11 Temmuz 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Dergilerimiz

Selim GÜNDÜZALP

Bir gencin uyanışı


A+ | A-

Herkesin zihnindeki ve hayalindeki kötülükleri unuttuğu günlerden bir gündü.

O gün böyle bir gündü.

Günlerden bir gün değildi. Özeldi…

Peki neydi o zaman farklı kılan hayatı?

Öyleyse dinlemeye hazır olun.

***

Güneşin nazla değil, niyazla doğduğu… Başların üzerinde pırıl pırıl parladığı… Kuşların mavi göklerde bin bir seslerle şakıdığı… Rüzgârsız olmaz elbet, onun da bu sofrada fısıltıyla bir şeyler anlattığı…

Hâsılı; muhteşem kâinat korosunun küçük-büyük demeden katıldığı…

Günlerden bir gündü…

Sabahlardan bir sabah…

“Ömrün böyle güzel anları da varmış. Hayat bu işte. Yaşamaya değermiş” dedirtecek cinsten bir sabah…

Seher vaktinin bereketiydi hepsi.

Genç bir adam yatağında doğrulmuş düşünceler içindeydi.

Dalgındı, ama azimli ve ümitliydi.

Günlerdir kendini hiç bu kadar güçlü hissetmemişti.

Neydi o omuzundaki ağırlıklar, o lüzumsuz yükler. Neydi? Çoğu ona ait olmayan fuzuli şeylerdi. Neydi bunlar? Niye kene gibi yapışmış, kanını emmişti? Niye taşımak zorunda kalmıştı yıllarca? Atamıyor, bir kenara bırakamıyordu onları hayli zamandır. Ama olmuştu işte.

Güvenini boşuna çıkarmamıştı Rabbi. Derin ve ağır bir uykudan uyanmıştı adeta…

Demek ki oluyormuş…

Duâ eder gibi açtığı ellerine yakından baktı; temizdi. Kalbini yokladı, o da öyle…

Derin bir “oh” çekti. Rabbine şükretti.

Günahlardan arınmış ve affedilmiş gibi hissetti kendini...

Anacığının yadigârı yarım asırlık sürahiden bir bardak su içti sindire sindire…

Besmeleyle içince, suyun bile tadı farklıydı.

Bir bardak daha içti. Nedense bir önceki lezzeti alamadı.

***

Dünyadaki nimetlerin âkıbeti böyleydi…

Oysa Cennetteki her nimetin her tadımında bile, birbirine benzemeyen farklı zevkler, farklı tatlar olacaktı.

Zaten dünya nimetlerinin Cennetteki asıllarına müşteri olmak için burada değil miydik?

Genç adam, akşam seyrettiği haberleri düşündü. Nasıl bir oyundu bu?

Yıllardır önüne geçemiyor; en kıymetli vaktini bu büyülü kutu, kara delik gibi yutuyordu adeta. Ama artık yeterdi.

Bazen şerden hayır doğarmış derler ya. O da bu çirkin tabloların ardından güzel bir karar almıştı o gece. Ve ilk defa ruhu rahattı, rüyaları bile değişmişti. Kâbuslar gitmişti…

Gerçek hayattan insanı soyutlayan, ideallerinden uzaklaştıran televizyonun fişini o gece çekmişti. Onu uzak bir odaya yolcu etti. Okuması gerektiği kitapları, bir bir o boşluğa yerleştirdi. Epey de okunacak eser vardı doğrusu. Olsun, artık kafası rahattı…

Eski zaman kâhinlerinin düğümler atıp, iplere okuyup üflemelerinin ve büyü yapmalarının yerini, modern zamanlarda kablolar, antenler almıştı adeta. İnsanı en zayıf yanından kendine tutsak ediyordu bunlar.

Tek kıymetli sermayesi olan ömrü, hani buz satan öyküsündeki gibi eriyor, tükeniyordu.

Şükür ki, bu tuzağı fark etmişti. Geç de olsa uyanmıştı. İşte böyle bir sabahtı bu…

Rahmetli baba dostu kuru kahveci Nuri Amca’nın hediyesi olan yeşil kaplı o kitabı, Kastamonu Lâhikası’nı açtı. İçinden bir cümle okudu:

“Sizler baktınız, günahlardan başka ne kazandınız? Ben bakmadım, ne kaybettim?” diyordu Bediüzzaman. Üstelik bunu 1940’lı yıllarda radyo başına koşanlar, II. Dünya Harbi’nin safahatını merak edenler için söylüyordu.

Karşımızda ebedî bir hayatı ebediyyen kaybetmek ya da kazanmak dâvâsı açılmıştı. Bundan daha önemli ne olabilirdi bir insanın hayatında.

Burada özetle Bediüzzaman, zalimlerin satranç oyunlarından yüz çevirmek gerektiğini ifade ediyordu...

Onlar bizim elimizdeki kudsî nurlara ve elmaslara müşteri olmadıkları halde, bizim kudsî hizmetimizin zararına onların oyunlarıyla oyalanmamızın hata olduğuna dikkat çekiyordu.

***

O gün okumanın önündeki engelleri bir bir aşmayı denedi. En büyük engel olarak gördüğü televizyonun da defterini dürdü.

O gün sayısız güzellikler yaşadı. İçi doğduğu günkü gibi masum ve temizdi.

20 kanal, 50 kamera ile milyonlarca insanın hayatı karartılıyordu. Yalan, riya, şöhret, alkış, dedikodu, gıybet, hâsılı bir yığın Cehennem malzemesi doluydu bu kutunun içinde. Hem de Kur’ân, fasıkların verdikleri haberlere güvenmemek gerektiğini söylüyordu zaten.

Bir çizgi çekti yalan ve günah dünya ile arasına. Sahabe asrındaki gibi kalın bir çizgiydi bu.

Beyaz adamın esir ettiği, esrarlı bir madde ile uyutup uyuşturduğu ve zombileştirdiği Afrikalı zencilerin, tuzlu fıstık yiyerek yıllar süren o ağır uykudan uyanmaları gibi, genç adam da bu sabah tam uyanmıştı.

Risâlelerin uyarıcı ve uyandırıcı etkisini bir kez daha görmüş ve yaşamıştı o gün, hem de hakkalyakîn.

Sahabelerin hayatlarında meydana gelen o büyük değişikliğin sırrını bir derece anlamıştı o gün.

“Sohbet-i Nebeviye ne derece bir iksir-i nurânî olduğu bununla anlaşılır ki: Bir bedevî adam, kızını sağ olarak defnedecek bir kasâvet-i vahşiyânede bulunduğu halde gelip, bir saat sohbet-i nebeviyeye müşerref olur; daha karıncaya ayağını basamaz derecede bir şefkat-i rahîmâneyi kesb ederdi. Hem, câhil, vahşî bir adam, bir gün sohbet-i nebeviyeye mazhar olur; sonra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi, mütemeddin kavimlere muallim-i hakâik ve rehber-i kemâlât olurdu.” (Sözler, 27. Söz, s. 451)

Genç adam sahabelerin hayatlarına ve fedakârlıklarına hayrandı. O yolda yürümek ve sahabe mesleğinin cilvesine mazhar olmak için gafletten ayılmak ve uyanmak gerektiğini yakînen anladı ve yaşadı o sabah…

Sonra neler mi oldu? Onu da İnşallah başka yazıya saklayalım olmaz mı?

Hz. Peygamber Efendimiz’e (asm), âl ve ashabına sonsuz salât ve selâm olsun İnşallah.

Nice genç kardeşimizin uyanışına vesile olmayı da Rabbimizden niyaz ediyoruz.

11.07.2009

E-Posta: sgunduzalp@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (04.07.2009) - “Gün eksilmesin penceremden”

  (27.06.2009) - SÖZÜN GÜCÜ ÖZÜNDE

  (20.06.2009) - Sevemez kimse beni, Senin sevdiğin kadar

  (13.06.2009) - Dünya bir rehgüzârdır

  (06.06.2009) - “Şımdı oku, kabırde okuyamazsin”

  (30.05.2009) - Eyüp Sultan’daki emanet

  (23.05.2009) - Duyulmuyor kalbin sesi

  (16.05.2009) - İnancı olanın yolu kaybolmaz

  (09.05.2009) - Annem annem güzel annem

  (02.05.2009) - Hayatı nasıl yaşıyoruz?

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Gültekin AVCI

  H. Hüseyin KEMAL

  H. İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.