"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Uzaklaşarak uzlaşmak

Mikail YAPRAK
07 Kasım 2019, Perşembe
Uzlaşma meselesinde bir inceliği eğer biraz daha irdelersek, görürüz ki “uzlaşmak” ile “barışmak” kelimeleri mâna ve kavram olarak biribirine yakın göründükleri kadar da uzaktırlar..

Zira “barışmak”, çeşitli sebeplerle biribirlerine kırgın ve küskün olanların, biribirleriyle yeniden buluşmaları, kırgınlıkları gidermeleri alanında daha çok istimal edilir. Ki bunlar; aile fertleri, eşler, kardeşler veya evlât-ebeveyn de olabilirler.

Halbûki “uzlaşma” bazen düşmanlar veya taban tabana zıt fikirler arasında da sağlanabilir ki, bu da ancak karşılıklı tavizlerle mümkün olur. Ya taviz vererek uzlaşırsın, ya da taviz vermez uzaklaşırsın. 

Buna en güzel misal, Hudeybiye Antlaşması’dır. 

Karşılıklı “uzlaşma” sürecinin, Müslümanların lehine işleyeceğini gaybî bir nazarla gören Peygamber Efendimiz (asm), zahiren Müslümanların aleyhinde görünen bazı maddeleri de kabul etmişti.

Hak ve hakikatın hatırını kıran uzlaşmalar da makbul sayılmaz. Bazen olur ki, uzlaşamayıp uzaklaşmak kaçınılmaz olur. 

Üstad Bediüzzaman da, bir zamanlar Ankara’da o malûm maddelerle ve malûm “eşhas”la uzlaşılamıyacağını anladı, oradan ve onlardan uzaklaştı.

Onun uzak durduğundan biz de uzak duruyoruz, biz de onlarla itikaden ve fikren uzlaşamıyoruz.

Bazen “uzaklaşma” gerçekleşirken, aynı anda “uzlaşma” da olur. Birinden uzaklaşırken, öbürüyle uzlaşmış olursun. 

Hak ve hakikatla uzlaşan, batıldan mânen ve itikaden uzaklaşmış olur. 

Batılla itikaden uzlaşan, haktan uzaklaşmış olur. 

Bediüzzaman bu hakikatı, “Cebrail şeytan ile barışmaz” hükmüyle ibraz ediyor. Yani bazen, yolları ayırıp “sen yoluna, ben yoluma” demek gerekebiliyor. Ama masum ve insanî olan unsurlarla uzlaşılamadığı, uzaklaşıldığı zaman, o işte İblis’in parmağı var demektir. 

Bizi kendisine ram etmeye, uhrevîlikten uzaklaştırıp dünyevîlikle uzlaştırmaya çalışan sinsî zihniyetin planlarıyla, birbirimize de “sen yoluna, ben yoluma” demek durumlarında kalmaktan Allah’a sığınırız.

UZ(AK)LAŞMA

Kelimeyi böyle yazınca, uzlaşma ile uzaklaşmanın biribiriyle ne kadar irtibatlı ve iç içe olduğu görülüyor.

Bir zamanlar bir makalemde “toka(t)laşmak” üzerinde yol almıştık. 

Özetle demiştik ki: Tokalaşmaktan tokatlaşmaya insanı sürükleyen ve kelimenin bağrına saplanan o “t”yi atalım ki, yani Hazreti Üstâd’ın tabiriyle kalbimizdeki adavete adavet edelim ki, “tokalaşma” hasıl olsun ve devam etsin. 

Uz(ak)laşma meselesinde de kelimenin bağrındaki “ak”, uzlaşmayı uzaklaşmaya çeviriyorsa artık bu “ak”a itibar edilmemeli. 

Üstad’ımızın Kosturma esaretindeki uzun kış gecelerini İstanbul’un beyaz şâşaalı gündüzünden bir yönüyle üstün tuttuğunu hatırlayalım. 

“Güya o gurbet gecesi, hayatımın gözünde nurlu siyahlıktı. Ve İstanbul’un beyaz, şâşaalı gündüzü, o hayat gözümün nursuz beyazıydı ki, ileriyi göremedi, yine yattı.” 

Bugün siyaset sahasında da ehl-i imanın gözüne perde olup ileriyi göstermeyen “ak”lara dikkat lâzım.

Hatta umum Nurcuların uzlaşması, hatta ittifakı ve ittihadı bu nokta ile birebir irtibatlıdır denilebilir.

Okunma Sayısı: 1018
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı