Hem herkesin bu dünyada koca bir dünyası var. Âdeta insanlar adedince dünyalar birbiri içine girmiş.
Fakat herkesin hususî dünyasının direği, kendi hayatıdır. Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır, kıyameti kopar. Ehl-i gaflet, kendi dünyasının böyle çabuk yıkılacak vaziyetini bilmediklerinden, umumî dünya gibi daimî zannedip perestiş eder.
Başkalarının dünyası gibi çabuk yıkılır, bozulur, benim de hususî bir dünyam var. “Bu hususî dünyam, bu kısacık ömrümle ne faydası var?” diye düşündüm. Nur-u Kur’ân ile gördüm ki:
Hem benim hem herkes için şu dünya, muvakkat bir ticaretgâh; ve her gün dolar boşalır bir misafirhane; ve gelen geçenlerin alışverişi için yol üstünde kurulmuş bir pazar; ve Nakkaş-ı Ezelî’nin teceddüd eden, hikmetle yazar bozar bir defteri; ve her bahar, bir yaldızlı mektubu; ve her bir yaz, bir manzum kasidesi; ve o Sâni-i Zülcelâl’in cilve-i esmasını tazelendiren, gösteren âyineleri; ve ahiretin fidanlık bir bahçesi; ve rahmet-i İlâhiyenin bir çiçekdanlığı; ve âlem-i bekada gösterilecek olan levhaları yetiştirmeye mahsus muvakkat bir tezgâhı mahiyetinde gördüm. Bu dünyayı bu surette yaratan Hâlık-ı Zülcelâl’e yüz bin şükrettim. Ve anladım ki, dünyanın, ahirete ve esma-i İlâhiyeye bakan güzel iç yüzlerine karşı nev-i insana muhabbet verilmişken, o muhabbeti sû-i istimal ederek fânî, çirkin, zararlı, gafletli yüzüne karşı sarf ettiğinden, ["Dünya sevgisi bütün hataların başıdır."] hadis-i şerifinin sırrına mazhar olmuşlar.
İşte ey ihtiyar ve ihtiyareler! Ben Kur’ân-ı Hakîm’in nuruyla ve ihtiyarlığımın ihtarıyla ve iman dahi gözümü açmasıyla bu hakikati gördüm. Ve çok risalelerde kat’î bürhanlarla ispat ettim. Kendime hakikî bir teselli ve kuvvetli bir rica ve parlak bir ziya gördüm. Ve ihtiyarlığıma memnun oldum ve gençliğin gitmesinden mesrur oldum. Siz de ağlamayınız ve şükrediniz. Madem iman var ve hakikat böyledir; ehl-i gaflet ağlasın, ehl-i dalâlet ağlasın.
Lem'alar, 26. Lem'a, 8. Rica
LUGATÇE:
bürhan: delil.
cilve-i esma: Allah’ın isimlerinin varlıklardaki
tecellîleri, yansımaları.
ehl-i dalâlet: dalâlet ehli; hak yoldan ayrılanlar,
iman ve İslâmiyet yolundan sapanlar.
Hâlık-ı Zülcelâl: celâl, azamet ve kibriya sahibi yaratıcı, Allah.
kaside: övgü amacıyla yazılmış şiir.
çiçekdanlık: çiçek bahçesi.
manzum: nazım şeklinde yazılmış veya söylenmiş;
düzene konmuş, tertipli, muntazam.
muvakkat: geçici.
Nakkaş-ı Ezelî: her şeyi zatına has olarak nakış nakış
işleyen, varlığının başlangıcı olmayan Allah.
perestiş: tapınma; taparcasına sevme.
rica: ümit.
Sâni-i Zülcelâl: sonsuz büyüklük sahibi, her şeyi
sanatla yaratan Allah.
teceddüd: tazelenme, yenilenme.
ziya: ışık.