"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

En kanlı mıntıka: Gelibolu

M. Latif SALİHOĞLU
30 Nisan 2024, Salı
GÜNÜN TARİHİ 30 Nisan 1915

Geçtiğimiz Şubat ayı sonlarında Çanakkale’ye gittik. Boğazın her iki yakasındaki tarihî mekânları ziyaret ettik. Rehber arkadaşlar eşliğindeki ziyaretimiz yaklaşık üç gün sürdü. Tabiî, ziyaret mahallerinin tamamını yine de bitiremedik.

Esasen, Çanakkale Boğazının her iki yakası da buram buram tarih kokuyor. Buranın, bir devrin battığı yer, yeni bir devrin doğduğu yer olması hasebiyle, günlerce gezip brifingler alınsa, yine de bitecek gibi değil. Devamı, bir dahaki ziyarete inşallah.

*

O işi profesyonellik derecesinde bilen rehber arkadaşlarımızın da sıklıkla ifade ettiği gibi, Çanakkale Boğazı ve boğazın iki yakasındaki topraklar, dünya ve insanlık tarihinin muhtemelen en kanlı mıntıkasıdır. Bilhassa “küçücük bir kara” parçası olan Gelibolu Yarımadası, bu noktada tam kanaat hasıl ediyor ki, başka buradaki kadar insan kanının akıtıldığı başka bir yer gösterilemiyor. 

Karşılıklı olarak dökülen kanların (ölü-yaralı) yekûnu yüz binleri bulan rakamlarla ifade ediliyor. Genelkurmay kayıtlarındaki rakamlara göre, sadece Osmanlı tarafının şehit sayısı 87 bin, yaralı sayısı 165 bin olup yekûnu 250 bini geçiyor. İngilizlerin başını çektiği birleşik kuvvetlerde ise, ölü ve yaralı rakamı 140 binin üzerinde görünüyor.

Demek ki, 400 binden fazla insanın kanı küçücük bir karaya dökülmüş. Karanın küçüklüğü, dökülen kanların büyüklüğü, buranın en kanlı topraklar olduğu hususunu bir yönüyle tescil etmiş oluyor.

*

Günün tarihi açısından baktığımızda şunu görüyoruz: Çanakkale’de ikinci safha olan kara savaşları Nisan ayının (1915) sonlarında başladı. İşgal kuvvetlerinin 25 Nisan günü Anzak Koyunda yapmış olduğu çıkarma harekâtının ardından, 30 Nisan’da itibaren kanlı çatışma genişledi ve nihayet bütün Gelibolu’ya yayılmış oldu.

*

18 Mart’ta Çanakkale Boğazı’nı geçemeyeceğini anlayan İngiltere ve onun müttefik kuvvetleri, asıl hedefleri olan İstanbul üzerindeki emellerinden yine de vazgeçmediler. Donanmalarını Ege Denizi açıklarına çekip bir müddet beklediler. Ardından, şanslarını bu kez karada denemeye giriştiler. Karaya (Anzak Koyu’na) yaklaşık 70 bin kişilik karma (İngiliz, Fransız, Avustralya, Zelanda...) bir askerî kuvveti çıkarmayı başardılar.

Nisan ayı sonlarında başlayan Gelibolu’daki kara savaşlarında, taraflar arasında çok şiddetli çarpışmalar yaşandı. Yer yer süngülerle göğüs göğüse çatışmalar vuku buldu.

Osmanlı tarafı, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı yüksek bir moral gücü elde etmiş durumdaydı. Karşı tarafın üzerinde ise, mağlubiyetin verdiği bir eziklik psikozu vardı.

Karşılıklı taarruz ve çatışmalar, Ağustos ayında had safhaya çıktı. Zaman zaman ateşkes sağlanıyor ve karşılıklı görüşmeler de yapılıyordu. 

Kasım ayına gelindiğinde, düşman taarruzu büyük ölçüde gevşemeye ve gerilemeye başladı. 1916 yılı Ocak ayında ise, ecnebi kuvvetlerinin hemen tamamı Gelibolu’dan da ayrılarak topraklarımızı terk edip gittiler.

*

Ne gariptir ki, Mondros Ateşkes Antlaşmasının ardından Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermiş olduğu 1918 yılı Kasım’ında güya “güvenliği sağlamak maksadıyla” Çanakkale Boğazı’nı geçen, hemen ardından İstanbul Boğazı’nı kontrol altına alan ve bu bahane ile İstanbul’u işgal eden müttefik kuvvetlerin başında yine İngiliz askeri ve donanması vardı.

Okunma Sayısı: 1336
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı