çalışmış: "Halk Partisi karşıtlığı..."

Şüphesiz, bu da geçerli gerekçelerden bir tanesidir. Lâkin, Üstad Bediüzzaman'ın siyasetteki muktesit mesleğini bu tek gerekçeye getirip dayandırmak hem yanlış olur, hem de onu hakkıyla tanımamak/tanıtmamak anlamına gelir.

Ayrıca, şu mühim noktanın özellikle bilinmesi gerekmektedir: Üstad Bediüzzaman'ın Emirdağ Lâhikasında yer alan "Bu vatandaki dört parti/dört temayül" meselesini izah eden iki–üç mektubunda, Halk Partisinin karşısında bir değil, tam üç siyasî temayülün olduğunu ifade eder.

Meselâ, bunlardan biri Demokrat iken, bir diğeri ise Millet Partisidir.

Gariptir ki, Bediüzzaman, Millet Partisini de iki şıkka ayırmakta olup, bunlardan birinin dinî, diğerinin ise, millî/ırkî duyguları ön plana çıkardığını nazara verir.

Aynı mektuplarda, ayrıca "vatan, millet ve İslâmiyet" nâmına desteklenen Demokrat Partinin iktidardan düşmesi halinde, "tek başına iktidara gelme şansı"na Halk Partisinin değil, Millet Partisinin sahip olduğunu açıkça ifade eder.

İşte, biz de burada açıkça iddia ediyor ve devam eden "Ahrar–Demokrat" seri yazısında da ispat etmeye çalışıyoruz ki, dindarlık yönü ağır basan ve Millî Görüşün gömlek değiştiren modern versiyonu mânâsındaki mevcut iktidar partisinin fikir ve siyaset telâkkisi, anahatlarıyla Millet Partisi orijinlidir. Kökü ve kökeni itibariyle gidip ona dayanıyor.

Dizi yazıyı takip edin, bunun böyle olduğunu âyân–beyân göreceksiniz.

Dolayısıyla, iktidar partisi yerine göre dindardır, yerine göre "Milletçi"dir, yerine göre Atatürkçüdür... Nitekim, Halkçılardan daha ziyade Atatürkçü olduklarını bizzat kendileri iddia etmektedirler.

Elhâsıl: Üstad Bediüzzaman yaşasaydı bugün, böyle bir partiyi destekler miydi? Kesinlikle hayır. Bu noktada zerre kadar olsun, bir tereddüt eseri dahi taşımamaktayım. Tıpkı, bugünküne benzer sıkıntılara (Baskıcı "Dindar çoğunluk şöyle–böyle" sıkıntısı) mâruz kaldığımız 1973/77'deki MSP'li dönemlerde, 1982'deki Anayasa Referandumunda, 1983/87'deki ANAP'lı dönemlerde, 1991/95'teki Refah'lı dönemlerde olduğu gibi...

Son birkaç not:

Bazı okuyucularımızın sorduğu hür ve serbest durumlar için geçerli olan "sevâd–ı âzam" ölçüsünün, yüzde elli ve yukarısına tekabül ettiğini ve bu ölçüyü siyaset âlemine tatbik ettiğimizde ise, karşımıza sadece ve sadece 1950'li yıllar ile 60'lı yıllarda hür ve serbestçe yapılan genel seçim sonuçlarıyla örtüştüğünü görebilmekteyiz.

Bu arada, siyasî partilerin son 2000'li yıllardaki oy oranlarını çokça önemse-yenlerin, şu noktayı düşünmelerini tavsiye ederiz: Gerek tek başına iktidarda olan partinin ve gerekse diğer partilerin bunca yıldır Üstad Bediüzzaman'a ve onun eserleri olan Risâle–i Nur'a yüzde kaç oranında değer verdikleri düşünülsün. Bunca zamandır Meclis'ten bir tek kişinin, evet bir tek mebusun çıkıp da memleketin bunca hayatî meselesinin görüşülüp konuşulduğu Meclis'te, bir kez, evet bir kez olsun "Bediüzzaman"dan, yahut "Risâle–i Nur"dan bahsedip etmediği düşünülsün.

Üstad Bediüzzaman'ı ve onun her bakımdan asrın reçetesi olan Nur dâvâsını unutan, yok sayan, adeta "ademe mahkûm" eden bir Meclis'ten ve Bediüzzaman'la dostluğunu deklare etmekten korkan bir hükûmetten benim ne gibi bir beklentim olabilir? Benim onlara nasıl bir nazarla bakmam istenebilir?

Hâsılı: Halkçılar gibi Milletçilere de asla yüz vermeyen ve fakat onlarla kavga da etmeyen aziz Üstadıma aynen biat edip kemâl–i sadâkatla tâbi oluyorum. Beni, başka da bir kayıt–kuyut bağlamaz.

Nâmık Kemâl'in Hürriyet Kasidesi

Görüp ahkâm–ı asrı münharif sıdk u selâmetten

Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb–ı hükûmetten

Hakîr olduysa millet, şanına noksan gelir sanma

Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr û kıymetten

Muin–i zalimin dünyada erbâb–ı denâettir

Köpektir zevk alan sayyâd–ı bî–insafa hizmetten

Biz ol âl–ı himem erbâb–ı cidd ü ictihâdız kim

Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten

Ne gam pür âteş–i hevl olsa da kavgâ–yı hürriyet

Kaçar mı merd olan bir cân için meydân–ı gayretten

Felek her türlü esbâb–ı cefasın toplasın gelsin

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten

Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ–yı hürriyet

Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr–i hürriyet

Esîr–i aşkın olduk gerçi, kurtulduk esâretten

Ne yâr–ı cân imişsin ah ey ümid–i istikbâl

Cihanı sensin azad eyleyen bin ye's ü mihnetten

Senindir devr–i devlet hükmünü dünyaya infâz et

Hüdâ ikbâlini hıfzeylesin her türlü âfetten

09.02.2009

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (07.02.2009) - İşte Kemâl'in "Rüyâ"sı

  (05.02.2009) - Bayraktar Namık Kemâl, Sancaktar Bediüzzaman

  (03.02.2009) - Davos, seçimlere tahvil edilmesin

  (02.02.2009) - Yeni Osmanlılar/Ahrarlar

  (31.01.2009) - Tenkitçilerin mantığı

  (29.01.2009) - Latife Hanım ve gizli Lozan görüşmesi

  (28.01.2009) - Üniversiteli gençlerle...

  (26.01.2009) - İstiklâl kahramanı, istiskal edildi

  (24.01.2009) - Buzdağı (aysberg)

  (22.01.2009) - Toptancılık tarafgirliktir

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır