Nur talebeliğini, hemşehrimiz değerli bir fikir adamı, yazar ve politikacı olan Antalya'nın Akseki ilçesi doğumlu merhum Osman Yüksel Serdengeçti özlü olarak şöyle tarif ediyor.
“Şimdi Türkiye'de, her teşekkülün, vatanını seven herkesin önünde hürmetle durması lâzım gelen bir kuvvet vardır: Said Nur ve talebeleri. Bunların derneği yoktur, lokali yoktur, yeri yoktur, yurdu yoktur, partisi, patırdısı, nutku, alâyişi, nümâyişi yoktur. Bu bilinmezlerin, ermişlerin, kendini büyük bir dâvâya vermişlerin şuurlu, îmanlı, inançlı kalabalığıdır.” (Tarihçe-i Hayat, s. 546.).
Bu tarif: Nur davasının dışındaki bir fikir ve düşünce insanının hakperest bir tanım ve tespiti! 1952 yılındaki bu tespit zamanın bazı farklılıklarına rağmen özde devam ediyor.
Bu dava uğruna her yönden gelen katlanılması zor çilelere zor da olsa manevî haz ve gıda olarak kabullenmek.
Akla sığmayacak hakaret, iftira, itham, garazlara karşı; maneviyat, mukaddesat, dava ve şahs-ı manevî adına kahramanca göğüs gerebilmek!
Bunca fırtınalara ve dağlarvâri hadise, hareket ve olaylara karşı dimdik ayakta durabilmek. Bütün olumsuz şartlara karşı öz güvenini ve ümidini asla kaybetmemek. Ümidi şiar edinmek. Maneviyat ve dava uğruna yârdan, serden, maddeden, makamdan ve kendinden geçebilmek. Her an, her yerde müspeti aramak, o yolda yürümek, savunmak ve sabit kadem kalmak.
Kendine, yakınlarına, ümmete, millete, insanlığa lâzım olan ortak değerleri koruyup paylaşmak. Adaletin, hakkın, hukukun, demokratlığın, meşruiyetin, medenî cesaretin varlığını ve değerini savunabilmek!
İnsan hak ve haysiyetinin, hürriyet ve özgürlüğün daima yanında ve tarafında kalabilmek. Şefkatin, merhametin, samimiyet ve hasbiliğin toplumla paylaşma azim ve kararlığında olabilmek.
Doğruluğun, sıdkın ve istikametin yanında yer alabilmek. Geri adım atmamak. İstikametin, hidayetin ve merhametin gönül taşıyıcısı olabilmek. Gururun, kibrin, riyakârlığın hep karşısında ve muhalefetinde durabilmek.
Gayr-ı meşruluğun, haksızlığın, zulmün karşısında, sağlam, şartsız, kaygısız mert ve dik durmak! iradenin, şaşmaz delillerin, ilmî hükmün, fıtrî istikametin yanında yer alabilmek.
Küfrün, inadın, kinin, radikalizmin, terörün, ötekileştirmenin, taassubun, haksızlığın karşısında ayakta kalmak.
Hakperestliğin, hukukun üstünlüğünün, kalp ve beden temizliğinin faziletlerini hep savunabilmek.
Nezaketin, merhametin, inceliğin yanında yer alabilmek. Yeniliğin, mükemmelliğin, orijinalitenin öncülüğünü yapabilmek. Manevî irtibatın, dostluğun, sakinliğin ve hak severliğin bayraktarlığını devam ettirebilmek.
Mütevazılığın, alçak gönüllüğün ve tevazuun kaybolmaması için, yaşadığı şahsî ve ailevî hayatıyla devamı yönünde elinden geleni yapabilmek. Fedakârlığın, affetmenin, her türlü zorluğa katlanmanın sosyal hayatın ve toplumun barışı için olamazsa olmazları olduklarını idrak edip ettirebilmek.
Kısaca bu fânî hayatın “olunmaz sanılanlarını” olabilirliğe çevirebilme meziyetini ve ustalığını gösterebilmeyi becerenlere verilen bir nevi ad ve nişanedir; “Nur Talebeliği.”
Fânî hayatlarını bu yukarıda bazılarını sayabildiğimiz, mümasil değerlerle süsleyen o kahraman “Nur erleri saffı evvellerin”, namüsait şartlarda başardıkları o muhteşem tablonun inci-mercan süsleridirler bu değerler.
Mirasyedici varisler olmamak için “Hazer edip, dikkatle bakıp, ihtimamla basmak, bir lokma, bir kelime bir harekette batmamak” için çok daha sorumlu davranmak gerektiğini idrak edip tatbik etmek durumundayız. Mevlâ’m bizleri ve değerli dava adamlarını ve müntesipleri mahcup etmez inşallah.