18 Kasım 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Kazım GÜLEÇYÜZ

Tarihî ikaz


A+ | A-

Prof. Dr. Halil İnalcık’ın yaptığı uyarı, Atatürk milliyetçiliği adı altında dayatılan ve hâlâ türlü tevillerle savunmaya çalışılan anlayışın Türkiye’yi karşı karşıya getirdiği tehlikeyi olanca açıklığı ile gözler önüne seriyor:

“Milyonları bulan azınlıklar kendi millî bilincini oluşturdu. ‘Türk milletinin bir parçası değiliz’ hissiyatı var. Türkiye Cumhuriyeti temelinden sarsılıyor. Büyük bir bunalımın içindeyiz.”

Bu tablo karşısında Osmanlı gibi de davranamayacağımızı şu gerekçeyle izah ediyor İnalcık:

“Biz Osmanlı değiliz. Osmanlı azınlıkların üzerindeydi. Aynı şeyi biz yapalım olamaz. Millî bir devletiz. Yeni devletimiz Türk devleti olarak, belli bir etnik grubun devleti olarak kuruldu. Cumhuriyet, Atatürk zamanında Türk devleti ve Türkiye olarak kuruldu.” (Milliyet, 16.11.09)

Bunun sonucunda üçüncü neslin büyük problemlerle karşı karşıya olduğunu belirten İnalcık, “Bunu nasıl halledeceğiz bilmiyoruz” diye ekliyor.

İnalcık’ın sözleri, “Efendim, Türk milleti tabiri etnik anlam taşımıyor; diğer etnik kökenden gelenleri de içine alan bir üst kimlik olarak kullanılıyor” tevillerini bir çırpıda askıda bıraktırıyor.

Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un, kimilerince “büyük açılım” diye alkışlanan, M. Kemal’den muktebes “Türkiye halkı” tabirinin de çıkmazdan kurtulabilmek için yetmeyeceğini gösteriyor.

Keza, CHP lideri Baykal’ın Meclisteki açılım görüşmelerinde bir kez daha tekrarladığı, “Türk olmak üst kimliktir; Kürt, Arap, Laz, Boşnak... Türk milletinin Kürdü, Arabı, Lazı ve Boşnağıdır” şeklindeki tevil çabalarını da boşa çıkarıyor.

Çünkü gerçek son derece yalın ve net.

İnalcık’ın dediği gibi, Cumhuriyet Atatürk zamanında ve onun tarafından Türk adını taşıyan belli bir etnik grubun devleti olarak kuruldu.

Daha sonraki süreçte uygulamaya konulan Türkçü politikalarla, Osmanlı hakimiyetinde asırlarca bir arada yaşamış olan farklı unsurlar dışlandı, yok sayıldı; “Türk” olmaya, kendilerini “Türk” hissetmeye zorlandı. Kürtler için “dağ Türkü” gibi yakıştırmalar yapıldı. Kürt sözünün postalla kar üstünde yürürken çıkan “kart-kurt” sesinden geldiği gibi inciler döktürüldü ve bunlar devletin önemli belgelerinde yer bulabildi.

Ve bunlar, yakın zamanlarda Kara Kuvvetleri ve Jandarma Komutanlığı görevlerinde bulunmuş olan Aytaç Yalman gibi isimler tarafından, “Meğer bize yanlış öğretilmiş” diye itiraf edildi.

1930’lu yıllarda hazırlanan resmî raporlara da aksettiği üzere, bölgeler arası nüfus kaydırmaları dahil, çok yönlü asimilasyon politikaları gündeme geldi. Bunların bir kısmı uygulandı, bir kısmı uygulanamadı. Ancak bilhassa eğitim yoluyla “Türkleştirme” siyasetleri uygulamaya konuldu.

Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı Güneydoğu ve Doğu bölgelerinde, dağlara taşlara kazınan “Ne mutlu Türküm diyene” yazılarıyla, Türkçü politikaların Kürtlerde yol açtığı aksülamel ve hassasiyetleri hep tahrik eden bir ortam oluşturuldu.

Osmanlıyı yönetenler de Türklerdi. Ama Türklüklerini değil, İslâm kardeşliğini, adalet ve şefkati esas alan politikalar uyguladıkları için, üç kıtaya yayılan topraklarda asırlarca hükmettiler.

Ne zaman ki, Avrupa’nın Müslümanları parçalayıp birbirine düşürmek için aralarına soktuğu ırkçılık fitnesi işin içine girdi ve Türkçülük, Arapçılık, Kürtçülük... cereyanları öne çıktı, ondan sonra koca cihan devleti dağıldı ve çöktü.

İnalcık’ın “Belli bir etnik grubun devleti olarak kuruldu” dediği Türkiye Cumhuriyetinin uyguladığı politikalarla işin daha ileri boyutlara götürülmesi ise, bugünkü sıkıntıları ortaya çıkardı.

“Türkçülük“ adına uygulanan baskı, dayatma ve asimilasyon politikaları, hem evvelce hiç olmayan Kürtçülük hissiyatını tahrik etti, hem de Türklüğü sevimsiz ve antipatik bir hale getirdi.

Eğer çözüm isteniyorsa, herkesi “Ne mutlu Türküm diyene” demeye zorlayan anlayıştan bir an önce vazgeçilmesi ve “Türk milleti”ni üst kimlik olarak dayatan zorlamalı tevillerin terki şart.

18.11.2009

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (17.11.2009) - Atatürk’le açılım olur mu?

  (15.11.2009) - Şevk “mesaj”ları

  (14.11.2009) - Sistem değişmeli ki...

  (13.11.2009) - Asıl belge bu

  (12.11.2009) - Kişiden önce sistem

  (11.11.2009) - Gereğini yapmak

  (10.11.2009) - 10 Kasım ve açılım

  (08.11.2009) - İmanla kabre girmek

  (07.11.2009) - Manzara-i umumiye

  (06.11.2009) - İslâm birliği ve barış

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Gültekin AVCI

  H. Hüseyin KEMAL

  H. İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nurullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin YAŞAR

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.