Meleklere iman, imanın şartlarından birisidir. Müberra kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de melaike taifesinin varlığına delil olarak birçok Âyeti-i Kerîme mevcuttur.
Melaikelerin yaratılış gayeleri ve vazifelerine dair geniş bilgiler Kitabullah’da detaylarıyla anlatılmıştır. (Bakara Sûresi 97. ve 98. Âyetleri, Zuhruf Sûresi 19. Âyet, Zümer Sûresi 75. Âyet, Fatır Sûresi 1. Âyet, Hac Sûresi 75. Âyet, Müddessir Sûresi 31. Âyet, Saffat Sûresi 164-166. Âyetler.)
Kur’ân-ı Kerîm’deki bilgiler ışığında Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (asm) Hadis-i Şerifleri’nde de meleklerin varlığına dair birçok bilgi mevcuttur. Konu ile alâkalı hadis kitaplarına bakılabilir. (Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Ahmet bin Hanbel, Taberi ve diğer hadis âlimleri.)
Asrımızın müceddidi olan Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri, çağımızın tefsiri olan Risale-i Nur’da melaikenin varlığına dair çok ehemmiyetli bilgiler vermiştir. Sözler kitabının 29. Söz’ü tamamen bu bahsin izahına ayrılmıştır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Melaikelerin varlık bürhanlarına dair gayet veciz ve belâgatlı kelimeler kullanmıştır.
Arz üzerinde binlerce varlığı yaratan ve onları hayat sahibi kılan Yüce Rabbimiz, elbette semada da hayat ve şuur sahibi olan varlıklar yaratmıştır.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle zikretmiştir: ‘Evet, hakikat böyle iktizâ eder. Zîrâ, şu zeminimiz, semâya nispeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber, zîşuur mahlûklarla doldurulması; ara sıra boşaltıp yeniden yeni zîşuurlarla şenlendirilmesi işaret eder, belki tasrih eder ki, şu muhteşem burçlar sahibi olan müzeyyen kasırlar misâli olan semâvât dahi, nur-u vücudun nuru olan zîhayat ve zîhayatın ziyâsı olan zîşuur ve zevi’l-idrâk mahlûklarla elbette doludur.”1
Kâinattaki intizam ve kusursuz yaratılış meleklerin varlığına delillerden birisidir. Şu arz üzerinde sayısız hayatların olması ve bu hayatların, intizam ve mükemmel bir şekilde bir döngü gibi devam etmesi göklerde de böylesine hayat sahibi varlıkların olduğuna kat’î bir şekilde delildir. Bu hakikati Üstad Hazretleri şöyle izah etmiştir: ‘Madem ki hayat ve şuur bu kadar ehemmiyetlidirler. Ve madem şu âlemde bilmüşahede bir intizam-ı kâmil-i ekmel vardır. Ve şu kâinatta bir itkan-ı muhkem, bir insicam-ı ahkem görünüyor. Madem şu biçare, perişan küremiz, sergerdan zeminimiz bu kadar had ve hesaba gelmez zevilhayat ile, zevil’ervah ile ve zevil’idrak ile dolmuştur. Elbette sadık bir hads ile ve kat’î bir yakin ile hükmolunur ki, şu kusûr-u semâviye ve şu buruc-u sâmiyenin dahi kendilerine münasip zîhayat, zîşuur sekeneleri vardır.”2
Felsefe ehli ile diyanet ehlinin meleklerin mânâsı konusunda hem fikir olmaları meleklerin varlığına bir delildir.
Meşaiyyun ve İşrakiyyun gibi ekollerin bile meleklerin varlığını kabul etmek zorunda kaldıklarını Bediüzzaman Hazretleri şöyle açıklamıştır: “Hatta, maddiyatta çok ileri giden hükema-i İşrakiyyunun Meşaiyyun kısmı, melâikenin manasını inkâr etmeyerek, ‘Her bir nev’in bir mahiyet-i mücerrede-i ruhaniyeleri vardır’ derler. Melâikeyi öyle tabir ediyorlar. Eski hükemanın İşrakiyyun kısmı dahi melâikenin mânâsında kabule muztar kalarak, yalnız yanlış olarak ‘ukul-ü aşere” ve “erbabülenva’ diye isim vermişler.’’ 3
Dipnotlar: 1, 2, 3 - 29. Söz.