Gerçek şu ki Filistin’deki soykırıma ve zulme her türlü silâh - lojistik desteği veren, İsrail’in İran’a saldırısını “haklı” gören Trump’a Ankara’dan etkili tepkiler verilmiyor.
Keza Trump’ın özel temsilcisi Siyonizm hizmetçisi Evanjelik Barrack’ın “sömürge valisi” şımarıklığıyla Türkiye’yle bölge ülkelerine “demokrasi neyinize, size güçlü monarşi yeter!” tahkirli “tek adam rejimleri” telkini hadsizliklerine had bildirilmiyor.
Ankara’dakiler, Trump’ın imzasıyla Türkiye’nin 12 milyar dolar harcadığı “F-35 savaş uçakları programı”ndan çıkarılmasına, 1.5 milyar dolar ödediği altı adet uçağını teslim etmemesine, yerine F-16’ları vermemesine ciddî bir itirazda bulunmuyor.
Milyarlarca dolarlık “Halk Bank davası”, “ABD’nin hasımlarıyla mücadele kapsamındaki CATSAA ağır ekonomik yaptırımları”, “Türkiye Cumhurbaşkanı’yla ailesinin Amerika ve yurtdışındaki mal varlığının araştırılması” şantajlarına hiçbir cevap verilmiyor…
KÜSTAHLIKLAR GEÇİŞTİRİLİYOR
Aslında AKP hükûmetinin ilk ABD kırılması, Irak işgalcisi 65 bin Amerikan askerinin ağır silâhlarla İskenderun’dan Nusaybin’e Türkiye topraklarında konuşlanmasını yasallaştırmak için çıkarılmak istenen “1 Mart (2003) hükûmet tezkeresi”yle başladı.
“Tezkere”nin Meclis’te reddi üzerine Bakanlar Kurulu’nun 1 Eylül 2004 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan kararıyla Türkiye’nin 7 deniz ve 6 hava limanında gizli mahiyetteki Amerikan askerlerinin, silâh, mühimmat, teçhizat ve malzemenin ithal, ihraç, nakil ve dağıtımına açılması”yla ABD’nin İngiltere ve işgalci ecnebîlerle Müslüman komşu Irak’ı işgaline tam desteğe devam edildi.
En çarpığı da Conilerin 3 Temmuz 2004’te Süleymaniye’de Mehmetçiğin başına çuval geçirmesi korsanlığı bir “nota”yla bile kınanmadı. Dahası “çuvalcı” Amerikalı işgal komutanı Türkiye’ye davet edilip törenle karşılanarak “madalya”yla ödüllendirildi.
Cumhurbaşkanı’nın halka “terörle mücadelede net adımlar atana kadar NATO’ya girmelerini veto ederiz!” taahhütlerinin aksine “terörle mücadele”de hiçbir “bağlayıcı teminat” alınmadan Trump’ın “talebi”yle Finlandiya ile İsveç’in üyeliği onaylandı.
En vahimi de ABD’nin emperyal emellerle 50 bin TIR, iki bin kargo uçağı silahla mühimmatı sevkle yüz bin militanını silâhlandırdığı PYD/YPG’nin Türkiye’nin 911 kilometrelik Suriye sınırında “uydu devlet” emrivakisi küstahlığının sözde itirazlarla geçiştirilmesi oldu...
ABD/İSRAİL SİYONİST İŞGAL PLANINDA...
Bu yüzden 1967 “Altı Gün Savaşı”nda İsrail’e karşı Adalet Partisi hükûmetinin Başbakanı merhum Süleyman Demirel’in “Müslüman kardeşlerimize karşı ülkemdeki üsleri kullandırtmam!” reddiyle ABD’nin İncirlik Üssü’nü kullanmasına izin vermemesi gibi İsrail’e istihbarat sağlayan Malatya Kürecik’teki Radar Üssü’nün işlevsiz kılınmasını kimse beklemiyor.
Ya da yine Demirel’in Başbakanlığındaki Bakanlar Kurulu’nun 25 Temmuz 1975 tarihli kararıyla, Amerikan füzelerinin, izleme, iletişim, erken uyarı merkezleriyle nükleer silah depolarının yer aldığı İncirlik Üssü’nün yanısıra 21 Amerikan üssünün - tesisinin kapatılması; Amerikan bayraklarının yerine Türk bayraklarının çekilmesi, 5 bin Amerikalı askerle personelin işlevsiz bıraktırılmasıyla Amerikan istihbaratının yüzde 40 köreltilmesi kararlılığı beklenmiyor.
Zira düşülen vartada Ankara’dakiler, “en İsrailci Amerikan Başkanı” olmakla övünen Trump’ın Siyonist damadıyla Evangelist stratejistlerin “yüzyıl plânı”yla milyonlarca Filistinliyi vatanlarından sürgünle Gazze’yi kumarhane yapıp hidrokarbon ve doğalgaz kaynaklarına çökerek “arz-ı mev’ud/büyük İsrail hegemonyası”na alan oluşturan ABD/İsrail’in “Siyonist Filistin Eylem Plânı”nda “görev” alıyor.
Sonuçta “otoriter rejim”in “tek kişilik Saray hükûmeti”nde Cumhurbaşkanı’nın defalarca “BOP’ta bir görevimiz var, biz BOP’un eşbakanıyız!” ikrarıyla Türkiye, Fas’tan Afganistan’a yirmi iki İslâm ülkesini etnik-mezhebî tefrika ifsadlı “emperyal proje”de resmen yer alıyor.
Yazık, çok yazık…