"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İslâm dünyası için doğru örnek olabiliriz

11 Mart 2019, Pazartesi
Türkiye’nin İslam dünyası için doğru örnek olmasını sağlayabiliriz. Ama önce kendimize bakalım. Bir şeylerin değişmesi konusundaki isteklerimizde ne kadar samimiyiz? Demek hürriyet ve adalet de samimiyet ile ilişkili.

Ortadoğu Uzmanı Dr. Muhammet Örtlek Semineri (3)

Moderatör: Yüzyıllarca birbirleriyle savaşmış olan Avrupa Ülkeleri iki dünya savaşının da verdiği dersle adeta tövbe etmişler ve birbirleriyle kavga etmeyi bırakmışlar. Kömürü ve çeliği birbirlerini tahrip etmek için kullanmaktan vazgeçip medeniyetlerini yeniden inşa etmek ve coğrafi sınırları aşmak için kullanmaya başlamışlar. Büyük bir barış projesini hayata geçirmeyi başarmışlar. Akla şu geliyor: Neden dünya ve hayat Batılılara ittifak ve terakki dünyası olsun da biz Müslümanlara ittihat nasip olmasın? Bize de bir müjdeniz yok mudur?

Muhammet Örtlek: Evet bu tür birlikler kurma gayretleri elbette İslâm dünyasında da var, ama bunlar Batıdan ders almadan ve adeta 'ben yaptım oldu' mantığıyla oluyor. Bu yüzden de uzun ömürlü olamıyor. Tabi güçlenemiyor. 

Elbette dış güçler de bu tür ittifakları engellemeye çalışıyor, ama asıl problem bizim içimizde. Başta Avrupa Birliği olmak üzere dünyanın güzel örneklerinden hakkıyla ders alabilsek yani taklitle yetinmeyip kendi şartlarımıza uyarlayabilsek dış engelleri kolaylıkla aşarız.

Bunun en son örneklerinden biri 2015’te Suudi Arabistan’ın kurmaya çalıştığı “İslâm Ordusu” girişimi oldu. Arabistan bir açıklama yaptı ve “şu şu ülkeler bu birliğe üyedir” dedi. Malezya, Endonezya gibi bazı ülkeler “biz resmî bir belge imzalamadık, bizim böyle bir üyeliğimiz yok, bir teklif gelmedi, bir görüşme olmadı” diyerek adeta bu girişimin ciddiyetsizliğini ifşa etmiş oldular. Türkiye’ye de böyle bir teklif gelmedi. 

Ama 2016 sonlarında Suudi Arabistan’da İslâm Ordusu’nun geçit resmi nevinden göstermelik bir eylemi durumundaki ortak tatbikatına resmen üye olmadığı halde Türkiye bir ekiple katıldı. Bu katılım belki bir gözlemci statüsüdür. 

Ama resmî bir statü dahi kurulabilmiş değil. Patron Suudiler. Her şeyi kendisi ayarlıyor. Dolayısıyla da diğer devletler “bölgede İslâm adı kullanılarak bu isimle bir ordu kurulacak, bu yeri geldiğinde İran’a ve sair ülkelere karşı kullanılacak” diye korkuyor ve tedbirli davranıyor.

Moderatör: Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in o dönemde İran ziyaretinde Şiî imamın arkasında namaz kılması gibi sembolik faaliyetler bu tür kutuplaştırmaları engelleme gibi bir amaç mı güdüyordu?

Muhammet Örtlek: Evet bu davranışla bir mesaj verilmiş olabilir. Rusya İran ve Türkiye’nin bu dönemde birbiriyle yakınlaşması da buna katkı yapmış olabilir.

Moderatör: Bediüzzaman Hazretleri’nin “bu zamanın en mühim farz vazifesi İttihad-ı İslâm’dır” demesinden yola çıkarsak İslâm ülkelerinin bir ittifak ve hatta bir ittihad içerisine girmeleri gerekli ve mümkün ve Avrupa Birliği de bu açıdan bakıldığında iyi bir örnek. Bu örneği bizim de tatbik edebilmemiz hususunda demokratikleşme ne kadar önemlidir?

Muhammet Örtlek: Köprü Dergisi’nin son sayısında Avrupa Birliğinden örnek almanın yolları ayrıntılı olarak gösterilmiş. 

Burada en önemli husus demokratikleşme konusundaki sosyal altyapının kurulmasıdır. Ayrıntılar için dergiyi tavsiye edebiliriz.

ABD’nin ve bilhassa İngiltere’nin köklü İslâm devletlerinin İslâm dünyasındaki liderliklerini engelleme hususunda oynadığı olumsuz rol de nazara alınmalı. Buna karşı nasıl tedbirler alınabileceği de düşünülmeli.

Moderatör: Yeni Asya’nın da elli yıldır lejandında bulunan ve mana itibariyle Üstada ait olan “Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûrâdır” sözünü biz daha ziyade içeriden ve bize yönelik bir emir olarak okuyoruz. Oysa sizin sohbetinizden sonra daha iyi anlaşılıyor ki Asya’dan kasıt öncelikle İslâm dünyasıdır ve buranın bahtını açacak olan da meşverettir. Avrupa Birliği benzeri bir örgütlenme bizde de mümkündür. Ama onların, müzakere kültürü, çok seslilik, demokratik hoşgörü, farklılıkları bir arada yaşatabilme gibi kavramlarla ifade ettikleri hususları bizim de bize ait kavramlarla ve uygulamalarla ortaya koymamız lâzım. Bizde müzakere kültürü neden gelişmiyor? Nasıl olursa gelişir?

Muhammet Örtlek: Avrupalılar farklılıkları zenginlik olarak görüyorlar. Türkiye ile ilgili raporlarında da buna yer veriyorlar. Aslında bu yaklaşım Peygamberimizin (asm) Hadislerinde de var. “Ümmetimin ihtilâfında rahmet vardır” buyurmuştur. Farklı fikirleri bir araya getirebilmemiz lâzım. Avrupa’dan önce dinimiz söylemiş. Yeter ki “tek doğru benim doğrumdur, ya benim doğruma tabi olursunuz ve benim arkamda durursunuz ya da karşımda olursunuz ve düşmanım sayılırsınız” anlayışından kurtulalım. Bu yaklaşım, zihniyet-i inhisar denilen bu anlayış, Üstadın da dediği gibi hubb-u nefisten yani kendisini beğenmekten çıkar.

Müslümanlar bir model oluşturacaksa şunu başarabilmesi lâzım: Birbirimizin farklılıklarına saygı duyacağız. Alt kimlikleri abartmayacağız. Bunu yerleştirmek belki birkaç kuşak alacak, ama yapabiliriz. Birbirimizi her yönden sevemeyebiliriz. Ama saygı duymayı öğrenmeliyiz.

Moderatör: İslâm âleminde bir adalet ve hürriyet eksiliği görüyoruz. Arap Baharı gibi heyecan uyandırıcı gelişmelerin makul ölçüye oturması nasıl mümkün olabilir?

Muhammet Örtlek: Çiçero’nun bir ifadesi var. “Tüm devrimler diktatörlere karşı oldu, diktatörlüğe değil” der. İslâm dünyasında da diktatörleri deviriyoruz, ama diktatörlüğü deviremiyoruz.

Müslümanlar aslında büyük bir samimiyet sınavından geçiyor ve zorlanıyor. Meselâ Mısır’da toplam on beş gün süren ayaklanmalarda Müslüman Kardeşler başlangıçta meydanlarda yok. Sonradan bakıyorlar ki iktidar devrilecek o zaman Tahrir’e iniyorlar. Bu bir samimiyet eksikliğini de gösteriyor. Sahip olduğumuz kavramları topluma mal etmekte zorlanırsak, kendimiz çalıp kendimiz oynarsak değişimde ve terakkide yetersiz ve başarısız oluruz.

Moderatör: İran ve Tunus’u adalet ve liyakat uygulamaları açısından nasıl değerlendirebiliriz?

Muhammet Örtlek: Tunus Arap Baharını daha erken ve kolay özümsedi. Bu belki biraz da eski Fransız sömürgesi olmasından kaynaklanıyor. Malûm Üstad da “tahsile gitmişler, derslerini tamamlayınca dönecekler” diyor ya. Fransız okulundan mana-yı ismiyle de olsa bir hürriyet tahsili almışlar denebilir. Oraya da bir ruh lâzım. Bir mana lâzım. Bir de bayrağındaki ay yıldızdan da görüleceği üzere Tunus’ta bir Türkiye etkisi de var.

İran’a gelince, Mısır’ın zıddına olarak İran’da yönetim İslâmcıdır, ama halkın çoğunluğu sekülerdir. Bu durum elbette sonradan adına İslâm devrimi denilen bir devrimle iş başına gelmiş olanların yönetimde kalmaya devam etmiş olmasının sonucudur. Bugün İran’da bir Arap Baharı yaşanacaksa bunu dindarlar değil seküler kesim tetikleyecektir. Ve bunu da dinî değil sosyo-ekonomik sebeplerle ve dindar yöneticilere karşı yapacaktır.

Moderatör: Son yıllarda Türkiye’de Şiî ve hatta Şiîlik düşmanlığı üzerinden İran düşmanlığı aşılanıyor gibi görünüyor. Hatta yakın tarihte bazı dindar gazeteler ve televizyonlar buna kısmen alet edildiler. Oysa Bediüzzaman bilhassa Dördüncü Lem’a’da bu tarz yaklaşımların İslâm’a ve birlik fikrine fayda değil zarar vereceğini söylüyor. Siz ne düşünürsünüz?

Muhammet Örtlek: Elbette devletlerin politikaları da önemli, ama toplumun dinamikleri daha önemli. İran halkı okuyan ve rasyonel düşünceye değer veren bir halk. Orada bir üniversite öğrencisinin öğrencilik döneminde iki bin kadar kitabı okuyabildiğini biliyoruz. 

Dolayısıyla rasyonalite üzerinden hareket edersek ve olağanüstü bir durum olmazsa İran ile Türkiye arasında bir zıtlaşma olmayacağını ümit edebiliriz.

Moderatör: Üstadın, “ruh-u meşrûtiyet şeriattandır” diyerek tarif ettiği İslâm ile demokrasi arasındaki doğrusal ilişkinin doğru şekilde kurulması konusundaki sıkıntıları nasıl çözebiliriz? İslâm’ı istibdada müsait zannettiren uygulamalardan kurtulmamız nasıl mümkün olur?

Muhammet Örtlek: Bunu hem fertler ve hem de genel olarak cemaatler olarak hakkıyla yerine getirebilsek Türkiye’nin İslâm dünyası için doğru örnek olmasını sağlayabiliriz. Ama önce kendimize bakalım. Bir şeylerin değişmesi konusundaki isteklerimizde ne kadar samimiyiz? Demek hürriyet ve adalet de samimiyet ile ilişkili.

Moderatör: Arap baharı ve benzeri konularda bize ait olan ve belki de ihraç etmemiz gereken bir kavram olan “müsbet hareket” kavramı herhangi bir yer tutuyor mu?

Muhammet Örtlek: Halife İkinci Abdülhamid Han, hareketli ve dolu bir aktivist olan Cemaleddin Afgani’yi İstanbul’a dâvet ediyor ve kendisinden bilhassa Şiîler ve Şiî müctehitler üzerinde bir etki kurabilmek hususunda istifade etmek istiyor. 

Afgani İran’a gidiyor ve Şiî ulemanın, Sünnî halifeye tabi olması hususunda bir zemin hazırlamaya çalışıyor. Ancak İran Şahı durumu fark ediyor ve İstanbul’a mektup yazıp “adamınızı buradan çekin yoksa biz de Anadolu’daki Ermenileri size karşı kışkırtırız” mealinde tepki veriyor.

Bu da gösteriyor ki milletler arası ilişkilerde müsbet hareket bugün bizim günlük işlerimizde bildiğimizden daha farklı bir anlam da ifade ediyor.

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 1283
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı