"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Uhuvvet, muhabbet, intisab

Fatma Nur KURT
18 Nisan 2024, Perşembe
Yalnızlığa karşı en büyük silahımız inanç olabilir mi?

Kelimeyi ilk duyduğumuzda akla gelen “Bir süredir yalnız yaşıyorum” cümlesindeki manadan biraz farklı olarak yalnızlık; toplumdan dışlanmış ve kopuk hissetmek, içinden bir türlü atamadığın bir boşluk hissi şeklinde tanımlanıyor. İnsanın çevresiyle ve başka insanlarla bağ kuramaması olarak da yorumlayabiliriz. Bu duygunun altında çeşitli psikolojik sebepler olabilir ancak bize “tek başına kalmak”la benzer gelen tarafları; yalnız insanların konuşacak kimsesi olmadığını ya da bir arkadaş grupları olmadığı için insanlarla bağ kuramadıklarını düşünmemiz. Bu fikrin haklı tarafları var, arkadaş ve akran ilişkilerinin yokluğu zaman içinde insanı yalnızlığa sürükleyebiliyor. Ancak önermenin tersi her durumda doğru değil. Kalabalık bir grupta aktif, sürekli sosyal çevreyle iletişim içinde ve meşgul olsalar bile insanlar yalnız hissedebiliyor. Hattâ insanlar belki de en çok, bir anlamı olmadığını bildikleri bir grubun içinde ve o gruba aitmiş gibi davrandıklarında kendilerini yalnız hissediyorlar. Hafta sonu arkadaşları müsait olmadığı için tek başına kalan insan yalnız değil; kimsesi olmadığına inanan, eşyayla ya da başka insanlarla anlamlı bağ kuramayan insan gerçekten yalnız.

O zaman nedir bu yalnızlık? Bazı insanlar tek yaşadığı halde yalnızlık çekmezken diğerlerini kalabalıklar içinde ümitsizliğe sürükleyen bu yalnızlık nasıl anlaşılır ve nasıl önlenir? Modern bir problem.

Halbuki düşüncelerim benimle her yolculuğa gelmeli, kendimden kaçmamalıyım. Enfüsi tefekkürde derine dalmalı, düşüncelerime tamamını anlayamadığım iç dünyama tutulan fenerlermiş gibi davranmalıyım. Bir şeye öylesine inanmalıyım ki, o fikir beni hiç yalnız bırakmamalı. Diğer dostlarım da fikrime dost olmalı. Öyle ya dostumun dostu, dostumdur. Herkesten önce fikrimle dost olmalı, onunla ünsiyet etmeliyim. 

Bir dava uğruna yaşamış insanların hayatlarına baktığımızda ortak tavırlardan bir tanesi inanç. Diğeriyse ne kadar tek kalırlarsa kalsınlar yalnız olduklarını düşünüp vazgeç-me-mek. Bu durumda yalnızlık inancın yokluğu olarak tanımlanabilir. İnandığı, bağlandığı ve uğruna yaşayacağı bir inancı olmayan insan, yalnız. Bu inanç iman da olabilir, dünyevî bir fikir de. 

Ehl-i dünya ilgimizin dışında kalsın, Üstadımıza bakalım. Yapayalnız bir adam. Sevdiklerinden uzakta, kitapları yok, memleketinin manzaraları yok, öğrencileri yok, henüz ülkede elektrik yok. Yolu dahi olmayan bir köyde sürgün. Tüm bu yalnızlık yetmezmiş gibi yürüyerek dağ başına çıkıyor, aylarca dağlarda kalıyor. 

Daha eskiden bir manzara, 1450 yıl önceden… Çölün ortasında yaşayan genç bir adam şehrinden uzaklaşıp bir mağaraya çekiliyor. Üç gün, beş gün, bir ay, ne kadar kaldığını bilmiyoruz. Tekrar tekrar gittiği söyleniyor, 35 yaşından vahye kadar ara sıra Hira’da uzlete çekildiği. Ayın tek lamba olduğu bir dönemde, aslanları, yılanları, akrepleri olan bir çölde, bir insanın ayakta duramayacağı yükseklikte bir mağaraya girip orda kalmasına sebep nedir? 

Hakikî iman varsa, insan tek başına kalsa da yalnız değil. İmanın getirdiği nur kâinatı baştan aşağı doldurmuş ve şenlendirmiş. Cenab-ı Hak bir yerde tatmin edemediğimiz anlaşılma ve kabul edilme duygumuza -fiilî ve kavlî duaya devam etmemiz halinde- başka yerde kapılar açabilir... İman meselesinde vazifemizi yerine getirmeye devam ettikçe biz istemesek ve talep etmesek dahi bize başka gönüllerde yer bulabilir. Bizim gönlümüzü de muhabbete ve intisaba açar. Zaten iman bizatihi bir intisap değil mi? Allah’a intisap eden insan artık en kuvvetli bağı kurduğu için bu kalın bağdan başka bağlar dallanacaktır. Muhabbetten ancak muhabbet çıkar, Cenab-ı Hakk’a muhabbet bizim birbirimize olan muhabbetimize de kaynak oluyor. İmanın intisabı bizi âdeta bir halka, ya da birbirine yaslanarak ayakta duran duvar taşları haline getiriyor. Başka intisap sahipleriyle kardeş olmak, uhuvvet, muhabbet gibi hisler hep imandan çıkıyor ve bizi birbirimize bağlayan nuranî bağları bildikçe, muhabbete sarıldıkça, müfritane irtibata devam ettikçe yalnızlığa karşı silahlanıyoruz. Ehl-i imanın hüznü gibi yalnızlığı da fakdü’l-ahbabdan değil; yani tabiatperestliğin, maddeciliğin verdiği kimsesizlikten değil, belki geçici bir firâkü’l-ahbabdan geliyor.

(Genç Yorum, Nisan 2024 sayısından kısaltılarak alınmıştır)

Okunma Sayısı: 669
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı