"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’la, gözleri dünyaya açılan Selami Özer

25 Eylül 2019, Çarşamba
Selami Özer 1935 yılında Denizli’nin Bekilli İlçesinde dünyaya selâm verir.

Babası Mehmet Emin Bey 1948 yılında Çivril’in köylerinde kalaycılık yaparken birisi Risale verir. “Homa’da Mehmet Ali Çakıcı var; onu da gör.” diye yolcular. Özer tavsiye üzerine Çakıcı’ya gider. Bu vesileyle aile Nur hizmetiyle tanışır. Nur Risaleleriyle kendi aralarında yeni bir bağ kurarlar.

Çakıcı, Mehmet Emin Beyin çocuklarıyla da ilgilenir. “Sen bunları Atıf Ağabeye gönder, eski yazıyı öğrensinler.” diyerek teşvik eder. Bunun üzerine Özer ailesi Sultanhisar’a gitmek için hazırlanırlar, fakat otobüsü kaçırırlar. Bir gün gecikmeli olarak Atıf Egemen’in kapısını çalarlar. Egemen gülümseyerek kapıyı açar. Kerametini gösterir. “Ben sizi dün beklemiştim.”

Selami, Egemen’in yanında üç ay kadar yazı talim edip, Risale yazar. Bediüzzaman’ın ruhunun arşına adım atar. Hayatını Risale ile şekillendirmeye başlar. Egemen’le bağı vefat edene kadar devam eder. 1986 yılında hastalanınca Selami İzmir’e getirip muayene ettirir. Atıf Egemen ve eşini bir yıl kadar evinde misafir eder. Ayşe Anne “Dağ dağ üstünde olur, ev ev üstünde olmaz evlâdım.” diyerek ayrılmak istediğini söyleyince onlara ayrı bir ev tutar. Egemen 1988’de o evde vefat eder.

Egemen, ailesiyle bir tek odada kalan, iktisat ve kanaatle yaşayan biridir. Bundan olacak Allah gönlündeki perdeyi kaldırmış, istikbali gözünün önüne sermiştir. Mehmet Emin Bey, Egemen’in Nurlu hayatından etkilenir. Kafasına takılan soruları paylaşır. Bir gün kooperatiften para çekmek ister. Durumu Egemen’e açar. Egemen uygun görmez. Ne var ki Emin Bey bildiğini okur, krediyle üzüm alır. Fakat iş elinde patlar. Bütün gayretine rağmen üzümlerin çürümesine engel olamaz. Böylece Egemen’in kararının isabetli olduğu bir daha ortaya çıkar.

Selami’nin gözleri dünyaya açılıyor

1953 yılında bir gün Atıf, Mehmet Emin Bey, Süller’den Mehmet Bey ve Selami Özer’e Üstadı ziyaret etmelerini tavsiye eder. Mehmet Emin Bey üzüm dersini almıştır, Atıf’ın sözünden çıkmanın maliyeti çok yüksektir. Üçlü hemen yola düşer. Akşamüzeri Isparta’ya varırlar. Gece otelde kaldıktan sonra sabah saat dokuzda Üstadın kapısını çalarlar. Kapıyı Sungur açar. Üzgün şekilde “Üstad hasta, ziyaretçi kabul etmiyor.” der. Selami o kapıdan dönecek gibi değildir. Damardan girer. “Ben Risale getirmiştim.” Nur’da fani olmuş, fenafinnur Sungur’un zayıf damarından yakalar. Nur deyince Sungur’un süngüsü düşer. “Ver kardeşim.” “Otelde abi.” “Getir kardeşim.”

Sungur kitapları alıp içeri girer. Biraz sonra döner. Yüzünde bahar açmıştır: Üstad sizi bekliyor.

Çiçeklenme sırası Selamilerdedir. Sevinç ve huşu içinde Üstadın eşiğine varırlar. Bahar bütün güzelliğiyle Üstadın odasına dolmuştur. Fakat Üstad capcanlı bir ağaçta solan bir yaprağı andırmaktadır. Sungur’un dediği kadar vardır, Üstad gerçekten de hastadır. Karyolada oturuyordur. Misafirlerini ayakta karşılayacak halde değildir. İşin özünde hizmet olduğu için yatağından zorla doğrulabilmiştir. Selamiler hürmetle Üstadın elini öperler. Katmer katmer bahar Üstadın ellerinden Selamilerin kalbine ağar.

Üstad hal hatır sorar. Şivesi farklı olduğu için anlamakta zorlanırlar. Talebeleri yardımcı olur.

- Nerden geldiniz kardaşım?

Selami cevaplar:

- Bekilli’den Üstadım.

- Buraya ne kadar?

- 150 kilometre. Otuz saat yürümeyle.

- Babanı yirmi senelik talebe kabul ediyorum. O civardaki kardeşlerin tam hatırlarını al; beni ziyarete gelmesinler… Dinsizler evham ediyor… Said’in yanına adam geliyor, diye evham ediyorlar... Beni ziyarete gelmesinler… Risaleleri okusunlar… Her bir Risale bir Said’dir, benimle karşı karşıya görüşüyor demektir.

Üstad, Selami’yi daha önce görmüş olmalıdır. İhtimal ki mana âleminde görüşmüşlerdir.

- Sen daha evvel gelmiş miydin?

- Gelmedim Üstadım, ilk defa geliyorum.

- İsmin ne? Sen daha evvel gelmiş miydin?

- Gelmedim Üstadım.

- Ben seni görmüşüm, ben seni görmüşüm. Demek ki sen Risalelerle fazla meşgul oluyorsun, ondan bana öyle geliyor…

Üstad boşu boşuna Risaleleri okuyan benimle görüşür dememiştir. Demek Risaleleri okuyan her seferinde Üstad ile görüşüyordur. Selami bunu orada test etmiş olur. Gerçekten de o günlerde işi olmadığından devamlı Risale yazıp okumuş, Nurlar’la meşgul olmuştur.

Selamiler bir süre daha Üstadın yanında kaldıktan sonra vedalaşıp memlekete dönerler. Askere gitmeden önce ve döndükten sonra birer kez daha Üstadı ziyaret edip ellerini öper. Şimdilerde İzmir’deki evinde o nurlu elin kokusuyla hayata tutunmaya çalışıyor, Üstadın ellerini bir daha öpmek ve yanından hiç ayrılmamak için gün sayıyor. 

Okunma Sayısı: 2285
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı