"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dinî metinlere metodoloji penceresinden bakmak

Osman KOYUNCU
10 Kasım 2021, Çarşamba
Bir ilim dalı hakkında konuşabilmek için o ilim dalının metodolojisini bilmek lâzımdır, din buna usûl ilmi diyor.

Risale-i Nur’u derinlemesine anlamak için Muhakemat, İşarat’ül İ’caz ve Kızıl İcaz gibi eserlerin, sosyal konuları anlamak için de Münâzarât ve lâhikaların tavsiye ettiği metotların bilinmesi lâzımdır. İlmi bir konuda çok çeşit manalar olabilir. Bugün İslâm âleminin kendi sorunlarını çözememesinin temel sebebi, usûl, yani dinî ilimlerin metodlarını bilmemeleri veya bu eski metotları fen ilimlerini nazara alarak yenilememeleridir. Kur’ân, âyet deyince Müslümanlar sadece Kur’ân âyetlerini anlıyor. Hâlbuki kâinattaki canlı cansız her yaratık Allah’ın âyetlerindendir. Her bir fen dalı Allah’ın bir ismidir, metot ve fen ilimlerini bilmeyenler dinî konularda sadece hurafe şeklinde anlatır. İlimlere bütün olarak bakmak lâzım, Allah bir olduğuna göre bütün ilimler onundur, fizik, kimya, tıp, tefsir vs.

Dinî konular anlatılırken güzel ve etkili söz söyleme, az sözle çok şeyler anlatmak istemek için pek çok sanat türleri vardır. Edebî sanatlar, ince zekânın, hisli duyguların ürünü olarak doğmuştur. Her birinin kullanıldığı yerlerdeki manalar birinden farklıdır. Günlük hayatta müsrif insanlar için “onun eli deliktir, cimriler için onun cebinde akrep var” denir, burada elin delik olması ve gerçekten akrep bulunması anlatılmak istenmez. Bütün bu sanat türlerini bilmeden ilimler hakkında gelişi güzel konuşmak doğru değildir. 

Bir gün Peygamberimizin (asm) oturduğu mecliste dışarıdan bazı gürültüler duyuldu, Peygamberimiz (asm), 70 yıldır yuvarlanan bir taş şimdi Cehenneme düştü dedi. Sahabeler, kendi arasında konuşmaya başladı, bir taş Cehennemin başından yuvarlanırsa ancak 70 senede Cehennemin en derin yerine varır vs. şeklinde düşündüler. Az sonra içeriye bir sahabe girdi, 70 yaşındaki meşhur münafık öldü dedi. Peygamberimiz (asm) münafığın ölümünü haber verirken, sahabeler Cehennemin boyutlarını düşünüyorlardı. Kur’ân’da Allah’ın eli, Allah’ın yüzü tabirleri geçer. Allah sonsuz soyut (maddî olmayan) ibadet edilmeye lâyık tek varlıktır, maddî bir varlık değildir, tecelli edince celâl ve cemâl, nur (ışık) ve nar (ateş) olarak gerçekleşir. Milyarlarca yıldızları, galaksileri düşündüğümüzde bu tecellileri birazcık anlarız. Allah’ı insana benzetip, onun eli ve yüzü olduğunu hayal etmek gerçek manada iman sayılmaz. Nuranî ve soyut manaların kısımları kendisidir. Sabahleyin güneş doğduğunda güneşin gözü veya yüzü gözüktü deriz. Güneş yarı nuranî olduğu için güneşin yüzü veya gözü olmaz, güneşin yüzü veya gözü demek güneşin kendisi doğdu demektir. 

Allah’ın eli veya yüzü gibi tabirleri gerçek sanmak, Allah’a yüz, el veya göz isnat etmek yanlış bir inançtır. Müslümanlar bu sanatları bilmediğinden, şirk gibi garip bir Allah inancına sahip oluyorlar. İşte Allah yanlış anlatıldığından gençler dinden çıkıyor, İslâm’dan uzaklaşıyor, yabancılar İslâmı yanlış tanıyorlar. Bütün bunların sebebi ve sorumlusu dini yanlış anlayan ve anlatanlardır. Eğer ilmî konulara metodoloji penceresinden bakılmazsa, gençlere dinî eğitim Risale-i Nur mantığı ile verilmezse, ilim ve din cahillerin eline geçer ve hurafeye dönüşür, yanlış anlaşılır ve anlatılır, din şekilden ibaret kalır.

Okunma Sayısı: 1113
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı