"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

..Ve Nurcular ise

Ömer Faruk ÖZAYDIN
01 Mayıs 2016, Pazar
İhvan-ı Müslimîn ile Nurculuk kıyaslamasına devam ile, Cemaat ve cem’iyet ikileminde kalmış hamiyetperverlere, ittihad-ı İslâm yolunda maddî-manevî cihad tercih sadedinde..

Nurcular

“1. Nurcular siyasetle iştigal etmez, siyasetten kaçıyorlar. Eğer siyasete mecbur olsalar, siyaseti dine âlet yapıyorlar; tâ ki siyaseti dinsizliğe âlet edenlere karşı dinin kudsiyetini göstersinler. Siyasî bir cem’iyetleri aslâ mevcud değil.

2. Nurcular, Üstadlarıyla içtima etmiyorlar ve etmeye de mecbur değiller. Ders almak için beraber bulunmaya lüzum görmüyorlar. Belki koca bir memleket, bir dershane hükmünde. Herbir Risale, bir Said hükmüne geçer.

3. Nur Talebeleri, aynen âlî bir medresenin ve bir üniversite dârülfünununun talebeleri gibi, ilmî muhabere vasıtasıyla ders alıyorlar. Büyük bir vilayet bir medrese hükmüne geçer. Birbirini görmedikleri, tanımadıkları ve uzak oldukları halde birbirine ders veriyorlar ve beraber ders okuyorlar.

4. Nur Talebeleri, bu zamanda ve bugünde ekser bilâd-ı İslâmiyede intişar etmişler. Bu intişarlarında ayrı ayrı hükûmetlerde bulundukları halde hükûmetlerden izin almaya muhtaç olmuyorlar. Çünkü meslekleri siyaset ve cem’iyet olmadığından hükûmetlerden izin almaya kendilerini mecbur bilmiyorlar.

5. Nur Talebeleri içinde çok muhtelif tabakalar var. Nurcular, müşterileri ve kendilerine taraftarları aramaya kendilerini mecbur bilmiyorlar. “Vazifemiz hizmettir, müşterileri aramayız, onlar gelsinler bizi arasınlar, bulsunlar” diyorlar. Kemmiyete ehemmiyet vermiyorlar. Hakikî ihlâsı taşıyan bir adamı, yüz adama tercih ediyorlar.

6. Hakikî ihlâslı Nurcular, menfaat-ı maddiyeye ehemmiyet vermedikleri gibi; bir kısmı, a’zamî iktisad ve kanaatla ve fakir-ül hal olmalarıyla beraber, rıza-yı İlâhîden başka o hizmet-i kudsiyeyi hiçbir şeye âlet etmemek için, bir cihette hayat-ı içtimaiye faidelerinden çekiniyorlar.”

İsa Abdülkàdir(Emirdağ Lahikası-2)

SAHABE MESLEĞİ

Nurculuk tarihine baktığımızda; Barla’da üç beş kişi ile başlayan bu Sahabe mesleğine, hilâfetin son Şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendi; Bediüzzaman’ın neden cihad için harekete geçmediğini soruyordu.

1950’ler de değişen hadiseler sonrasında yine talebeleriyle gönderdiği haberde:

Mustafa Sabri Efendi, Bediüzzaman ve söyledikleri hakkında; “..Said Efendi gerçekten haklıdır! Evet söyledikleri doğrudur. O dâvâsında muvaffak oldu, biz hata ettik. O memleketten hiçbir yere ayrılmadı, sebat etti..” ifadeleriyle Bediüzzaman’ı tasvip ve takdir ettiğini belirtti. (Son Şahitler-4, s. 442)

Üstad Hazretleri’ne niye “Sen Mehdisin” dedirtmek istediler, neden mahkemeler boyu cem’iyet suçlaması yaptılar, niçin Şeyh Said ve Menemen hadiselerini ve neden onlar gibi hadise çıkartmak için bunca zulüm ve baskı altında tuttular? ‘Yeter artık’ dedirttirmek..

Bunlara dayanmak büyük yürek istediği gibi, muktezî, şefkat-i imaniyedir. Zira bedelini kendi ödeyerek milleti sahil-i selâmete çıkarmıştır. Belki bir an bu sabır gösterilmeseydi bütün bu sıkıntılara rağmen biz de Mısır, Filistin ve Suriye gibi ateş altında olurduk. (Haa, Güneydoğu derseniz ırkçılık belâsıyla bu hale geldi, mevzumuzdan hariçtir.)

Müzahirler ne istemiş: “Sırren tenevveret sırren beyaneten. Sözlerini söyle korkma, ancak perde önünde değil!”

Üç gayesi vardı Üstadın:

1. 60 ciltlik bir tefsir.

2. Akdamar Adası’nda 50 talebe yetiştirmek.

3. Fen ve din ilimlerinin beraber okutulması projesi, Medreset’üz Zehra..

Geriye dönüp baktığımızda kader-i İlâhî bu duâyı başka bir surette kabul etmiş; 60 ciltlik yerine 6000 küsûr sayfa iman, irfan, hadis, meal, fıkıh, sosyoloji, psikoloji, sosyo-ekonomi ve daha onlarca ilmi barındıran bu asır insanının ihtiyacı olan bir Külliyat ki, hedaya-yı Rahmânî..

50 adam yerinde Hulusi, Hafız Ali, Hasan Fevzi, Zübeyir Gündüzalp gibi Nur’un kahramanlarını vermiş. 

Bir tek Medreset’üz Zehra’ya bedel, dünyanın her yerinde yüzbinlerce; “Nur şakirdleri mümkün olduğu kadar her yerde küçücük bir dershane-i Nuriye açmak lâzımdır” emri nasib olmuş. Haza min fadli Rabbî. 

Evet, biz bir cemaatız. Hedefimiz ve programımız evvelâ kendimizi, sonra milletimizi i’dam-ı ebedîden ve daimî, berzahî haps-i münferidden kurtarmak.. “ 

Velhasıl: 

Nurculuk bir cem’iyet değildir. 

Okunma Sayısı: 2926
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali Tam

    1.5.2016 04:03:41

    Islam düsmanlarinin bazi kelimelerden cikardiklari manalar farklidir ve bunlari hasmane yani Islama ve Müslümanlara karsi kullanirlar, bu zarari def etmek önceliklidir bu nedenle hakikatte müsbet (isabetli) manasi Islama muvafik bir mana da olsa o seytanî, hasmâne plani def etmek icin "degildir" demek münasib hatta elzemdir. "Ben Mehdi degilim... Biz cem'iyet degiliz... "gibi ifadeler bu cümledendir ve hakikate zarari yoktur zira öncelikli serri def etme emrine muvafiktir. Müslümanlara ve Islama demek ki siz bir cem'iyetsiniz dolayisiyla kanunlarimizca su su nedenlerden ötürü suclusunuz iftirasini def etmek veya demek Mehdi sensin o zaman bu iddiandan ötürü kanunlarimizca su su nedenle suclusun zira Mehdinin gayesi sunlardir sunlardir ve sen bizim emniyetimizi ve istikbalimizi tehdit ediyorsun ithamlarini ve beraberinde getirdigi zararlari def etmek önceliklidir; bunu yapmak elzem ve zarurîdir ve yapilmis!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı