"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayatımızın merkezinde hopçu, popçu, topçu mu var yoksa…

Ali FERŞADOĞLU
20 Kasım 2019, Çarşamba
“Hayatımızın merkezinde ne var, kim var, ne olmalı, kim olmalı?”

Dünya mı, madde mi, felsefeciler mi, artistler mi, diziler mi, şarkıcı-türkücüler mi, hopçular-popçular, topçular mı?

Yoksa, Nebiler, veliler, Nebi-i Zişan mı var? (Ve dolayısıyla Sünnet-i Seniyye mi?..) Fert, aile, toplum ve hatta insanlık huzur ve mutluluk peşinde değil miyiz? Ne var ki, bunu kimisi siyasette, kimisi ekonomide (mal-mülkte, zenginlikte…) kimisi gezmekte, kimisi oyun, eğlencede, kimisi alkol, uyuşturucu ve dünyevî fantaziyelerde bulacağını sanır.

Ve kimisi hopçu, popçu, topçuları kendisine model yapıp hayatını tanzim etmeye çalışır!  Halbuki, gerçek huzur ve mutluluk “doğru İslâmiyet ve İslâmiyete lâyık doğrulukta” değil midir? Bunun da temeli Allah sevgisine dayanmaz mı? Yani, herşeyi, yüce Rabbimizin Habîb, Rahîm, Vedûd gibi sonsuz isim ve sıfatları hesabına sevmekten geçer.

İman ve İslâm hakikatlerinin ve doğru İslâmiyeti tebliğ edip, göstermenin yolu da, “Allah’ı tanımaktan gelen muhabbet, en büyük maya ve iksir” iledir. 1 İslâmiyet imandır. İman sevgidir, merhamettir, acımaktır, doğruluktur, dürüstlüktür, yardımlaşmaktır, dayanışmaktır, hakperestliktir, adalettir, uhuvvettir, iyiliktir… Bütün insanlara ve bütün varlıklara karşı...

Sevmek de O’nun sevdiğine tâbi olmaktır. Yani Sünnet-i Seniyye’yi yaşamaktır.

- Eğer, “imanı” hayatın merkezine,

- ”İman-ı billah, marifetullah, muhabbetullah”ı ve Esma-i Hüsna’yı imanın merkezine,

- “Rasulullahı (asm) ve Sünnet-i Seniyyeyi” yolculuğumuzun merkezine koyar;

- “Asr-ı Saadet”i hayat modeli yaparsak gerçek huzur ve mutluluğa ulaşabiliriz. Bu hayali/ütopik bir iddia değildir. 1500 senedir bu bizzat yaşana, gözlene, ispatlana geliyor! İşte doğru söyleyen tarihin şehadetiyle Cehalet devrinden Asr-ı Saadet medeniyeti, işte Endülüs Emevi medeniyeti, İşte Selçuklu ve Osmanlı medeniyeti ve işte sair İslâm toplumlarının müreffeh, huzur ve mutluluk medeniyetleri…

Zira, “Mürşid-i imânî, Resûl-i Ekrem (asm) bak, nasıl neşrettiği hakikatin nuruyla, hakkın ziyasıyla, nev-i beşerin gecesini gündüze, kışını bahara çevirerek, âlemde yaptığı inkılâp ile âlemin şeklini değiştirerek nuranî bir şekle sokmuştur. Evet, o zâtın nuranî güzelliğiyle kâinata bakılmazsa, kâinat bir mâtem-i umumî içinde görünecekti. Bütün mevcudat birbirine karşı ecnebî ve düşman durumunda bulunacaktı.” 2

Kim doğru İslâmiyete sarılmışsa ilimde, eğitimde, hukukta, sanatta, mimaride, teknik-teknolojide, vs., vs. müreffeh medeniyetler ortaya koymuştur.

Cehaletin bataklığında debelenen ve biribirinin gözünü oymaya çalışan Müslümanları da, bunalan beşeri de kurtaracak olan Sünnet-i Seniyye’dir. 

Bir şart ile ki: “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-ı îmaniyenin kemalatını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tabîleri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küré-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler.” 3

Şu halde, İslâm ahlâkının güzelliklerini yansıtmamak, perde olup sapıtmalara sebep olmak değil midir? Bu vebalin faturasını nasıl ödeyebiliriz ki!

Dipnotlar:

1- Mektubat, s. 434. 2- Mesnevî-i Nuriye, s. 23. 3- Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat, s. 80.

 

Okunma Sayısı: 1089
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı