"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kainattaki zikirleri işitmek

Hüseyin Şahinoğlu
22 Mayıs 2019, Çarşamba
İMANIN MAHİYETİ

Bir kimsenin insaniyetiyle sorgulayarak, kendi varlığı ve âlemdeki varlıkların şahitlikleri üzerinden ortaya koyduğu iradesine, Allah’ın icabette bulunması sonucu kalpte hasıl olan ya da hasıl edilen “iman nûru”, bir yönüyle dürbün olduğu gibi bir yönüyle de “manevî kulaklık” hükmünde bir vasfı arz ediyor. 

İman nûru, dürbün olması yönüyle her varlık, her canlı, ya da her nesnede parlayan ilâhî isimleri önce yakına getiriyor, sonra adeta aşikâr bir surette gösteriyor. Sahibine sürekli olarak “lahutî” görüntüler yansıtıyor. Bu dürbünle âleme bakan bir kimse devamlı olarak eşyayı, Yaratıcısına ve O’nun özelliklerine delâlet eden boyutlarıyla fark ettiriyor, gösteriyor.

Peki iman nûru “manevî kulaklık” olması yönüyle nasıl bir işlev gerçekleştiriyor? Said Nursî bunu şöyle ifade ediyor: “…Güyâ bütün kâinat ulvî bir mûsikîdir; imân nuru işitir ezkâr ve tesbihleri. Zîrâ hikmet reddeder tesadüf vücudunu; nizam ise tard eder ittifak-ı evhamsâz.…” (Sözler, Lemaat) Yani görebildiğimiz, göremediğimiz bütün boyutlarıyla bu âlem, adeta bir konser salonu niteliği taşıyor. Bu salonda sayısız enstrüman eşliğinde çeşit çeşit özellikte ve güzellikte besteler seslendiriliyor, iman nûru bu besteleri kulağa, kulaktan beyne, beyinden de ruha taşıyarak sahibinin doya doya musıkî dinlemesine imkân sağlıyor.

Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde, yerde ve göklerde olan her şeyin Allah’ı tesbih ettiğini söylediğini biliyoruz. 

Meselâ, İsra Sûresi'nde şöyle buyruluyor: “Yedi kat gök, dünya ve burada bulunanlar Allah’ı tesbih eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız. O halimdir, bağışlayıcıdır.” (âyet 44)

Peki biz, bu âyetler çerçevesinde her şeyin gerçekten Allah’ı tesbih ettiğini işitiyor muyuz? Onların hamd ve tesbihini duyuyor muyuz? Duyu organlarımızla onların zikirlerinden haberdar oluyor muyuz? İşte iman nûru burada devreye giriyor. Eğer parlak bir iman nûruna sahipsek bu nûr aynı zamanda manevî bir kulaklık özelliği arz ederek bizim bu zikirleri, bu hamd ve tesbihleri duymamızı sağlıyor. Bilindiği gibi gerçekte ne görmemizi sağlayan gözdür, ne de duymamızı sağlayan kulaktır. “Göz bir penceredir, ruh bu âlemi o pencereden seyreder.”Aynı şekilde kulak bir ahizedir, ruh bütün sesleri bu ahizeden alıp işitmeye konu yapar. Nihaî noktaya gittiğimizde ise gözü de kulağı da yaratan Allah’tır, ruhu bedenimize ilka eden O’dur, varlığımıza görme ve işitme özelliğini bahşeden O’dur. İşte nûru iman bu noktada tam da bizi gördüren ve işittirenin Allah olduğuna iman etmek, bütün görme ve duymaların O’ndan kaynaklandığını bilmek, O’nun semî ve basîr olduğunu tasdik etmekle gündeme geliyor. İrade ve kalp dünyasında bu tasdiki Allah’ın icabeti ile gerçekleştiren bir kimse iman nûru ile perdeleri birer birer aralayarak “eşyanın arkaplanını” görmeye, eşyadaki hamd ve tesbihleri” de duymaya başlıyor. 

İşte bütün bu musıkîye kulak vermenin, bütün hamd ve tesbihleri duyabilmenin tek yolu, tek şartı var: İman nûrunu elde etmek, iman nûruyla bakmak, iman nûru kulağıyla dinlemek!

Okunma Sayısı: 686
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı