"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Akademisyen olmak zorunda mısınız?

Ahmet Said Aydil
19 Mayıs 2026, Salı
Bir akademik konferansta, tecrübeli bir Avrupalı araştırmacı projesini sunuyordu. Projenin konusu katliamların yaşandığı bölgelerde toplu mezarları araştırmak, tespit etmek ve mümkün olduğunca mağdur sayısı ve kimliklerine ulaşmak. Araştırmacı Suriye’de, Kosova’da, Mısır’da ve başka yerlerde araştırmacıların maruz kaldığı koşulları anlattı. Malum bu tür projeler için mezarların bulunduğu ülke ahalisinden olan yerel araştırmacılar hayatî önem taşıyor. Ancak çoğu zaman bu insanlar kendi kariyerlerini hatta bazen hayatlarını riske atıyor.

Biz de bu bağlamda bir soru sorduk. Bu insanları koruması gereken kurumlar (BM, AB, STK’lar, fon sağlayan Batılı devletler) açıkça aczini ortaya koymuş durumda. Gazze’de basın mensupları ve yerel araştırmacılar katledilirken, yaşananları bağımsız uzmanların ekseriyeti soykırım olarak adlandırırken bu kurumlar sessiz kaldı ya da suç ortaklığına sürüklendi. Bu ortamda saha araştırmacıları kendilerini nasıl güvende hissedebilir? Bu koruma mekanizmalarının çöktüğü bir ortamda onlara güvence nasıl sağlayabilirsiniz?

Araştırmacı cevabın ilk kısmında hükümetlerin tavırlarına göre risklerin değiştiğine değindi (mesela şu an Suriye hükümeti ülkedeki mezarları kendisi de tespit etmeye çalışıyor bu da bir kolaylık).

Ancak cevabın sonunda ortaya koyulan bir şerh bizi şaşırttı: “Bir savaş suçunun ne olduğuna, neyin soykırım sayılacağına dair dikkat etmeliyiz ve uzman görüşlerini beklemeliyiz.”

Bu cevap aslında ihtiyat kisvesi altında sorumluluktan feragat.

Uzman sizsiniz. 

Hukukçu sizsiniz. 

Akademisyen sizsiniz. 

Daha neyi bekliyorsunuz?

Şöyle bir soru da sorabiliriz: Siz akademisyen olmak zorunda mısınız?

İnsanlar akademiye farklı saiklerle girebilir. İdealizm, statü, dinlenilmenin verdiği haz, “zeki” hissetmenin ihtirası. 

Kimi tesadüfen sürüklenir, kimi bilinçli şekilde peşinden gider. 

Bunların pek önemi yok. Önemli olan şu: Bir noktada bunu siz seçtiniz. 

Ve eğer artık bu mesleğin sizden talep ettiklerine inanmıyorsanız, bu seçimden vazgeçebilirsiniz.

Kapı açık. Kalmak zorunda değilsiniz.

Özellikle insan hakları ve insancıl hukuk alanında çalışan akademisyenlerin çoğu, çalışmalarının ahlâkî bir mükellefiyet taşıdığını tereddütsüz söyler. Buna gerçekten inanırlar. Konferanslarda bunu beyan eder, proje başvurularına yazar, öğrencilerine telkin ederler. Bu mükellefiyet hissi, meslekî şahsiyetin bir parçasıdır. Unvanları, ima ettikleri sorumluluktan ayıramazsınız.

Peki zor an geldiğinde ne oluyor? Soru artık teorik olmaktan çıktığında, insanlar ölürken, kurumlar çökerken, hukukî ve ahlâkî çerçeveler göz göre göre inhilal ederken, deneyimli bir uzmandan gelen cevap neden hâlâ “bekleyelim” oluyor?

Bunlar onlarca yıllık müktesebata sahip, kurumsal destek gören, meslektaşları tarafından tanınan insanlar. Ama net bir cevap gerektiren bir soruyla karşılaştıklarında prosedürel bir çaresizliğe sığınıyorlar. “Daha fazla uzman görüşüne ihtiyacımız var!” “Terimleri tarif etmemiz gerekiyor!” “Beklemeliyiz!”

Bu tarz akademisyenler en iyi sonradan öğreniyorlar! 

Yani katliamlar bittikten sonra… 

Mezarlar çoktan kazıldıktan sonra… 

Sonra sıra mazi tetkikine geliyor: Konferans bildirisi, kitap, olup biteni dikkatle haşiyelendirilmiş şekilde çözümleyen makale. Yani güvenli bir mesafeden felaketin müzeyyen yeniden inşası. 

Risk yok. Bedel yok. 

Akademisyen olmak zorunda değilsiniz. Ama eğer akademisyenseniz, eğer kariyerinizi bilginin sorumluluk taşıdığı, uzmanlığın uzmanın kendisinden daha büyük bir gayeye hizmet ettiği fikri üzerine kurduysanız, o zaman en azından o toplu mezarlardaki insanlara ve hâlâ onları çıkarmaya çalışanlara borçlu olduğunuz şey, gerektiğinde açık ve net bir cevap verebilmektir.

Okunma Sayısı: 151
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı