"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’ın demokrasi vurgusu yapanlara çağrısı: Hürriyeti ve adaleti tesis edin, istibdadı kaldırın!

Prof. Dr. İlyas Üzüm
20 Temmuz 2022, Çarşamba
Kendi ifadesiyle, “bütün hayatını mesail-i imaniyenin takviyesine teksif eden” Bediüzzaman, yaşayışı bakımından bunun gerektirdiği hal, tutum ve davranışları kuşandığı gibi imanî hakikatlerin sosyal ve siyasî alana yansıması demek olan temel ölçü ve prensiplere de riayet edip dikkat çekmiştir.

GÖRÜŞ: Prof. Dr. İlyas Üzüm

Onun hayatını ve telif ettiği Kur’an tefsiri Risale-i Nurları bir “bütün halinde” okuyan ve inceleyen herkes bunu açık olarak müşahede eder. Esasen Kur’an-ı Hakim temel maksadı olan ulûhiyet hakikatini ortaya koyarak buna karşı insanın vazifesi olan ubudiyeti “tevhid, nübüvvet, haşir ve adalet-ibadet” dörtlüsü içinde ifade edip, “adalet” esası içerisinde insanların hem Yaratıcıya hem de insanlara karşı ilişkilerini hakkaniyet içinde tanzim eden düsturları vaz ettiği gibi, onun ahir zaman insanına tefsiri niteliğindeki Risale- Nur da aynı bütünlük içinde hem itikadî konulara ve alana hem de içtimaî-siyasî konulara ve alana dair düsturlar vaz etmiştir.

Hürriyet imanın hassasıdır

Bu açıdan Risale-i Nur dikkatlice incelendiğinde itikadî konuların zillinde (gölgesinde) içtimai-siyasî konulara işaret edildiği, içtimai-siyasî konulara atıf yapılırken de itikadî esaslara göndermelerde bulunduğu yakînen fark edilebilir. Mesela Münazarat’ta “hürriyet” konusu işlenirken, -çoğumuzun ezbere bildiği meşhur tespit ve cümleleri bunun güzel örneklerini teşkil eder: “İnsana karşı hürriyet Allah’a karşı ubudiyeti intâc eder” (Münazarât [Eski Said Dönemi Eserleri içinde], İstanbul 2020, s. 178). Yine aynı bahisle ilgili olarak “Hürriyet imanın hassasıdır. Zira rabıta-i iman ile Sultan-ı Kainata hizmetkar olan adam başkasına tezellül ile tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmadığı gibi, başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi şefkat-i imaniyesi bırakmaz. Evet bir padişahın doğru bir hizmetkarı, bir çobanın tahakkümüne tezellül etmez, bir bîçareye tahakküme dahi tenezzül etmez. Demek iman ne kadar mükemmel olursa, o derece parlar. İşte asr-ı saadet!” (a.g.e., s. 179). Yine aynı konuyla ilgili olarak Rum ve Ermenilere hürriyet verilmesini değerlendirirken, “Onların hürriyeti onlara zulmetmemek ve rahat bırakmaktır. Bu ise şer’îdir…” (a.y.) cümleleri bunun şahididir. Aynı şekilde şu ifadeleri de alıntılamak gerekir: “…Nazenin hürriyet âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lazımdır. Yoksa sefahat ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir; belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emareye esir olmaktır” (a.g.e., s. 177). Onun hürriyetin “şe’ni” olarak andığı şu ifade ise Kur’anî anlamda hürriyetin tanımı gibidir: “Hürriyetin şe’ni odur ki ne nefsine ne gayriye zararı dokunmasın” (a.y).

Risale-i Nur’da itikadî konular

İlahiyattan siyasete, hukuktan felsefeye kadar çok geniş bir yelpazede tartışılan “hürriyet” ya da bugün aynı yahut yakın anlamda kullanılan “özgürlük” kavramı Risale-i Nur’da itikadî konuların ruhuna uygun biçimde ele alınıp açıklanmıştır. Bunun için bazen “hürriyet-i şer’iye”, bazen “hürriyet-i diniye”, bazen “hürriyet-i adilane”, bazen de mücerret olarak “hürriyet” tabiri kullanılmıştır. Mesela şu cümlede “Hürriyet-i şer’iye” terkibine yer verilmiştir: “Hulefa-yı Raşidîn hem halife hem reis-i cumhur idiler. Sıddık-ı Ekber, aşere-i mübeşşere’ye ve sahabe-i kirama elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-ı adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan mânâ-yı dindar cumhuriyetin reisi idiler” (Şualar, İstanbul 2020, s. 322). Burada “hakikat-ı adalet” terkibi ile “hürriyet-i şer’iye” terkibinin peş peşe kullanılmış olması da ayrıca dikkat çekicidir.

ADALETLİ HÜRRİYET

Şu paragrafta ise hürriyet, adaletli anlamına gelen “adil” sıfatı ile birlikte “hürriyet-i adilane” terkibi içinde şöyle kullanılıyor: “Bu zaman-ı mazide insan istidad-ı gayr-ı mütenahiye malik iken, o kadar dar ve mahdud daireler içinde hareket ediyordu ki, güya insan iken hayvan gibi yaşadığından, efkar ve ahlakı o daire nispetinde tedenni etmiş ve mahsur kalmıştı. Şimdi bu şer’î hürriyet-i adilane eğer yaşasa ve bozulmazsa, fikr-i beşerin ağır zincirlerini paralamakla ve istidad-ı terakkiye karşı setleri her cü merc ederek o küçük daireyi dünya kadar tevsi edebilir” (Nutuk [ESDE içinde], s. 94). Burada da “adaletli hürriyet” bir bakıma şer’î hürriyet olarak ifade olunuyor.

İslam'da zorlayıcı hüküm yok

Sözlükte hürriyet her ne kadar “serbestiyet” anlamına gelse de içinde yaşadığımız yaratılış aleminde insanın varlığını devam ettirebilmesi için mutlak anlamda hür ve serbest olması mümkün değildir. Zira insanın yaşayabilmesi için yemek, içmek, uyumak, nefes almak gibi fiziki alemin kurallarını dikkate alması zaruridir. Zaten kimse hürriyeti bu anlamda “sınırsız serbestiyet” olarak gündeme getirmemektedir. Bir de yine yaşadığımız alemde dinî kurallar vardır ki insanlar bu konuda (kendilerine cüz’î irade verilerek) muhtar bırakılmıştır. İsteyen -yani iradesini bu doğrultuda kullanan- bunlara tamamen tabi olur, isteyen kısmen tabi olur, isteyen de tabi olmaz. Esasında İslam da bu konuda zorlayıcı bir hüküm getirmemiş, insanları bu kurallara uymaya, uymaları halinde dünya ve ahirette karşılaşacakları olumlu sonuçlarına, uymamaları halinde karşılaşacakları olumsuz sonuçlarına dikkat çeken bir davette bulunmakla iktifa etmiştir. Bu açıdan bakıldığında hürriyet “ilahî bir sünnet/uygulama”, bir “hükm-i dinî”dir.

SİYASİ OTORİTE VE DAYATMALAR

Hürriyet kavramının fıtrî, dinî, hukukî, iktisadî, felsefî boyutları varsa da kavram, daha çok siyasî alanla ilgili olarak gündeme gelmiş ve tartışılmıştır. Siyasî bir otorite insanların alanlarını daraltabilir mi, fikir ve ifade hürriyetini kısıtlayabilir mi, birtakım resmi ideoloji ve dayatmalara maruz bırakabilir mi? Biraz daha açarak ifade etmek gerekirse, bir devlet mekanizması içinde fertler temel hak ve hürriyetlerini rahatlıkla kullanabilirler mi yoksa söz konusu idarenin kısıtlamasına boyun eğmek zorunda mıdır? Burada, -adı ne olursa olsun-, iki tür yönetim karşımıza çıkmaktadır. Hürriyetçi olan siyasî yaklaşım ve yönetimler, hürriyetçi olmayan yahut müstebit yaklaşım ve yönetimler. Bediüzzaman “seyyidü’l-kavmi hâdimühüm hadisinin sırrıyla, şeriat aleme gelmiş; tâ istibdâdı ve zalimane tahakkümü mahvetsin” diyerek (Divan-ı Harb-i Örfî [ESDE içinde], s. 121) “hürriyet ve adaleti” dinin gönderiliş gayesi olarak açıklamış, İslam’ın “hürriyetçi ve adaletli” karakterine dikkat çekmiştir.

“Sünnet-i İlahî” DUYGUSU

Hürriyet ve adalet, -en geniş anlamıyla-, dinin aleme gönderiliş gayesi, Yaratıcının insanın benliğine kodladığı en güçlü duygulardan birisi, ayrıca “sünnet-i ilahî” olması gibi yönleri bakımından hayatın her alanına yansıyan, daha doğrusu yansıması gereken bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha net ifade etmek gerekirse, İslam açısından hürriyet, ferdi ilişkilerden aile içi münasebetlere, çalışma ortamından devlet idaresine kadar hayatı bütünüyle kapsaması gereken bir kavramdır. Bunun zıddı olan esaret, tutsaklık, baskı ve dayatma, zulüm ve tahakküm dinin ruhuna, insanın yaratılış gerçeğine ve “sünnet-i ilahî”ye aykırıdır. Bundan dolayıdır ki Kur’an’da, “Dinde zorlama yoktur” (Bakara 2/256) buyrulmuş, Peygamber’e “Sen onlar üzerinde zorba değilsin” (Gâşiye 88/22) denilmiştir.

Esaret ve istibdada karşı çıktı

İşaret edilen sebeplerden dolayı Bediüzzaman hayatı boyunca hürriyetin zıttı olan esaret ve istibdada karşı çıkmış, mutlakiyetin yani saltanatın istibdadına karşı millet iradesinin yansıdığı meşrutiyeti İslam adına tasvip etmiştir. Meşrutiyetin ilanından sonra (23 Temmuz 1908) ilk kurulan partilerden biri olan ve “hürriyetçiler”, “hürriyet yanlıları” demek olan “Ahrar Fırkasını” desteklemiştir. Aynı şekilde çok partili hayata geçildiğinde sıklıkla resmi ideolojiyi dayatan siyasî kuruluşlara karşı “demokratlık”a vurgu yapmış, Demokrat Partinin kurulup başarıya ulaşmasını “Ahrar”ların dirilmesi ve yine uyanması olarak anmıştır (Beyanat ve Tenvirler, İstanbul 1970, s. 8).

DEMOKRASİ İDEAL YÖNETİM

İnsanın yaratılışça “hür” olduğu yahut “hür” yaratıldığı gerçeği dikkate alındığında -uyulması zorunlu yaratılış kuralları dışında- dışarıdan, baskı, zorlama ve dayatmaya dayalı her türlü anlayış ve uygulama insan gerçeğine aykırıdır ve fıtrat bakımından red ile karşılık görür. Dinin özünü teşkil eden imanın ve iyiliğin (maruf) tavsiye edilmesi, küfrün ve kötülüğün (münker) yasaklanması ise insanın yaratılış özelliklerine uygun düştüğü için esaret, istibdat yahut dayatma olarak anlaşılamaz. Resul-i Ekrem (asm)’ın İslam’ı “fıtrat/yaratılış dini” olarak açıklamasının (Müslim, “Kader”, 23) sebebi budur. Kaldı ki bu konuda da zorlama söz konusu olmaması gerektiği, “Dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin” (Kehf 18/29) gibi ayetlerle kesin hükme bağlanmıştır. Bu nokta göz önünde bulundurularak, fert olan insandan fertlerden oluşan topluma geçilerek bakıldığında, aynı realitenin söz konusu olduğu ya da olması gerektiği rahatlıkla ifade olunabilir. Öyleyse fert gibi toplum için de fıtratına uygun, barış ve güveni sağlayacak temel düstur “hürriyet ve adalet” yahut kısaca “hürriyetçi düsturlar”dır. Yaşadığı bölge, sahip olduğu inanç ve kültür ne olursa olsun bugün dünyada ideal yönetim olarak demokrasiye vurgu yapılmasının sebebi budur. Latince “halk hakimiyeti” anlamına gelen demokrasinin, -pek çok sebebe bağlı olarak- uygulamada farklı versiyonları varsa da, en azından teoride demokrasiyi bu kadar değerli kılan temel unsur hürriyettir. Hürriyetin teminat altına alınmadığı idari mekanizmalar, -hangi isimle anılırsa anılsın-, asla demokrat sayılmayacağı gibi hürriyet ve adaleti bütün kurum ve kuruluşlarıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan idarî yapılar da gerçek anlamda demokrat yapılardır.

Demokratlar desteklenmeli

Hürriyeti iman ile ilişkilendiren Bediüzzaman’ın bunun toplum idaresindeki iz düşümü olan demokrasiye yani hürriyetçi anlayışa vurgu yapması, Demokratları desteklemesi son derece makul hatta zaruri bir yaklaşım olarak müşahede olunmaktadır. Bu bakımdan Bediüzzaman kaleme aldığı lahikalarda demokratlara hürriyeti hakim kılmaları, bunun zıttı olan istibdadı kaldırmaları istikametinde tembihlerde bulunmuştur. Mesela bunlardan birisinde şunları söylemektedir: “…Hususan oradaki eski tahribatı tamirata başlayan hakiki vatanperverler olan Demokrat namında hamiyetli Ahrarlar yani hürriyetperverler, Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnettarım. Onların muvaffakiyetine çok dua ediyorum. İnşallah, o Ahrarlar istibdad-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer’iyyeye vesile olacaklar” (Emirdağ Lahikası II, mektup no: 235). Bu cümlede istibdad-ı mutlakın kaldırılmasının “hürriyet-i şer’iyye” yani dinin hedefi olan hürriyet olarak ifade edilmesi ayrıca üzerinde tefekkür edilmesi gereken çok önemli çağrışımlar ihtiva etmektedir.

BEDİÜZZAMAN’IN ÇAĞRISI

Biz de bugün tek adam rejiminin dayatmaları, din adına istibdadî muamelelerin ayyuka çıktığı günümüzde demokrasi vurgusu yapan partilere Bediüzzaman’ın çağrısını kendi cümlelerimizle tekrarlayalım: Her çeşit istibdad, baskı ve zorlamayı kaldırmak için mücadele edin, hürriyet ve adaleti bütün kurum ve kuruluşlara hakim kılmak için çaba harcayın! Zira insanın yaratılış gerçeğine ve İslam’ın talebine uygun olan bu olduğu gibi, toplumu huzur, güven ve barış ortamına taşıyacak olan da budur!

Okunma Sayısı: 2113
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İrfab polat

    20.7.2022 22:48:53

    Çok güzel umut dolu yol gösterici aciklayici bir yazi. Dikkat ile takip ediyorum inşallah. Saygilar.

  • ahmet

    20.7.2022 10:47:16

    Teşekkürler hocam çok güzel bir yazı olmuş.

  • A. AYDIN

    20.7.2022 10:03:04

    Hocam. Pişirdikten sonra servis ettiğiniz, bu yüzden akla takılan soruların cevaplarını da dercederek hazmı kolay hale gelmiş bu yazınız için tebrik ve teşekkür ederim. 🙂

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı