"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Müteekkil değil, mütevekkil olmak

Mikail YAPRAK
13 Ocak 2022, Perşembe 00:01
Teekkül edene müteekkil, tevekkül edene de mütevekkil denir.

Bu hususta; hayatları bizim için örnek olan Sahabe efendilerimizden de çok sayıda rivayetler ve yaşanmış hadiseler vardır..

Çalışıp gayret etmeden işi tembelliğe vardıran, sonra da; “Biz tevekkül ehliyiz” diyen kimseleri Hazret-i Ömer (ra);  “Siz Allah’a değil, başkalarının malına güvenen yiyicilersiniz. Hakîkî mütevekkil; toprağa tohumu attıktan sonra Allah’a güvenen insandır.” diye azarlamıştır. 1

Alâkalı âyet nazil oluncaya kadar Yemenliler Hacca giderken yanlarına yol azığı almazlardı. Böyle yapmanın tevekkül olduğunu zannederlerdi. “Biz Allah’ın evini ziyârete gidiyoruz, O bizi doyurur” diye düşünürlerdi. Mekke’ye varınca da başkalarına el açma durumunda kalırlardı. Bunun üzerine; “Kendinize yol azığı hazırlayınız” emrini de ihtiva eden âyet nâzil oldu. 2

Görüldüğü gibi, bazen bir tek harfin değişmesi veya eksikliği bile kelimenin mânasını tamamen değiştirebiliyor, hatta kelimeye çok farklı bir boyut da kazandırabiliyor.

İşte biribirine benzeyen ve bir harf ile mânaları tamamen değişen iki kelime...

Müteekkil: Bedava yiyici...

Mütevekkil: Kendine düşeni yapıp, neticeyi Allah’tan bekleyen ve netice ne olursa olsun, hakkına razı olan. Allah’a tevekkül eden. 

“Ey insan! Rahm-ı mâderde iken, tıfl iken, ihtiyar ve iktidardan mahrum bir vaziyette iken, seni pek leziz rızıklar ile besleyen Allah, sen hayatta kaldıkça o rızkı verecektir. Baksana: Her bahar mevsiminde sath-ı arzda yaratılan enva-ı erzakı kim yaratıyor ve kimler için yaratıyor? Senin ağzına getirip sokacak değil ya! Yahu, eğlencelere, bahçelere gidip dallarda sallanan o güleç yüzlü leziz meyveleri koparıp yemek zahmet midir? Allah insaf versin!” 3

Üç lâtif fıkra ile mevzumuzu noktalayalım:

Birincisi: Zamanın birinde adamın biri, bir yerde bir iş bulurum düşüncesiyle yollara düşer. Gece vakti ağaçlar arasında sesler işitince korkuya kapılır, bir ağaca tırmanıp etrafına bakınırken; bir arslanın, yakaladığı bir hayvanı ağacın yakınına yatırıp nasıl yediğine, yiyip oradan uzaklaştıktan sonra da, topal bir tilkinin oraya gelip yerde kalan artıklarla karnını doyurduğuna şahit olur.  “Bu tilkinin ayağına bu rızkı gönderen Allah beni de aç bırakmaz” düşüncesiyle yoluna devam ederken, yolu üstündeki bir mağaraya çekilip orada rızkını beklemeye başlar. Üç gün geçer gelen giden yok. Bir ara açlıktan bitap bir vaziyette yarı uyku arasında bir ses işitir:

“Ey tembel ve miskin adam, topal tilkiyi örnek alacağına arslanı örnek alarak öyle çalış ki, hem kendine, hem başkalarına da faydan olsun.”

İkincisi: “Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’ın üzerine olmasın.” mealini de ihtiva eden Hud Sûresi 6. Âyeti hıfzeden medrese talebesi, ondan sonra kapanır hücresine ilimle meşgul olarak rızkını, yemeğini bekler. Bir gün geçer gelen giden olmaz. Yemek vakitlerinde hücrelere çorba dağıtan kişiyi fark eder, ama o kişi geçip gider. Ertesi gün iyice acıkmıştır. Çorba dağıtan kişi oradan geçerken, bizim içerdeki mütevekkil öksürür. Öksürüğü duyan ahçı içeri girer ona da çorba verir. Sonra bizim Erzurumlu mütevekkil ellerini kaldırıp der: “Ey Rabbimiz! Rızkımızı verisen verisen ama, öksürtmeden de vermisen.”

Üçüncüsü: Şimdi de işini bizzat yapmada çok ileri giden kişiyi tanıyalım..

Bir adam kerpiç çamuru karıyordu. Yanına yaklaşan bir yabancı seyyah sordu:

- Ne yapıyorsun?

- Görüyorsun, kerpiç çamuru karıyorum; fâni dünya işte, üç beş kuruş bundan kazanıyorum!

- Peki, sırtındaki tulum nedir?

- Çamuru kararken, nasıl olsa zıplayacağım. Böylece yoğurdu yayıklıyorum! Eh, üç beş kuruş da bundan; ne yapalım fâni dünya işte!

- Başındaki kukuletanın püskülü neden uzun ve sallanıyor!

- Burası ekin tarlası; havaya zıplarken kargaların zarar vermesini engelliyorum. Fâni dünya, üç-beş kuruş da bundan kazanıyorum.

- Peki, dudaklarını oynatıp, bir şeyler mırıldanıyordun?

- Hazır bu işi yaparken boş durmayayım, ezbere bildiğim sûreleri, Yasin, Haşir, Bakara’dan okuyorum, ne yapalım, fâni dünya işte!

Yabancı artık dayanamayıp, noktayı koyar:

- Ya bir de bu dünya bâki olsaydı daha neler yapardın kim bilir..

Dipnotlar:

1- İslam Ansiklopedisi, c. 6, s. 458.

2- Bakara Sûresi, âyet 197.

3- Mesnevî-i Nurîye, s. 291.

Okunma Sayısı: 2038
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Emine

    18.1.2022 20:50:33

    Allah razı olsun çok güzel

  • metin tezcan

    13.1.2022 17:33:54

    İnsanın kazandığı en leziz ve helal kazanç alnının teriyle kazandığıdır...

  • İSMAİL ÖNGEL

    13.1.2022 05:00:37

    Maşallah mükemmel bir makale… Mikail abim teşekkürler ederim Kalemine yüreğine sağlık…

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı