"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

En uzun ömürlü siyasî hareket (2)

M. Latif SALİHOĞLU
03 Şubat 2019, Pazar
Avrupa'da Jön Türk (Fr. Jeunes Turcs) diye isimlendirilen Ahrâr-ı Osmaniye hareketinin en öncelikli talebi fikir hürriyetinin sağlanması ve bunun garanti altına alınmasıydı.

Ardından, sırasıyla meşrûtiyetin ilân edilmesi, padişahın yetkilerine sınırlama getirilmesi, farklı siyasî eğilimlere fırsat tanınması, yeni bir anayasanın (Kànun-i Esâsî) hazırlanması ve parlamentonun tesis edilerek buna işlerlik kazandırılmasıydı.

Esasında “dâhî edibler” ve istikbâli gören basiretli zâtların da içinde bulunduğu bu fikrî hareket, olabildiğince gizli şekilde yürütülüyordu. Bir cihette “sırrân tenevveret” kàidesine uyulmaya çalışılıyordu. Ne var ki, bir siyasî fikrin uzun müddet gizli kalabildiğini beşer tarihi kaydetmiyor.

Nitekim, burada da durum aynen öyle oldu: Bir müddet sonra, devlet ve hükümet erkânı tarafından varlığı fark edilen bu yeni fikir hareketini boğmaya, dağıtmaya, hiç olmazsa bertaraf etmeye yönelik baskıcı teşebbüslere tevessül edilmeye başlandı.

İşte, bu fikir hareketinin en itibarlı ve en yılmaz savunucularından biri olan Namık Kemal, bilhassa Tavsir-i Efkâr gazetesinde neşrolan yazılarından dolayı çok ağır tazyiklere maruz kaldı. Tazyiklerin had safhaya varması karşısında ise, daha fazla dayanamaz ve bir fırsatını bularak hudut haricine hicret ederek Fransa'ya gider. Ancak, boş durmaz; bilhassa neşriyat yoluyla hürriyet fikrini ve meşrûtiyet sistemini burada da vatan ve İslâmiyetin selâmeti nâmına savunmaya vargücüyle devam eder. Şu var ki, bu çetin mücadelesini sürdürürken de, devletinin ve milletinin aleyhinde bulunmaz. Ecnebilerle işbirliği içine girmez. Yüzünü, yönünü, kalbini ve kıblesini Mekke-Medine’den çevirip de Londra ve Paris’e doğru çevirmez. Gerek Namık Kemâl’in, gerekse diğer dâvâ arkadaşlarının bütün derdi ve himmeti bir noktada temerküz ediyor: Osmanlı’da hürriyet ve meşrûtiyeti hâkim kılmak.

Burada şunu da hatırlatmakta fayda var: Jön Türkler hareketinin içine zaman zaman ilgisiz ve hatta münasebetsiz adamlar da girmiş-çıkmış ve kısa süreli de olsa kendine yer edinmeye çalışmıştır. Meselâ, Mısır Valisi M. Ali Paşa ile menfaat kavgasına giren, hatta Sultan Abdülaziz'le de aynı sebepten dolayı zıtlaşan Mustafa Fazıl Paşa gibiler. Bu paşa, şahsî isteklerine kavuştuğu anda, gruptan ayrılmış ve münferit hareket etme eğilimine girmiştir.

* * *

Bediüzzaman Said Nursî'nin tâ 1890'larda "Ahrar" diye tanıyıp öyle de tanımladığı (Münâzarât: 125) Jön Türklerin ekserisi hamiyet-milliyyet dâvâsında dürüst ve samimîdir. Nursî, aynı eserinde, 1890’larda Mardin’de tanıma fırsatını bulduğu Ahrarlar için şu ifadeyi kullanıyor: "Tâ o vakitte anladım; ekser Ahrarımız mutekîd (inançlı, itikatlı) Müslümanlardır."

Üstad Bediüzzaman'ın bu ifadesinden de anlıyoruz ki, 1908'de kurulan Ahrar-ı Osmaniye Fırkası henüz tarih sahnesine çıkmadan da bu fikrî hareketin evveliyatını ve bir nevî altyapısını teşkil eden Jön Türkleri "Ahrâr" olarak görmüş ve öyle de isimlendirmiştir.

Evet, Yeni Osmanlılar hareketinin en kudretli fikir ve ifade sahibi, hemen her vesileyle hatırlattığımız üzere Namık Kemâl'dir. Bu mümtaz şahsiyet, aynı zamanda "Vatan ve hürriyet şairi" olarak biliniyor... Kezâ, "hürriyet" tabirini fikir, siyaset ve edebîyat literatürüne kazandıran bu şahsiyetin, bu vatanda kànun hâkimiyetinin tesisi ile hürriyet ve meşrûtiyetin yerleştirilmesi yolunda en çok çaba sarf etmiş, hatta bu uğurda hayatını hiçe sayarak, sürgünlerde, zindanlarda ömür tüketmiş büyük bir hamiyetperver olduğuna “doğru tarih” şehadet ediyor.

Namık Kemâl ve dâvâ arkadaşlarının hayatını fedâ ettikleri Ahrar-Demokrat misyonun daha sonra ve günümüze kadar gelen takipçileri arasında şu mümtaz isimleri saymak mümkün: Prens Sabahaddin, Mizancı Murad, Adnan Menderes, Namık Gedik, Tevfik İleri, Süleyman Demirel ve o misyon bayrağının elân nöbettarlığını yapma gayretini gösteren DP Genel Başkanı Gültekin Uysal Bey...

Okunma Sayısı: 1904
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ali yeşilkaya

    4.2.2019 01:38:15

    4-halihazırda chp yi destekliyormuşuz gibi lanse etme gayretlerini de tekzib etmek lazım.evvelki seçimden kalma bir ittifak varmış ve biz de oradaymışız gibi sunulmasının önüne geçmeliyiz. cenab-ı hak sadakatte muhafaza buyursun.amin... not:osmanlı döneminde parti ve seçim hadiselerinden asla haberi olmayan bir garip cahil güruh bize o dönemden ders vermeye kalkıyor ya ona yanarım.zamanın hadisatı bilinmeden üstadın sözleri nasıl anlaşılır? el acip minel garaip!

  • ali yeşilkaya

    4.2.2019 01:32:28

    3-mardindeki rüya uyanışı döneminden ta 1919 lara kadar üstadın desteklediği ahrarlar asla % 7-8 i geçememiştir. yani asla doğrudan iktidar olacak bir çoğunluğa ulaşmamıştır.(şahsen ahrar olanların vazife başına 2 kere geçmesi parti oyuyla ve seçimle ilgili değildir-ki üstad bunları hatırlatır) dolayısıyla 15 senedir bizim hala dp ye olan desteğimizi islamcı akp ye çevirme gayretinde olanlar hep çoğunluktan dem vururlarken üstad sünuhatta onları tekzib eder. not:bilhassa sünuhatın şu anki islamcı iktidara destek olmamak gerektiğine dair ifadelerinden de ayrı yazılar olabilir.zira münazaratı ve istibdad-hürriyet meselelerini kaale almayan,iktidarın dindarlığını öne çıkarıp demokratlığı unutmuş ve islamcılaşmış bir nurcu saldırısıyla karşı karşıyayız.islamcı nurcu kardeşlerimizin saldırılarına karşı demokrat nur talebeleri olarak risale-i nurdan müdellel yazılara şu anda her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

  • ali yeşilkaya

    4.2.2019 01:31:11

    2-1918den 1946-50 ye kadar siyaseten kimseyi desteklememiş olması.bilhassa esaret dönüşü hürriyet itilaf gibi ahrar taklidi yaparak(anap ve akp gibi)hürriyetçi misyonu bilhassa dini kullanarak tahrif etme gayretinde olanları asla desteklememesi.ki sünuhatın yarısı özellikle bu zihniyeti tarif ve nurcuları islamcılıktan muhafaza için yazılmıştır dense yeridir.

  • ali yeşilkaya

    4.2.2019 01:26:15

    1-'mutekid müslümanlar' ifadesinin öncesi bence daha ehemmiyetli:'Bununla beraber İSTİBDAT kendini muhafaza etmek için, herkese vesvese verdiği gibi; beni de inkılâbdan on sene evvel aldattı. Ki, ehl-i ihtilâlin ekseri MASONDUR. Lillahil-hamd o vesvese bir iki sene zarfında zail oldu.Tâ o vakitte anladım;bizim ekser ahrarımız mutekîd müslümanlardır.' şu anda malum diziyle iyice ayyuka çıkarılan ahrar-demokrat zihniyettekileri masonlukla yaftalamak o zamandan kalma bir islamcı hastalığıdır.bu vesvese 100 yıldır demokrat nurcuları ve dindar halkımızı demokratlara düşmanlaştırmak için kullanılagelmiştir. istibdadı meşrulaştırmak için kullanılan bu masonluk vesvesesinin bizde de üstad gibi zail olması şart.ki üstad döneminde hakikaten ahrarın içerisinde masonlar çoktu.buna rağmen bunu vesvese olarak nitelendirmesi cay-ı dikkattir!

  • ali yeşilkaya

    4.2.2019 01:25:03

    abi meseleyi ele almanız çok isabetli olmuş.zaman itibarıyla ihtiyaç şedid.zira demokratlar zayıf,nurcular da islamcılaşmış.bizden başka da dindarlar içerisinde nokta-i istinad kalmamış.ve bu mesele bahane edilerek içimize nifak sokma gayretleri de had safhada.allah razı olsun. ayrıca dört noktada dahi ayrı birer yazı rica ediyorum:

  • Latif Salihoğlu

    3.2.2019 16:12:04

    Muhterem Abdullah Ağabey. Şahıs meselesinde çok haklı bir noktaya dikkat çekmişsiniz. Zaten biz de burada misyonu şahıslarda değil, şahısları misyonda göstermeye çalıştık. Esâsen, ismini-resmini verdiğimiz şahısların çoğu, hatta neredeyse tamamı, adı zikredilen o misyon partilerin kurucu lideri değildir. Prens Sebahattin ile Mizancı Murad, Ahrar'ın sekreter ve basın sözcüsü konumunda olup, hiçbiri partinin kurucu genel başkanı değildir. Aynı durum Menderes, Demirel ve diğerleri için de geçerli. Bunlar sonradan misyonun başına geçmiş, lideri, genel başkanı olmuş mütevazı şahsiyetlerdir. Vazifelerini yapmış, ömürlerini tamamlamış ve öyle gitmişlerdir. Hayatta iten başka tarafa kaçan-göçenler, sadık değil, çakma Demokratlardır. Liyakat gösterememişlerdir. Bizim vazifemiz, her halükârda Ahrar-Demokrat misyona istinat noktası olmak ve sadık-samimi olanların muvaffakiyetine dua etmektir.

  • Abdullah

    3.2.2019 08:23:10

    En uzun ömürlü siyasi hareket ahrar hareketi ve misyonu olmasına karşı lık,bu misyonu fikir ve düşünce bazın da ifade eden büyük bir neşriyatını gö remiyoruz.Mesela bu fikrin çıkış tari hinden bu güne kadar sürüp gelen bir gazete yok,Gerçi Yeni Asya azda olsa bu görevi yerine getiriyor.Ama sırf bu misyona hizmet eden bir neşir organı yok.Mesele bu konuda ne kadar kitap yazılmış.Bir radyoları yok,Bir televiz yonları yok. Güçlü,' kuvvetli yazarları yok. Güçlü fikir ve düşünceler bu va sıtlarla hayat bulur,kuvvetlenir,yayı lır ve devam ederler. Ahrarlığın,demok tatlığın geniş kitlelere mal edilmesi gerekiyor.Sanki buradada bir yanlış lık yapılıyor.O'da misyonu şahıslarda görmek,şahısları esas kabul etmek .Yani bir çeşit müritlik gibi...Bilmem yanılıyormuyum?Her neyse olaya böyle bir bakış açım var. Üzerinde kafa yormaya değer mi bilmem?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı