"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sonsuzluğa açılan pencereler

Abdurrahman AYDIN
18 Temmuz 2019, Perşembe
“Madem âlem-i bekâ, şu âlem-i fenâdan yapılacaktır”1 Çapı belli bu dünya bir mezraa, mahşer bir harman, aslı el’an mevcut olan Cennet ve Cehennem ise birer mahzendir. Nasıl oluyor da, sonsuz bir hayatın malzemeleri bu sonlu dünyada üretilebiliyor? Hem nasıl oluyor da, bu sonlu âlem, Sonsuzluk Sahibinin hadsiz tecelliyâtını yansıtabiliyor?

Birbirinin tam karşısında duran iki ayna, nasıl ki, arada kalan görüntüyü sonsuz sayıda çoğaltır. Aynen öyle de, kudret-i İlâhiye her bir varlığı ayna özelliğinde yaratmış ve o ayinedarlık özelliği vasıtasıyla mevcudatı sonsuz sayıda çoğaltmıştır. Halen aynalardan oluşan bu dev fabrika gözümüz önünde çalışmakta ve içine olup biten tek bir şeyi, sonsuz sayıda kopyalayarak ahiret âlemlerine aktarmaktadır.

Bu aynaların şeffafiyet ve letâfetleri bir birinden farklıdır. Meselâ, cam şeffaftır, ama letafeti azdır, zira katıdır. Su da şeffaftır, ama letafeti camdan fazladır, içinde yürünebilir. Havaya gelince, ondaki şeffafiyet o kadar artmıştır ki, göz onu göremez, letafeti o kadar fazladır ki, içinden geçildiği halde pek hissedilmez.

Bu sayılan üç maddenin, aynalık özellikleri, yani bir şeyi çoğaltma kabiliyetleri şeffaflıkları ve incelikleri oranındadır. Cam, karşısındaki cisimlerin görüntüsünü bir adet çoğaltır. Hava ise, içine giren hem sesleri, hem sinyalleri, hem de görüntüleri kendi zerreleri sayısınca çoğaltmaktadır. Üstelik havada çoğalanlar aslının aynıdır. “Kudretin şu matbaasında sırr-ı tenasül, kalem-i sun’-u İlahî acib istinsah ediyor!” 2

Kesif (yoğun) olan mülk âleminden, numûne olarak ve sırasıyla camı, suyu ve havayı ve bunların “çoğaltma = istinsah kabiliyetlerini” gördük. Peki ya, mülk âleminin iyice şeffafiyet kazanmış olan arka tarafına doğru, yani melekûtiyet tarafına doğru gittiğimizde bu “çoğaltma kabiliyeti” nasıl tezahür eder?

Bakalım: Şeffafiyet ve letâfet sırasına göre mülk âleminden yola çıktığımızda sırasıyla camı, sonra suyu, sonra da havayı bulduk. Daha ileriye gittiğimizde mülk âleminin sınırına yaklaşır ve orada da esiri fark ederiz. Esir maddesi “zerratın tarlası” olan3 adı üstünde “maddî bir madde” ve “camid bir maddedir.” Su gibi mevcûdatın aralarına nüfuz etmiştir. 4 Ama o kadar şeffaf ve latiftir ki “hadsiz bir surette tecezzî ve inkısam” edebilir. 5 Fesübhânallah! Fizik âlem, bütün teşkilât ve halleriyle, bu lâtif maddeden çoğaltılmaktadır.

Esiri geçince galiba artık âlem-i mülkü, yani fizik âlemi geride bıraktık; melekût âlemine ulaştık. Bir başka anlatımla, üç boyuta inerek kesafet kazanmış ve dolayısıyla gözle görülür hale gelmiş tenteneli bir perde 6 mahiyetindeki şehâdet âlemini geçip melekuta, yani daha güçlü 7, daha şeffaf ve daha latîf âlemlere vardık. Şimdi karşımıza ilk çıkan ayna “Âlem-i Misal” oluyor.

Bu son üç ayna, yani hava, esir 8 ve özellikle âlem-i misal, rûhaniyatın ve meleklerin kolayca intikaline vasıta olduğu gibi 9 ayrıca onları adeta çoğaltıyor. Çünkü “Âlem-i Misalin ayrı ayrı ayinelerinde misalleri, onların aynıları” 10 oluyor. “Tahdidi kabul etmeyen âlem-i misalin pencerelerinde temaşager bir ruhun gayr-i mahsur timsalleri de, birer ruh-u mütecessiddir. Havassına maliktir, onun gayrı değillerdir” 11 Böylece âlem-i misal, nûranî ve ruhanîleri yansıtarak bir nevi çoğaltıyor.

Ayrıca “Âlem-i misal, nihayetsiz fotoğraflar ve her bir fotoğraf, hadsiz hâdisat-ı dünyeviyeyi aynı zamanda hiç karıştırmayarak alıyor. Binler dünya kadar büyük ve geniş bir sinema-i uhreviye ve... pek büyük bir fotoğraf makinesi olarak” 12 her yönden, her hâli ve vaziyeti kaydedip istinsah ediyor ve Cennete gönderiyor. “Bu âlem-i şehadette velev küçük şeyler de olsa -çekirdek gibi- âlem-i misalde tecessüm-ü meâninin tesiriyle bir büyük ağaç oluyor” 13 “özleri dünya toprağı altında, sünbülleri âlem-i misalde inkişaf ediyor” 14 ve büyüyüp çoğalıyor.

Âlem-i misal “âlem-i cismânî ile âlem-i rûhânî arasında bir köprü” 15 olduğuna göre âlem-i misali geçtiğimizde ondan daha lâtif olan ruhlar alemi karşımıza çıkıyor. Ruh ise, âlem-i misal vasıtasıyla mekân kayıtlarını aştığı gibi, kendinden daha lâtif olan zaman’ı kendine bir ayna yaparak mazi ve müstakbelde, onun için geniş olan daire-i hayat ve vücutta 16 tecezzi etmeden aynıyla cevelan ediyor. Ruhu yansıtan zaman bir başka işi daha yapıyor. O da kudret kaleminin yazar bozar bir tahtası hükmünde kâinatın çoğaltılmasına ve kendi şeridine asılmasına vasıta oluyor. Böylece Allah “Belki her saatte, mu’cizât-ı kudretinden yeni yeni birer kainat gösterir” 17 Demek, kainat iki kavanozlu bir kum saati gibi, her an İmam-ı Mübinden akıp ortadaki geçiş yerinde (şehadet âleminde) bize görünerek diğer kavanoza (elvah-ı mahfûzaya ve ahiret âlemlerine) dökülüyor.

Hayal, sadece görüntüleri yansıtıp çoğaltırken, fikir ondan daha lâtif bir ayna olduğundan görüntüden mahrum olan manaları yansıtıp istinsah edebiliyor.

Evet “Kudret-i Zülcelâlin pek çoktur mir’atları. Herbiri ötekinden daha eşeff ve eltaf...” 18 “Fâtır-ı Hakîm, kemal-i kudret ve hikmetini göstermek için az bir şeyden çok mahsûlat aldırır” 19

Hülâsa, Kudret-i Ezeliye, bırakın melekût âleminin o lâtif varlıklarını, onlara göre kesafetli sayılan mülk âleminin varlıklarını bile, her birini bir dijital ayna, bir fabrika, bir maatbaa hükmüne getirip sonsuzluk âlemlerinin levazımat ve malzemelerini o fabrikalarda, hem de bir kısmını gözümüz önünde çoğaltmaktadır. İşte bir fabrika veya matbaa yahut ayna misal olan bütün bu mevcudatın pencerelerinden bakanlar, sonsuzluk âlemine yetecek kadar malzeme üretildiğini görebilirler. İsterlerse aklın gözüyle daha geniş ve güçlü bir ayna veya matbaa olan melekût âlemlerinde, Vâcibü’l-Vücûdun tecelliyatının nihayetsizliğini seyredebilirler. “Dünyada yalnız zayıf gölgeleri gösterilen esmâ, o Cennetin aynalarında en şaşaalı bir surette gösterilecektir” 20 Ne mutlu görebilenlere!

Dipnotlar:

  1- 29. Söz.

  2- Maksat, 4. Esas.

  3- Mesele, Remizli Bir Nükte. 2 Sünûhat, İşârât, Aşûre. 3 M. Nûriye, Katre, 1. Bâb.

  4- İşârâtü’l-İ’caz, Seb’a Semâvât.

  5- 30. Lem’a.

  6- Nükte, 1. Şuâ. 6 29. Söz, 1. Maksat, 1. Esas; Mektubat, Hakikat Çekirdekleri. 

  7- Melekût kelimesi aynı zamanda daha fazla gücü de ifade eder. 

  8- 16. Söz, 1. Şuâ. 

  9- 16. Söz, 1. Şuâ. 

10- 28. Mektup, 2. Risale, 1. Meslek. 

11- Sünûhat, Tulûat, Hadsî Bir Hakikat.

12- Emirdağ L. 1, 262. 

13- Muhakemat, 1. Makale, 3. Mesele. 

14- 10. Söz, 4. İşaret, 10. Hakikat.

15- Mesnevî-i Nûriye, 10. Risale; Barla L. 345. 

16- 17. Söz, Farisî Münacaat; 3. Lem’a, 3. Nükte. 

17- 30. Söz, 2. Maksat. 

18- Sözler, Lemaat, “Kudretin Aynaları Çoktur.” 

19- 27. Lem’a, 2. İşaret. 

20- 32. Söz, 3. Mevkıf, 4. Nük.

Okunma Sayısı: 947
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Züleyha

    18.7.2019 16:12:26

    " cam şeffaftır, ama letafeti azdır, zira katıdır. Su da şeffaftır, ama letafeti camdan fazladır, içinde yürünebilir. Havaya gelince, ondaki şeffafiyet o kadar artmıştır ki, göz onu göremez, letafeti o kadar fazladır ki, içinden geçildiği halde pek hissedilmez." "Demek, kainat iki kavanozlu bir kum saati gibi, her an İmam-ı Mübinden akıp ortadaki geçiş yerinde (şehadet âleminde) bize görünerek diğer kavanoza (elvah-ı mahfûzaya ve ahiret âlemlerine) dökülüyor." Bu iki paragraf farklı pencereler açan ifadeler oldu. Farklı alemleri aşama aşama akla yaklaştıran çok israfa ettiğim bir yazı olmuş. Tebrik ederim.Allah razı olsun

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı