"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sızma zekânın iddianameleri!

İbrahim Aktaşcı
15 Mart 2026, Pazar
Vaktiyle, memleketin birinde, adamın birisi, evdeki papağanın küfür ettiğini duyunca soluğu oğlunun yanında alır. “Oğlum” der. “Bu hayvan, bu küfürleri senden öğreniyor olmasın…”

İnkârın fayda etmeyeceğini anlayan ufaklık şu tevilli savunmayı yapar: “Şey… Dün papağanla biraz atıştık da. Fakat vallahi önce o bana küfür etti…”

Bugünkü köşe yazımız, sızma zekâ yazılımının kod-es’leri hakkında olacak. 

Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı İBB davasının duruşmasında, Av. Ali Rıza Dizdar, duruşmada, mahkeme tensip zaptının yapay zekâ ile hazırlandığını iddia etti. 

Tensip zaptında müştekilerin isimlerinin sayıldığı listenin ortalarında bir yerde müştekilerden birinin ismi olarak “Ocak 1980 doğumlu, Kamu Hukuku, Kamu oğlu” şeklinde garip ve saçma bir bilgi yer alınca, Dizdar bu hatanın olsa olsa bir yapay zekâ hatası olabileceğini iddia etti. 

Mahkeme başkanı da “Ben yapay zekâ kullanmayı bile bilmiyorum” diyerek kendini savundu. 

Öyle görünüyor ki dünya yapay zekâyı hatasıyla da seviyor. O halde biz yapay zekâ ürünü iddianameleri değil sızma zekâ ürünü iddianameleri konuşalım. 

İmamoğlu davasından bağımsız olarak şunu söyleyelim ki; terör suçları, örgütlü suçlar ve siyasî davalarda, güvenlik bürokrasisin yargıya müdahale etmesi ülkemizde bir alışkanlık haline geldi. 

Birçok dava dosyasında, sanıkların denetlemesine imkân bulunmayan, gizli ihbarlar ve istihbarat verileri mahkemelerce delil olarak kabul ediliyor. 

Hafiye ürünü iddianamelerde ise sanıkların sadece davaya konu suç teşkil eden fiillerine değil tüm hayatından kesitlere yer veriliyor. Elbette kes-kopyala-yapıştır ile. 

Bediüzzaman Hazretleri, Divan-ı Harb-i Örfî isimli eserinde konuyla ilgili şunları söylüyor: 

“Şimdiki hafiyeler eskisinden beterdirler. Bunların sadakatine nasıl itimad olunur? Adalet onların sözlerine nasıl bina olunur? Hem de cerbeze ile, insan adalet yaparken zulme düşüyor. Zira insan kusursuz olmaz. Fakat uzun zamanda ve efrad-ı kesîre içinde ve tahallül-ü mehasinle tâdil olunan müteferrik kusurları cerbeze ile cem edip bir zaman-ı vâhidde bir şahs-ı vahidden sudurunu tevehhüm ederek şedid cezaya müstehak görür. Hâlbuki bu tarz, bir zulm-ü şedîddir…”

Yani Bediüzzaman diyor ki; şimdiki hafiyeler, bir insanın uzun bir zaman dilimi içerisinde ve farklı şartlar altında işlediği dağınık kusurlarını alıyorlar, sanki tek bir seferde işlemiş gibi lanse ediyorlar, onun bu uzun zaman dilimindeki iyiliklerini de hasır altı yaparak, onun şiddetle cezalandırılmasını istiyorlar. 

Bu ise adalet değil şiddetli bir zulüm oluyor. Güvenilirliği bulunmayan deliller, cerbeze, cımbızlama ve algı yönetimi gibi hukuka aykırı usuller, yargılamaların merkezine yerleşiyor.

Böylesi bir yargılama usulü, hayatın olağan akışıyla ve mantıkla çelişince de ister istemez hikâyemizdeki gibi komik ve çelişkili diyaloglara, duruşma salonlarında sıkça rastlıyoruz. 

O halde gündemimiz, yapay zekânın değil sızma zekânın hazırladığı iddianameler olmalı. 

Aramızda yazılımdan anlayan birileri vardır. Soralım: “Ona bir hüküm giydir” komutunu nasıl siliyorduk? 

Okunma Sayısı: 193
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı