"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Muannit müfteriler

M. Latif SALİHOĞLU
07 Ocak 2019, Pazartesi
İnsanda hükmeden ve halk arasında “Gözü kördür” denilen iki kuvvetli duygu var: Aşk ve inat.

Bunlar gibi keskin duyguların yaratılma sebebi, mecaziden hakikiye geçmek, doğruyu bulmak ve hakta sebat etmek içindir.

İnsan ise, ya gafletinden, ya cehaletinden, ya da bozuk mizacından dolayı tutup bunları yaratılış maksadının dışında kullanıyor. Böyle yapmakla da, elbette ki büyük zarar ediyor, azim hasârete düşüyor. 

İşte, kendilerini böylesine azim bir hasaretin içine atan muannitlerden bazıları, bir önceki yazıda da temas ettiğimiz gibi bilhassa 2004’ten sonra Üstad Bediüzzaman'ı yalan yanlış bilgilerle karalamaya çalışmayı, ona iftira atmayı vazife edinmiş görünüyor. 

Yapılan izahlara, verilen cevaplara rağmen, yalan ve iftiralarında ısrar ediyor olmaları, aslında görevli olduklarının bir işareti.

Bundan dolayıdır ki, defalarca yaptığımız izah ve ikazlar, onların vicdan ve insafları üzerinde müsbet bir tesir uyandırmıyor. Çünkü, hakikaten görevlendirilmişler. Esasen, başka da bir izahı yoktur bunun.

* * * 

Evet, artık hiç şüphe kalmadı ki, gizli, sinsî ve karanlık bir merkez, bu kimseleri birer piyon ve maşa olarak kullanarak Risâle-i Nur’un aleyhine sevk ediyor. 

Zira, biz yıllardır hak ve hakikatin açık sûretini çıkarıp adeta gözlerinin içine sokuyoruz, yine de görmüyorlar, yahut görmek istemiyorlar:  

1) Görmüyorlar. Çünkü, iftirada inatla ısrarcı davranıyorlar. Böylesi bir inat ve ısrar, elbette sahibini de kör eder. 2) Göremiyorlar. Çünkü, başkasının gözüyle, yahut yönlendirmesiyle bakıyorlar. Bu sebeple, hakikati olduğu gibi görmeleri adeta imkânsız hale geliyor.

Bu kuvvetli ihtimale binâen, karşımızda görünen piyonları, maşaları muhatap almak yerine, hem perde arkasındaki münafıklara susturucu cevap, hem de içinde tereddüt hâsıl olan gençlere ve sâfî kalplilere izahat sadedinde bazı cevapları vermeye çalışyoruz.

* * *

Şimdi de, kasten ortaya atılan bazı yalanları ve o yalanları yakıp kül edecek olan hakikat kıvılcımlarını karşılaştırmalı şekilde takdim edelim.

Meselâ, yalancı müfteriler diyor ki: Said Nursî, Millî Mücadele yıllarında (1918-1923) işgalci İngiliz ve istilâcı Yunan gibi azılı düşmanların safında yer aldı. Dolayısıyla, Anadolu'daki Millî Kuvvetlerin aleyhinde bulundu. 

Hakikat ise diyor ki: Ey müfteri yalancılar! O devirden bu zamana yüz yıllık bir süre geçtiği halde, kimse ortaya çıkıp böyle acip bir yalanı uydurmadı. Hatta, 1920-27 yıllarındaki İstiklâl Mahkemeleri’nde ve 1935-49 yıllarında Risâle telifi sebebiyle Said Nursî'yi idam talebiyle yargılayan Ağır Ceza Mahkemeleri’nde bile, din düşmanları dahi, hiç kimse çıkıp böylesine çirkin bir iftirada bulunmadı. 

O halde, siz neye dayanarak bu tür iddialarda ısrar ediyorsunuz? Dahası, aynı iftiraları niçin kamu önünde tekrarlıyorsunuz?

* * *

Yalancı sahtekârlar iddia ediyor ki: Teâli-i İslâm isimli cemiyetin üyesi olan Said Nursî hep düşmanla bir olup millete ihanet etmiş. Onun Kafkas Cephesi’nde savaşması ve İstiklâl zaferinden sonra dâvet edildiği Meclis'te alkışlanması bile, onun ihanetini ortadan kaldırmaz.

Tarihî hakikat da diyor ki: Onun can düşmanları dahi biliyor ki, Said Nursî öyle bir şahsiyet değil. Siz düpedüz iftira atıyorsunuz. İftiranızı da, gerçekte andıçlara ve korsan bilgilere dayandırıyorsunuz. Said Nursî, Kürt Teâli, İslâm Teâli veya İngiliz Muhibbân gibi resmen “zararlı”  ve işgal yanlısı olarak addedilen hiçbir cemiyetin içinde yer almamıştır. Öyle ki, kendisinin idam ile yargılandığı mahkemelerde, bu husus bir iddia olarak dahi ileri sürülmemiştir.

Şimdi siz ey yalancı sahtekârlar! 

İşgalci tahakkümün had safhaya çıktığı zamanda, işgal aleyhinde "Hutûvât-ı Sitte" isimli eseri neşrederek “Tükürün ehl-i zulmün hayasız yüzüne!” diye haykıran ve Anadolu Harekâtı lehinde fetvâ veren bir vatanperveri, siz hangi vicdanla ve hangi akla hizmet için karalamaya çalışıyorsunuz?

Devrin Ankara hükümeti, onun bu kahramanlığını taltif için Meclis’e dâvet ettiği halde, siz kalkmış onu tahkir ve tenzil etmekle meşgulsünüz. O halde, bize de şunu söylemek kalıyor: Tükürün ehl-i nifakın hayasız yüzüne!

Okunma Sayısı: 1910
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Musa

    7.1.2019 23:01:51

    Evet kardeşlerim ne yazıkki içimizde çook öyle iki yüzlü insanlar var hem bu devletin ekmeğini yerler hemde üsdad gibi mubârek insana iftira atarlar rabbimize havale edelim o bilir en doğrusunu

  • süleyman ALIÇ

    7.1.2019 15:00:59

    Muhterem Abiciğim bende sana Üsdadımız gibi diyorum ki; " Ey Latif abi sizde Tükürün ehl-i Yalancıların ve İftiracıların hayasız ve yüzüne! bunlar lafdan sözden anlamazlar”

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı