Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: “Fesad-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini-sevabını kazanabilir.” (Feyzü’l-Kadîr: 9/171)
Bir önceki yazıda da belirttiğimiz gibi, ne yazık ki bizler öyle tâlihsiz bir zamanda yaşıyoruz. Bununla bağlantılı olarak, fesadın çeşitleri ve boyutlarına dair maddeleri sıralamaya devam ediyoruz.
Bundaki asıl gayemiz, kendimizi ve din kardeşlerimizi bu zamanın her türlü fitne-fesadından muhafaza etmeye çalışmak ve bunun için de Sünnet-i Seniyeye sarılmaya bütün kuvvetimizle gayret göstermektir.
İşte evvelki asırlarda pek rastlanılmayan ve ümmet-i Muhammedî fesada zorlayan diğer bazı gelişmeler.
«
BEŞ: Ümmet, son zamanlarda zalimlerin saldırısına uğrayan Filistin, Lübnan ve İran’a destek noktasında maalesef birlik hâlinde olamıyor. Öyle ki, elli küsûr İslâm ülkesinin idarecileri İspanya gibi eskiden “istilâcı Haçlılar” denilen ülkelerin bile gerisine düşüyor. Ekseriyeti, lâf salatasının ötesine geçemiyor. Devletler-hükûmetlerin bir kısmı “dilsiz şeytan”a dönerken, tabandaki ümmetin birliği de tam manasıyla sağlanabilmiş değil. Yer yer çatlak sesler gayet yüksek bir volümle çıkıyor. Bu da, haliyle ümmetin vahdet ve ittihadına zarar vermiş oluyor. Oysa ki, “haricî düşmanın hücûmunda” dahilî münakaşayı kesmek ve birlik halinde saldırganlara karşı durmak, ehl-i iman aşiretinin bir şiârıdır. Ki, çoğu kez birbiriyle kanlı-bıçaklı olan ilkel kavimler dahi bunu böyle yapıyor.
Bir iktibas (22. Mektuptan):
“Medar-ı ibret bir hikâye: Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden belki elli adamdan fazla öldürdükleri halde, Sıpkân veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit, o iki düşman taife, eski adaveti unutup omuz omuza verip o haricî aşireti def' edinceye kadar dahilî adaveti hatırlarına getirmezlerdi.
“İşte, ey mü’minler!
“Ehl-i iman aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi, yüz daireden fazla vardır.”
«
ALTI: Üstad Bediüzzaman, Risale-i Nur ve Nur talebelerine yönelik olarak, şimdilerde dahilden gelen saldırılar var. Bu saldırılar, daha çok alenî yalan, yıkıcı tenkit ve iftira furyası şeklinde tezâhür ediyor.
Elli sene müddetle, harbî din düşmanları türlü saldırılarda ve kasdî ihbarlarda bulundu. Onların topuna karşı mahkemelerden beraat üstüne beraat kazanıldı. İki bine yakın mahkemelerde hem bilirkişi raporları okundu, hem meşrû müdafaalar yapıldı ve istisnasız tamamı beraatle neticelendi. Ama, buna rağmen yine aynı teranelerle ve fakat bu kez “dindar kisveli” kimseler saldırıya geçtiler. Hiç utanıp sıkılmadan ve yüzleri hiç kızarmadan bu “iman kurtarma davası”na karşı her türlü hileye, yalana, iftiraya tenezzül ediyorlar. Kasıtlı oldukları şuradan da belli ki: Bu herifler, umuma hitap tarzında yazılan yüz yirmi risaleyi görmezden geliyorlar; ama, tutup varsa-yoksa mahrem kategorisindeki risalelere destûrsuzca dalıp kendince bunlarda suç-kusur icat etmeye çalışıyorlar.
O heriflerin bir kısmı, kasten ve bilerek bu tahribatı yaptıklarının bir delili şudur ki: Çarpıtarak aktardıkları sözlerin doğrusunu siz kaynağından alıp gönderiyorsunuz; yani, hakikati âdeta gözlerine sokuyorsunuz; ama, buna rağmen onlar aynı yalan ve yanlışı tekrarlamaya inatla devam ediyorlar.
Hiç şüphe edilmesin ki, tıpkı daha öncekiler gibi bunlar da hem rezil, hem zelil bir duruma düşüp öyle gidecekler.
—(Devamı var)—