"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ayır-buyur oyunu fıkrasına gülsek mi, ağlasak mı?

Ali FERŞADOĞLU
25 Ekim 2011, Salı
Aslanlar fena halde acıkmış. Toplanıp, “Yahu güya kralız, açlıktan öleceğiz yav... Maymuna saldırıyoruz, ağaca kaçıyor; fillere hücum ediyoruz, kocaman cüsseliler… Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, geçin mümkünatı yok, uçuyor; e balık avlamasını da bilmiyoruz ayılar gibi... Ne yapsak acaba?” demişler.
Birisi, “En iyisi, öküzlere saldıralım” demiş, “İri yarı görünüyorlar ama, ne pençeleri var, ne dişleri diş... Tam bize göre!”
Olur mu? Olur. Hücuuuum! Ama evdeki hesap çarşıya uymamış; öküz de öyle yabana atılacak cinsten değilmiş... Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış. Aslanlar aç bîilaç, plan yapmanın peşinde. En son:
“Tilkiye danışalım, zekidir, kurnazdır, bir yol gösterir” demişler.
“Basit bir iş, ama beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim...” demiş. Kabul etmişler. Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş:
“Muhterem öküzler! Aslında kral aslanlarımız uysaldır. Allah için sizi de çok seviyorlar... Ama şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte problem o! Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü, krallarımız kemal-i âfiyetle yesin; siz de kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın!”
Öküzler, “Bana dokunmayan yılan (aslan) bin yaşasın” mantığıyla, verivemişler sarı öküzü... Bir gün, iki gün... Tilki elinde bayrak, ağzında bal, yine gelmiş:
“Gördünüz mü? Saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz, değil mi? Ama şu benekli öküz var ya, benekli öküz, o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok kardeşim, canları çekiyor, verin, kurtulun!”
“Huzurun devamı, otlağın selâmeti için” teslim etmişler benekli öküzü. Üç gün, dört gün... Tilki çat, yine gelmiş:
“Burnu beyaz olanı var ya!.. Tombul olanı!.. Şu kuyruğu uzun olanı burada oldukça huzur, mutluluk haram size!..”
Tek tek götürmüş teslim etmiş. Tek, tük kalmışlar. Bir gün tilki değil, semiz aslan çıka gelmiş.
“Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin lan!” demiş.
Otlakta tiril tiril titreyen, tek tük kalmış öküzler, “Keşke sarı öküzü vermeseydik” demiş demesine ama, iş işten geçmiş.
***
Acaba şimdi bu ‘ayır-buyur oyunu’ fıkrasına gülsek mi, ağlasak mı? Aşağıdaki hakikatleri de okuyalım da sonra karar verelim: Ağlayacak mıyız gülünecek halimize; yoksa gülecek miyiz ağlanacak halimize?
***
* “Birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider.” (Kur’ân, Enfâl, 46.)
* “İhtiraslardan ve düşmanca tarafgirliklerden, kuvvetimiz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebiliriz.” (Mektûbât, s. 261.; Kastamonu Lâhikası, s. 183.)
* “Sakın! Dikkat ediniz, ihtilâf-ı meşrebinizden ve zayıf damarlarınızdan ve derd-i maişet zaruretinizden ehl-i dalâlet istifade edip, birbirinizi tenkit ettirmeye meydan vermeyiniz. Meşveret-i şer’iyeyle reylerinizi teşettütten (düşüncelerinizi, görüşlerinizi dağılmaktan) muhafaza ediniz.”
* “Bu hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemektir. Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder. Yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır.” (Lem’alar, 164-165.)
* “Sizler her zamandan ziyade bu fırtınada tesanüdünüzü ve ittihadınızı ve birbirinin kusuruna bakmaması, birbirini tenkit etmemesi, Risâle-i Nur’un vazife-i kudsiye-i imaniyesi hesabına mükellef ve muhtaçsınız. Sakın birbirinizden gücenmeyiniz ve tenkit etmeyiniz. Yoksa az bir zaaf gösterseniz, ehl-i nifak istifade edip sizlere büyük zarar verebilirler.” (Kastamonu, s. 172.)
* “Uhuvvet için bir düsturu beyan edeceğim ki, o düsturu cidden nazara almalısınız: Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizaçkârâne ittihad gittiği vakit, mânevî hayat da gider. Tesanüd bozulsa cemaatin tadı kaçar.”
* “Nefis ve şeytan, sizi, kardeşinize karşı itiraza ve haklı olarak tenkide sevk ettiği vakit, deyiniz ki: ‘Biz, değil böyle cüz’î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi Risâle-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibarıyla dünyaya, enaniyete ait her şeyi feda etmek vazifemizdir’ deyip nefsinizi susturunuz. Medâr-ı nizâ bir mesele varsa meşveret ediniz.” (Kastamonu Lâhikası, s. 181.)
Okunma Sayısı: 1452
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Recep günay

    16.03.2020 10:05:56

    Sahibinin yemini yiyip. Başkasının tarlasını süren öküz kesilir. Ve ya kutlara verilir. Hiç olmazsa yabani hayvana rızık olur

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı

En Çok Okunanlar