Haklı olarak ekonomi ve dış politikada yaşananlar daha fazla ilgi çekiyor, ancak ülkemizin temel sıkıntılarından birinin “hak, hukuk ve adalet” noktasında yaşananlar olduğunu bilmek gerekiyor.
Türkiye’yi idare edenler hukuk ve adalet sahasında bir sıkıntının olmadığını iddia etseler de vatandaş böyle düşünmüyor. Aynı zamanda “dışarıdan” ülkemize bakanlar da bu sahadaki sıkıntıların farkında ve konu uluslararası mahkemelerde de dile getiriliyor. Nitekim son günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görülen bazı davalarda Türkiye’deki hukuk konuları gündeme gelmiş. AİHM’deki duruşmalarda dile getirilen meselelere başta Türkiye’yi idare edenler olmak üzere itiraz edenler olacaktır. Ancak itiraz etmekle problemler ortadan kalmıyor ki. Sürekli yeni “adalet paketleri” hazırlanıyor olması da zaten ülkemizde yaşanan hukukî tartışma ve sıkıntıları göstermez mi? Problem olmasa, iktidar eliyle “çare” arayışları için adımlar atılır mıydı?
İdareciler her fırsatta “adaletle hükmettiklerini” beyan etseler de bu beyanlar yaşanan gerçeklerle örtüşmüyor. Elbette mevcut durumdan memnun olanlar da vardır. Değişik vesilelerle işlerini yürütebilen, idarecilere muhalefet etmeyen, “gelen ağam, giden paşan” anlayışında olanlar için mevcut durum kötü olmayabilir. Ya da “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Başkasının derdinden bana ne. Suçlu olmasaydı hapse atılır mıydı?” benzeri yorumlarla hadiselere bakanlar için mesel olmayabilir. Ancak madem hukuk herkese lâzım, o halde idarecilerin adil olmasını istemek de bir vazifedir. Birinin hatasıyla başkalarını da suçlayan, adaletin kişilere göre tevzi eden, idarecilere itiraz eden herkesi itham eden bir anlayışın hüküm sürdüğü sisteme “adil” demek mümkün olur mu?
Hem, büyük iddialarla tutuklanan ve bazen ömür boyu hapse mahkum edilen, bu süre zarfında da her türlü karalama kampanyaları yürütülen bir kişinin; daha sonra beraat etmesi ya da çok az ceza alması “iyi işleyen adalet sistemi”yle açıklanabilir mi?
Acaba bir araştırma yapılsa ve değişik operasyonlarla tutuklananlar hakkında yazılanlarla, sonradan kesinleşen bilgiler bir masaya yatırılsa nasıl bir tablo ortaya çıkmış olur?
Ayrıca idarecilerin istemediği yönde ama yürürlükteki kanunlara uygun kararlar verenlerin kınanması ya da bu kararların tanınmaması, tanınıyormuş gibi görünüp uygulanmaması nasıl yorumlanabilir?
İcap ettiğinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ya da Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımamak, uygulamamak “hak, hukuk ve adalet”le izah edilebilir mi?
“İdarecilerin bir bildiği var. Suçsuz ise beraat eder” gibi anlayışta hukuk dışı uygulamalara sessiz kalanlar Türkiye’nin ve milletin iyiliğini istemiş olmuyorlar... Türkiye’nin, milletimizin, hepimizin ortak menfaati “hak, hukuk ve adalet yolu”nda ilerlemektir vesselam.