Bediüzzaman Hazretlerinin “Kâinata değişmem” dediği sadakat abidesi talebesi, Bediüzzaman’ın vefatından sonra, Risale-i Nur hizmetlerini meslek ve meşrep açısından şekillendiren, meşveret sistemini tesis eden, Yeni Asya’nın manevî mimarı Zübeyir Gündüzalp Ağabeyi rahmetle yâd ediyoruz.
Konu Zübeyir Gündüzalp Ağabey olunca, akla her şeyden önce sarsılmaz bir sadakat, tavizsiz bir istikamet ve ihlasla yoğrulmuş bir hizmet hayatı, Üstadın söylediklerini harfiyen yerine getirmiş, tertemiz bir hayat gelir. O, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin en yakın talebesi olarak Risale-i Nur’u sadece okuyan değil, yaşayan, temsil eden ve neşrine ömrünü vakfeden kahraman bir dava adamıdır. Üstad, Zübeyir Ağabeydeki özellikleri gördüğü için, en çok ona güvenmiş, onun yanılmaz, kandırılmaz, aldanmaz olduğunu söyleyerek diğer Nur talebelerine de numune-i imtisal olarak göstermiştir. Üstadın vefatından sonra Nur talebelerine istikamet, istinat ve ışık olan en parlak yıldızlardan biridir.
Zübeyir Gündüzalp kimdir?
Zübeyir Gündüzalp, 1920 senesinde Konya’nın Ermenek kazasında dünyaya gelmiştir. Babasının adı Mehmed, annesi ise Seyyide Hanımdır. Anne ve baba tarafından her iki dedesi de, 93 Harbin’den sonra Kafkasya’dan Anadolu’ya hicret ederek Ermenek’e yerleşmişlerdir. Zübeyir Gündüzalp, askerliğini yaptıktan sonra Konya’da PTT’de telgraf memuru olarak işe başlar. İşinde başarılı, çalışkan bir gençtir. Memuriyetten elde ettiği kazançla çeşitli ticarî işler yapıp kısa zamanda ticarette de başarılı olur. Bunun yanında Konya’nın mahallî gazetelerinde edebî ve dinî yazılar yazar.
Risale-i Nur ile ilk teması
1944 yılı Konya’da Risale-i Nur hizmetinin özellikle gençler arasında hızla yayıldığı bir zamandır. Zübeyir Ağabey devamlı olarak namaz kıldığı Pîrî Mehmet Paşa Camii’nde bir gün Nur talebesi olan Rıfat Filizer ile tanışır. Rıfat Filizer, ona ilk defa Küçük Sözler ve Gençlik Rehberi takdim ettiğinde, Zübeyir Ağabey daha okuyacağı çok fazla roman ve felsefî kitap bulunduğunu, onları bitirinceye kadar başka kitapla meşgul olamayacağını ifade eder. Bu durum altı ay devam eder.
Bu nasıl bir kitap?
Nihayet altı ay sonra Zübeyir Gündüzalp, Rıfat Filizer’in verdiği Gençlik Rehberini okur. Kendisi şöyle ifade ediyor: “Kitabı aldım, geç vakte kadar okudum. Bu nasıl kitaptı? Hem anlamıyorum, hem anlıyorum. Anlamıyordum zira anladığımı ifade edemiyordum. Fakat içimde bir inkılâp, ruhumda bir sükûn, kalbimde bir sürur, derin bir tesir duyuyordum.” Konya’da Halıcı Sabri Efendi’nin dükkânının üst katında yapılan Risale-i Nur derslerine gitmeye başlar. Her gün iş çıkışı oraya giderek Risale-i Nurları okur ve kısa sürede külliyatı bitirir.
Gözyaşlarının sel olduğu an
İki yıl Risale-i Nurları okuduktan sonra Zübeyir Ağabey’de Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri ile görüşme arzusu günden güne şiddetlenir. Bediüzzaman Hazretleri o zamanlar Emirdağ’da mecburî ikâmettedir. Halıcı Sabri Efendi’nin oğlu Mehdi Halıcı ile 1946 yılında Emirdağ’a Üstadı ziyarete giderler. Zübeyir Ağabey Üstad ile karşı karşıya geldiğinde bir titreme hâli gelir ve hıçkıra hıçkıra ağlar. Uzun süre gözyaşlarını tutamaz. Üstad, “Keçeli, neden ağlıyorsun?” der. Ağlamaya devam eder. Aralarında şu konuşma geçer:
“Kardeşim ismin nedir?”
“Ziver efendim.”
“Hoş geldin, Zübeyir kardeşim.”
“Zübeyir değil, Ziver efendim.”
“Hoş geldin, Zübeyir kardeşim.”
Aynı şeyler üç defa tekrar eder. Esasında adı Ziver olan Zübeyir Ağabey, bu konuşmadan sonra Zübeyir olmuştur. Ayrılık zamanı gelince Zübeyir Gündüzalp, Üstadına, memuriyetten ayrılıp, yanında hizmet etmek istediğini söyler. Bediüzzaman, bu fedakârlığa çok memnun olur ancak “Vazifene devam et, Konya’da daha çok hizmet edersin. İnşaallah, ileride alırım seni yanıma” der.

Ankara konferansları
Üstadı ziyaretten sonra hizmetlerini arttıran Zübeyir Gündüzalp, dur durak bilmeksizin her yerde, her ortamda Risale-i Nurları muhtaç kalplere tanıtıp anlatmakla meşgul olur. 1947 yılında, 27 yaşında iken Ankara Üniversitesi konferans salonunda kalabalık bir genç topluluğuna hitap ederek Risale-i Nur’u ve Bediüzzaman’ı anlatır. 1950’de ise Ankara Üniversitesinde profesör ve mebusların, muhtelif fakülte talebelerinin bulunduğu bir mecliste sunduğu konferans gece yarısına kadar devam etmiştir. Bu konferansların metinleri daha sonra Gençlik Rehberi ve Nur’un İlk Kapısı adlı eserlerin sonunda da yer almıştır.
İnönü’ye telgraf çekip kendini tutuklattı
1948 senesinde Bediüzzaman Hazretleri Afyon Hapishanesinde iken, Zübeyir Ağabey de tutuklanmak ve Üstadının yanında olmak istiyor ancak bir türlü onu tutuklamıyorlar. Bu durum onu çok üzüyor. Bir gün İsmet İnönü’ye telgraf çekerek kendini ihbar eder. “Siz Nurcu diyorsunuz, burada devletin resmî bir memuru var. O en büyük Nurcudur. Devrimler diyorsunuz, devrimlerin temeline dinamit koyan bir PTT memuru var, kimse ilgilenmiyor.” Bu telgraftan sonra hemen tutuklanır ve arzusuna kavuşur. Üstad’la hapis yatarken yanlışlıkla serbest bırakıldığında, yapılan yanlışlığa itiraz ederek tahliyeyi engeller ve böylece Üstadından ayrılmaz.
“Derimizi kâğıt, kanımızı mürekkep yaparız”
İman aşkıyla yanıp tutuşurken hâkime: “Eğer komünistler mürekkep ve kâğıdı yok etmek imkânını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedaî olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nur’un neşri için, mümkün olsa derimizi kâğıt, kanımızı mürekkep yapacağız” der.
Davasının kara sevdalısı
Zübeyir Ağabey Üstadında ve davasında fânî olmuş bir fedaîdir. Ahiretini de feda eden bir kahramandır. Nurun kumandanıdır.Davasının kara sevdalısıdır. Davaya sadakatinin en mühim numunesi Risale-i Nur’a zarar verme durumunda zehirli bir iğneyi tercih etmesidir.

Kalbinin dayanamayacağı haber: “Bir genç dinsiz olmuş”
Gençlere karşı çok büyük bir şefkati olan Zübeyir Gündüzalp: “Teessür ve ıztırap karşısında kalbden bir parça kopsa idi, bir genç dinsiz olmuş haberi karşısında o kalbin atom zerrâtı adedince paramparça olması lâzım gelir” demiştir. Üstadından aldığı kahramanlık ve şefkat dersi ile “bir genç dinsiz olmuş” haberini duymamak için gayretle çalışmıştır. Zübeyir Ağabey, gençleri kabiliyetlerine göre ayrı ayrı vazifelerde görevlendirmiştir. Bazı gençlere belirli yerlerde görevler verip, her yeri onlarla birbirine irtibatlandırmış, böylece âtıl vaziyetten çıkarıp bir şahs-ı manevînin azaları gibi cemaati yekvücut hâle getirmiştir.
Yeni Asya’nın mimarı
Üstad Hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra meşveret sistemini tesis etti. Hizmeti meslek ve meşrep açısından şekillendirdi. Risale-i Nur Külliyatının neşri, İttihat Mecmuası, Yeni Asya Gazetesi ve Yayınevinin kurulması gibi yayın faaliyetlerini başlattı. Onun bıraktığı bu miras Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ve Risale-i Nur’un meslek ve meşrebini tam manasıyla kavrayan ve yaşayan doğru ve tavizsiz bir hizmetti.
Merhum Mehmet Kutlular anlatıyor:
“Üstad Hazretleri Zübeyir Ağabey için diyormuş ki: ‘Hepinizden korkuyorum. Benim yanımda kaldığınız için beni alet etmenizden. Ama bu camid kafalı, bu taş kafalı, bu beni alet etmez’ diyormuş. Hakikaten Üstadın yanında kaldığının hiçbir zaman bizden imtiyazını ve iltimasını istemedi.”
Sözleriniz sadırdan değil satırdan olsun
“Her zaman bize şunu söylerdi: ‘Ben kanaatten anlamam. Üstad satırda koymuş mu? Sadır beni alakadar etmez. Satırda yazmış mı Üstad? Fiilen bu Üstadın hizmetkârlarıyla da tasdikini görmüş mü? İşte beni bağlayan budur.’”
2 Nisan 1971’de Üstadına kavuştu
27 Mayıs 1960 İhtilâlinden sonra memleketi olan Ermenek’te mecburî ikamete tabi tutuldu. Burada bir süre kaldıktan sonra, gizlice Ermenek’ten ayrılarak Ankara’ya gitti. Altı ay kadar Ankara’da kaldı ve 1961’de İstanbul’a geldi. İman hizmeti yolunda çileli ve meşakkatli ömrünü 2 Nisan 1971 tarihinde İstanbul’da Kirazlı Mescit’te Cuma günü tamamlayarak terhis tezkeresini aldı. İstanbul Fatih Camii’nde on bini aşmış insanın kıldığı cenaze namazından sonra eller ve başlar üzerinde Eyüb Sultan Kabristanı’na defnedildi. Böylece, hayattayken hiç ayrılmak istemediği Üstadına kavuştu ve şu hadis-i şerife de mazhar oldu: “Cuma günü veya gecesi ölen kimse kabir azabından korunur.” (Tırmizî, 73)
Eserleri ile hizmetini sürdürüyor
Zübeyir Gündüzalp Ağabeyin, yazıları ve notları, Yeni Asya tarafından kitaplaştırılmıştır. Bunlar; Konferans, Yeni Asya’nın Manevî Mimarı Zübeyir Gündüzalp, Altın Prensipler, Nefis Muhasebesi.
Şimdi oku
*Bütün tehlike okuyamamaktan çıkıyor.
*Harfi harfine kitabî ol.
*Tenkit için okur, istifade edemez. Başkası için okur, istifade edemez. Kendi nefsi için okur, istifade eder.
*Hizmet için değil, nefsimi ıslah için okumalıyım.
*180 değil, 1080... (defa okunsa yine az.)
*En mühim iki şey: (1) okumak; (2) uhuvvet (kardeşlik) ve ihlâs (samimiyet) dairesinde hizmet.
*İstidatları inkişaf ettirmek için çok okumak.
*Daima okumak.
*Dem ve damarlarımıza karışacak derecede okumak.
*Az da olsa devamlı okumak.
*Okumak, yazmak, dinlemek, susmak.
*Satır satır, kelime kelime okumak.
*Hizmet hizmet derken şahsî dersini unutanın hizmeti muvakkat olur.
*Hususî okumanı terk etme.
*Şimdi oku, kabirde okuyamazsın.
(Altın Prensipler’den alınmıştır.)
İSTANBUL - MEHTAP YILDIRIM YÜKSELTEN