"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çaldıran’da açılan İttihad-ı İslâm kapısı

M. Latif SALİHOĞLU
23 Ağustos 2019, Cuma
Bugün meşhûr Çaldıran Zaferi’nin yıldönümü: Osmanlı Sultanı Yavuz Selim Hân’ın, İran’daki Safevî hükümdarı Şah İsmail'in üzerine yürümek için tasarlamış olduğu uzun seyr û sefer, 1514 yılı 20 Mart’ında Edirne’den başladı; aynı yılın 23 Ağustos’unda ise Van’ın Çaldıran mevkiinde kesin bir zafer ile nihayet buldu.

Toplam 156 gün süren bu uzun sefer ve çetin muharebe esnasında, İttihad-ı İslâm sevdâlısı genç padişah Sultan Selim'in iki önemli hususiyeti ortaya çıktı: Biri, sabır ve tahammül gücü; diğeri ise, harp sanatındaki ustalığı, becerisi, dehâsı...

Sefer esnasındaki zahmet, meşakkat ve sabırlı bekleyişler, zaman zaman askerleri isyan noktasına kadar getirmiş idi. Ancak, Sultan Selim bunların da üstesinden gelerek vaziyete hâkim olmuş ve yoluna sabırla, azim ve kararlılık ile devam etmişti.

Kürt diplomat İdris-i Bitlisî’nin gayretleri

1500’lü yılların ilk çeyreğinde Kürtlerin Osmanlı’ya bağlanmasında ve mukaddes “İslâm Birliği” idealine dahil olmasında en çok emek sarf edenlerin başında, şüphesiz ki büyük âlim, tarihçi ve diplomat bir şahsiyet olan İdris-i Bitlisî gelir.

İran’da Safevî devleti kuruluncaya kadar İran’daki Akkoyunlu devletinin hizmetinde çalışan İdris-i Bitlisî, 1501’de kanlı baskınlarla idareyi ele geçiren Şah İsmail-i Safevî ile anlaşamayarak oradan ayrıldı. Kendine daha yakın fikirde gördüğü Osmanlı’ya gelip intisap etti. Devlet ve millet hizmetinde hummalı bir faaliyetin içine girdi. Heşt Behişt isimli müstesna eserini bu dönemde İstanbul’da telif etti.

* * *

Safevî iktidarıyla birlikte Şia tehlikesi Şarkî Anadolu’ya sirayet edince, İdris-i Bitlisî devreye girdi. Ne var ki, Sultan II. Bayezid’i bir türlü ikna edip de harekete geçiremedi. 1512’de Osmanlı tahtına Sultan Selim geçince, dengeler değişmeye başladı. Nihayet, ilk seferin Şah İsmail üzerine yapılması kararlaştırıldı.

Sefer öncesi, İdris-i Bitlisî’yi Şark’a gönderen Sultan Selim, Şia tehlikesine karşı onları ikaz etti. Ehl-i Sünnet olan Müslümanların birlik beraberlik içinde hareket etmeleri gerektiğini onlara izâh ile ikna ettirdi.

Sultan Selim’in askerî ve siyasî dehasıyla uyum içinde hareket eden İdris-i Bitlisî’nin Kürtler arasındaki hizmeti takdire şâyândır. Arada hiçbir sürtüşme, hiçbir kavga olmaksızın Osmanlıyla ittifak sağlandı. Bu ittifak, tarih literatürüne “müsâlemet” tâbiriyle kayda geçti: Müsâlemet, yani sâlimen, isteyerek, kendi arzularıyla mânâsına gelir. Ki, hakikaten Kürtlerin Osmanlı’ya bağlanması ve Osmanlı’nın İslâm birliği politikasını benimsemesi, tarihte ender rastlanan hadiselerden biridir. 

Genelde, bir unsurun diğerine bağlanması kavgalı, çekişmeli olmuş ve itaate sevk edilme bir nev’î mecburiyet tahtında tahakkuk etmiştir. Burada ise, durum bir hayli farklı görünüyor: Şarkî Anadolu’daki Kürtlerle ittifak kuran Sultan Selim, 1514’te Çaldıran’da yaşanan muharebede Şah İsmail’e galebe çalmakta fazla zorlanmadı. Bunda, elbette ki mahallî kuvvet ve desteğin tesiri büyüktür.

Kürtlerden sonra sıra Araplara gelmişti. Onların da İslâm birliğine dahil edilmesi gerekiyordu. Zaten, kendi aralarında birçok yerde ihtilâfa düşmüş, ittihad ruhunu kaybetmişlerdi. Suriye’de, Mısır’da, Filistin ve Hicaz’da huzursuzluk had safhada idi. Kahire’deki Abbasî halifesinin sözünü dinleyen yoktu. Hilâfet makamı sönük bir vaziyete düşmüştü.

İşte, bu dağınıklığı gidermek, ihtilâfı ortadan kaldırmak ve hasseten İttihad-ı İslâmı tesis emek maksadıyla harekete geçen Sultan Selim, Çaldıran Zaferi’nin ardından Mısır ve Hicaz seferine çıktı. Şâm-ı Şerif’te, Mercidabık’da, Ridaniye’de (1516) zafer üstüne zafer kazandı. Koca ordusuyla çetin Tih Çölü’nü geçerek Kahire’ye vasıl oldu. İslâm birliği yolundaki zaferler zincirine burada da yeni halkalar kattı. (1517)

Mısır zaferiyle birlikte hilâfet makamını da devralan Sultan Selim, buradan Filistin’e ve Hicaz’a yöneldi. Buraları da fazla zorlanmadan Osmanlı’ya kattı; dolayısıyla İslâm birliğini bu geniş coğrafyada da sağlam bir sûrette tesis etti. 

Son söz: Said Nursî’nin “biat ettim” dediği Sultan Selim’in İttihad-ı İslâm dâvâsına sarılmaktan ve bu dâvâyı yeniden ihyâ etmekten başka çaremiz yoktur ve olamaz; nitekim, geçmişte de olmamış.

Okunma Sayısı: 1243
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı