"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ey devletlûler! Demokraside yarışın...

M. Latif SALİHOĞLU
27 Mayıs 2019, Pazartesi
Geride kalan resmî “Gençlik Haftası”, ağırlıklı olarak “Kim daha Atatürkçü?” yarışmalarına sahne oldu.

Ülkeyi yöneten ve yönetmeye talip olanları siyasîlerin hemen tamamı, bu hususta birbiriyle amansızca bir yarışa girdiler.

Dahası, serapa riyâkârlık kokan toplu resimler çekildi, “birlik görüntüleri” verildi, vs.

Peki, biz ve onlar, bu işten ne kazandık ve ne tür bir kemâlât elde ettik?

Ülkeye daha bir huzur, barış ve demokrasi mi geldi? Toplum huzûra, sükûna mı erdi? Siyasiler, biraz daha mı akıllanmaya başladı? Başları göğe mi erdi? Araları mı düzeldi? Aralarında bir centilmenlik anlaşması mı sağlanmış oldu? Kırıcı-yıkıcı polemikler, atışmalar, sataşmalar mı durdu? Demokrasi mi gelişti? Siyaset seviye mi kazandı? Yahut daha yüksek bir irtifa mı kaydetti?

Sahi, ülke ve millet olarak ne kazandık ve ne tür bir faydasını gördük, ortalığı toza-dumana boğan o amansız “Atatürkçülük yarışmaları”ndan...

Ekonomi mi düzeldi? Faiz mi düştü? Döviz kurları mı normale döndü? Refah seviyesi mi yükseldi? Millî gelir mi arttı? Sosyal yaralar mı kapandı? Toplumdaki kutuplaşmalar mı sona erdi? İnsanlarımız arasındaki gerginlik mi yumuşamaya başladı?

Lütfen söyler misiniz, ne faydası oldu?

* * *

Asla bir tarafgirliğe düşmeden ve siyasiler arasında herhangi bir ayrıma gitmeden diyoruz ki: Tamam, mecbur olduğunuz resmî prosedüre uyunuz. Resmî yemin gibi, mecburî protokolde yerinizi alınız. Ama, lütfen daha ileri gitmeyin. Yani, birbirinizle “Atatürkçülük yarışması” içine girmeyin.

En büyük yarışmanız, daima hukuk ve demokrasi zemininde ve öncelikle hürriyet ve demokrasi için olsun.

Bir yerde hürriyet yoksa, demokrasi yoksa, orada huzur ve adâlet sağlanamadığı gibi, müsbet gelişme de olmaz, sosyal refah ve kalite de sağlanamaz.

Oysa, ülke ve toplum olarak, hepimizin “toplam kalite” diye bir meselemiz, bir hedefimiz, bir idealimiz, bir gaye-i hayalimiz olmalı. Bundan asla vazgeçmemeliyiz.

“Toplam kalite” ne kadar yükselirse, diğer işlerimiz de o derece rahatlamış, kolaylaşmış olur. Gelişmiş medenî dünyadaki genel durum budur. Bizim de aynı yolda yürümemiz, aynı kulvarda ilerlememiz gerekiyor. Bunun için de, istismara açık hamasetlerden, riyâkârlık kokan söylemlerden çok, ayağı yere basan ve umuma faydası olan konularda yarışmamız lâzım ve elzemdir.

***

GÜNÜN TARİHİ: 27 Mayıs 1960

Şerefli komutana alçakça muamele

Bir askerî cuntanın eliyle yaptırılan 27 Mayıs (1960) Darbesi, dünya durdukça lânetlenmeyi hak eden bir kanlı isyan hareketidir.

Hem milletin iradesine, hem iktidardaki hükümete, hem de ordunun başındaki şerefli kumandana eş zamanlı olarak yapılan bu kanlı darbe hareketi, bu vatanda ne yazık uzun yıllar “bayram havasında” kutlandı.

Hadisenin bir çok yönü var. Ancak, biz şimdilik sadece Genelkurmay Başkanı Erdelhun Paşa’yı tanıtmak ve onun başına gelenlerden kısaca söz etmek istiyoruz.

İstiklâl Harbi kahramanlarından olan Erdelhun Paşa, 23 Ağustos 1958'den beri bu makamda bulunuyordu.

1894 Edirne doğumluydu ve yirmi yaşından, yani 1914'ten beri ordunun içinde çeşitli kademelerde başarılı hizmetlerde bulunmuş şerefli bir subaydı.

Ordunun başında bulunduğu 1958'den beri bünyede yaşanan bir rahatsızlığın farkındaydı. Ancak, ordunun siyasî cereyanlara kapılmasını doğru bulmuyordu.

Başkomutanın darbeye taraf olmadığını anlayan alt kademedeki cuntacılar, gizli bir faaliyet yürüttüler ve 27 Mayıs gecesi Korg. Cemal Madanoğlu liderliğinde insanlık dışı bir harekete giriştiler.

Erzurum'daki 3. Ordu Komutanı Ragıp Gümüşpala'nın Madanoğlu'na itirazı üzerine, darbeciler telâşlandılar ve İzmir'de emeklilik hayatını yaşayan eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel'i gece yarısı apar-topar alıp Ankara'ya getirerek cuntanın başına monte ettiler.

Okunma Sayısı: 1185
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-3

    27.5.2019 15:52:28

    Unumuz, yağımız ve şekerimiz var ama helva yapmayı bir türlü beceremiyoruz. Yapacak olanlara da kapıyı gösteriyoruz. Marifet iltifata tabi imiş. İşbaşı yaparken "-izm"lere çatanlar, iktidar, güç ve saltanatı elde edince onu referans alırlarsa demokrasi ve hukukta yarış olmaz. Öncelikle siyasetçi samimi bir demokrat olmalıdır. Demokrasiyi, kendini iktidara taşıyacak sonra da iktidar, güç ve saltanat istasyonuna gelince inecek bir tramvay gibi görmemelidir. Bizim talihsizliğimiz (demokratların dönemi hariç) demokrat olmadığı halde demokrat görünen siyasetçilerin ülke yönetiminde söz sahibi olmasındadır. Öyle olmadığını siyasal, sosyal ve ekonomik kriz haliyle bizzat yaşayarak acı acı tecrübe ediyoruz. Çok yazık! Hâlâ hür ve demokrat dünya seviyesinde bir demokratik hukuk devletini tesis etmek bir yana yarım yamalak da olsa işleyeni de kaldırıp attık. Tam da Ziya Paşa'nın dediği durumu yaşıyoruz: "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde." Eser ortada.

  • Gündüz Alp-2

    27.5.2019 15:37:49

    "...ruhu" diye zaman zaman girişimler oluyor. Fakat o ruha fatiha okuyanlar da -tuhaftır- buna teşebbüs edenler oluyor. Bizim gibi siyasetçisi tam demokrat olamayan, demokrasi bilinci ve kültürü yeterince gelişmemiş bireylerden oluşan toplumlarda bu tür girişimler uzun ömürlü olamıyor. Çünkü toplumu siyasal taraftar, rant ve oy uğruna ayrıştıran siyasetçiler, böylelikle kolayca iktidara gelip ülkeyi de kolayca yöneteceklerini zannediyorlar. Oysa toplumsal barış, birlik, beraberlik ve huzurun olmadığı ülkeyi yönetmek hayli güçtür. İşte ahvalimiz! İslamilik Endeksinde bile 95.sıradayız. İlk 40'ta hiç bir İslam ülkesi yok. Neden? İyinin de kötünün de yetiştiği bir vasat bir zemin vardır. Hangi zemini hazırlarsanız orada o yetişir. "Toplam kalite"" hür, medeni ve demokrat zeminlerde neşv-ü nema bulur. İstibdat ve tahakkümde istidat ve kabiliyetlerin köreleceği izahtan varestedir. Çocuklarımız acaba neden yurt dışına çıkış hayalleri kuruyor? "Kaliteli bir eğitim ve hayat" için değil mi?

  • Gündüz Alp

    27.5.2019 15:23:22

    Sayın Salihoğlu, hayırda yarışmak inancımızın gereği. Kur'ân'ın ifadesiyle de "Sulh -barış-hayırdır". Hem ülke içi hem de dünya barışı. Barışın tesisi edileceği zemin de hürriyetçi demokrasi ve adaletin tecelli edeceği hukukun üstünlüğüdür. Fakat şu aralar yarışmadan daha çok çatışmaya şahitlik etmekteyiz. Bir kesim "barış, demokrasi, hukuk" derken diğer kısım -özellikle iktidar cephesi- ayrışmayı körüklüyor ki, "seçim kazansın." Yani yarış "demokrasi" ekseninde değil "oy ütme" ekseninde devam etmektedir. Menfi ve menfaatçi siyasetin doğası gereği! Dolayısıyla "Ey devletlûler! Demokraside yarışın..." çağrınıza kulak vereceklerine ihtimal vermiyorum. Zira bugüne kadar benzeri ikazlar çok yapıldı. Kulak tıkadılar. Fakat faturayı kim ödüyor: Millet. 31 Mart yerel seçim olsa da sonucu itibariyle genel seçim hükmündedir. Sandıktan çıkan mesaj: Demokrasi ve Hukuk. Umarım aynı mesaj 23 Haziran'da da çıkar.

  • Ali R. Yardimoglu

    27.5.2019 14:53:09

    1 sahsi tarih: ....ayni o kahraman orgeneral Erdelhun gibi, yardimcisi Yassiada magduru genkur. 2.nci baskani org.Salih Coskun' da, eylul 1959' da, kendi yaveri emirsubayini cagirdi, o suvari/piyade binbasisi yaveri. Sahab Yardimoglu' na dedi, "....seni simdi yurtdisi kursuna gonderecegim, ismini verdim, bazi menfi haeeketler var, hem karismazsin, seni rahatsiz edemezler, hem gelince akademiye girersin, sen gibiler kurtulmali"; demek iste boyle vesile oldu; simdi hepsi rahmetli oldu.....

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı