Bütün dünya işlerini doğru yapmak için gayret sarf ederken bazı ülkeler de “hızlı iş yapmak”la övünür. Nitekim bir dönem dışişleri bakanlığı yapan bir siyasetçi, Avrupa Birliği’ni yavaş kararlar verdiğinden bahisle, “Biz bir iki kişi, bir iki saatte karar alıyoruz. Onlar ise bir haftada kararlar alamıyor” diyerek güya onları tenkit etmişti.
İlk bakışla haklı gibi görülen bu tavır, özünde hatalar barındırmıyor mu? Elbette hızlı kararlar almak tercih edilir, ama o kararların aynı zamanda “doğru” olması şartıyla. Ne var ki “hızlı karar”lar alınınca ekseriyetle “yanlış yol”lara gidilme ihtimali artar. Sonra da o yanlışların telafisi için belki 5, belki 10 yeni karar almak icap eder.
“Hızlı karar almak” ya da “Yavaş karar almak” tartışmasına Almanya Başbakanı Friedrcih Merz de katılmış.
Würzburg şehrindeki bir toplantıda çoğunluğu gençlerden oluşan bir kalabalığa hitap eden Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisi lideri Merz, dünyanın durumu hakkında “felaket modunda” düşünme eğiliminde olduğunu söylemiş.
Kendisinin “büyük bir Amerika hayranı” olduğunu söyleyen Merz, “Ancak şu an bu hayranlığım giderek artmıyor” diye eklemi. Haberlere göre Merz’in ABD hakkındaki açıklamaları; ticaret, Ukrayna’daki savaş ve son olarak da İran konusundaki anlaşmazlıkların NATO ittifakını zorladığı bir dönemde, Donald Trump yönetimindeki ABD ile Avrupalı müttefikleri arasındaki gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi diye yorumlanmış. (dw.com, 15 Mayıs 2026)
Ülkemizde de “öcü” olarak gösterilen koalisyonlar konusun da görüşünü açıklayan Merz, demokraside görüş ayrılıklarının tabii olduğunu belirterek, “Fikir ayrılığı, demokrasinin ayrılmaz bir parçasıdır. Eğer siyasî bir meseleyi tartışmayı bırakırsak, aniden hepimiz hemfikir olursak, o zaman bir terslik var demektir. Belki de şu anda fazla tartışıyor ve yeterince sonuç üretemiyoruz. Bu mümkün” demiş.
Almanya Başbakanı Merz’in bir tespiti daha var ki çok mühim: “Diktatörlüklerde işler daha hızlı yürür. Ama genellikle yanlış yönde. Öyleyse demokrasimizle barışalım.”
Bazı insanların “yanlış olursa olsun, ama hızlı olsun” şıkkını tercih etmesi çok acip ve çok garip değil mi? Türkiye ve İslam dünyası sadece bu meseleyi anlamış ve hazmetmiş olsa ekonomik, siyasi ve sosyal krizler çok daha kolay aşmaz mıydı?
Olması gereken doğru yönde, akıllıca yürümektir. Yanlış yönde hızlı yürüyerek maksada ulaşmak mümkün olmaz vesselam.