"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cenneti dahi gaye-i ibadet yapmamak

Risale-i Nur'dan
03 Ekim 2019, Perşembe
(Dünden devam)

Ey ikinci, bozuk Avrupa! (...)

Her bir zîhayat, senin şakirdlerin nazarında zalimlerin hücumuna maruz, miskin birer musîbetzededirler. Dünya bir ma­temhane-i umumiyedir. Dünyadaki sedalar ölümlerden, elemlerden gelen vaveylâlardır.

Senden tam ders alan şakirdin, bir firavun olur. Fakat en hasis şeye ibadet eden ve menfaat gördüğü her şeyi kendine rab telâkki eden bir firavun-ı zelildir.

Hem senin şakirdin, mütemerriddir. Fakat bir lezzeti için nihayet zilleti kabul eden miskin bir mütemerriddir. Hasis bir menfaat için şeytanın ayağını öper derecede alçaklık gösterir. Hem cebbardır. Fakat kalbinde bir nokta-i istinad bulamadığı için, zatında gayet âciz bir cebbar-ı hodfüruştur.

O şakirdin gaye-i himmeti hevesat-ı nefsaniyeyi tatmin ve hamiyet ve fedakârlık perdesi altında kendi menfaat-i nefsini arayan ve hırs ve gururunu teskin etmeye çalışan bir dessastır. Nefsinden başka ciddî olarak hiçbir şeyi sevmiyor, her şeyi nefsine feda ediyor.

Amma Kur’ân’ın hâlis ve tam şakirdi ise bir abddir. Fakat a’zam-ı mahlûkata karşı da ubudiyete tenezzül etmez ve Cennet gibi en büyük ve a’zam bir menfaati gaye-i ubudiyet yapmaz bir abd-i azizdir.

Hem halîm selimdir. Fakat Fâtır-ı Zülcelâl’inden başkasına izni ve emri olmadan tezellüle tenezzül etmez bir halîm-i âli­himmettir.

Hem fakirdir. Fakat onun Mâlik-i Kerîm’i ona ileride iddihar ettiği mükâfat ile bir fakir-i müstağnîdir.

Hem zayıftır. Fakat kudreti nihayetsiz olan Seyyidinin kuvvetine istinad eden bir zaif-i kavîdir ki, Kur’ân hakikî bir şakirdine Cennet-i ebediyeyi dahi gaye-i maksat yaptırmadığı halde, bu zâil, fânî dünyayı ona gaye-i maksat hiç yapar mı?

İşte iki şakirdin himmetlerinin ne derece birbirinden farklı olduğunu anla!

Mesnevî-i Nuriye, Zühre, s. 171-172

LÛ­GAT­ÇE:

abd: Kul.

a’zam-ı mahlûkat: Yaratılmışların en büyüğü.

cebbar-ı hodfüruş: Kendini beğenen zorba, devamlı kendini beğendirmeye çalışan, zalim ve gaddar zorba.

fakir-i müstağnî: Elindekiyle yetinip kanaat eden ve ihtiyacını başkasına bildirmeyen fakir.

firavun-u zelil: Alçalan, aşağılık alâmeti gösteren firavun.

halîm-i âlihimmet: Üstün gayretli, yumuşak huylu ve ağırbaşlı.

iddihar: Biriktirme, toplama.

matemhane-i umumiye: Genel yas evi, herkesin matem tuttuğu yer.

mütemerrid: Temerrüd eden, inatçı, kötü fiilinde inatlaşan.

tezellül: Hor ve hakir olmak, kendini alçak tutmak.

zaif-i kavî: Kuvvetli zayıf.

Okunma Sayısı: 1194
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı