"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nefis ve malın senin mülkün değil

Risale-i Nur'dan
10 Ocak 2019, Perşembe
Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir. O emanetin maliki her şeye kadîr, her şeyi bilir bir Rahîm-i Kerîm’dir.

(Dünden devam)

İşte felsefe-i sakîme-i Avrupaiyeden yekçeşm olan dehasının yanlış gördüğü hakikatleri, iki cihana bakan, gayb-âşinâ parlak iki gözüyle iki âleme nazar eden, beşer için iki saadete iki eliyle işaret eden hüda-i Kur’ânî der ki:

Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir. O emanetin maliki her şeye kadîr, her şeyi bilir bir Rahîm-i Kerîm’dir. O senin yanındaki mülkünü senden satın almak istiyor; tâ senin için muhafaza etsin, zayi olmasın. İleride mühim bir fiyat sana verecek. Sen muvazzaf ve memur bir askersin. Onun namıyla çalış ve hesabıyla amel et. Odur ki, muhtaç olduğun şeyleri sana rızık olarak gönderiyor ve senin takatin yetmediği şeylerden seni muhafaza eder. Senin şu hayatının gayesi, neticesi, o Mâlik’in esmasına ve şuunatına bir mazhariyettir. Sana bir musîbet geldiği vakit, de: ”İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”. Yani “Ben Mâlik’imin hizmetindeyim ey musîbet! Eğer O’nun izin ve rızasıyla geldinse, merhaba, safa geldin. Çünkü elbette bir vakit O’na döneceğiz ve O’nun huzuruna gideceğiz ve O’na müştakız. Madem her halde bir zaman bizi hayatın tekâlifinden âzâd edecektir; haydi ey musîbet, o terhis ve o âzâd etmek senin elinle olsun, razıyım. Eğer benim emanet muhafazasında ve vazifeperverliğimi tecrübe suretinde sana emir ve irade etmiş, fakat sana teslim olmaklığıma izin ve rızası olmazsa, benim takatim yettikçe emin olmayana, Mâlik’imin emanetini teslim etmem” der.

İşte binden bir numune olarak, deha-i felsefînin ve hüda-i Kur’ânî’nin verdikleri derslerin derecelerine bak. Evet, iki tarafın hakikat-i hali, sâbıkan beyan edilen tarzla gidiyor. Fakat hidayet ve dalâlette insanların dereceleri mütefavittir, gafletin mertebeleri muhteliftir. Herkes her mertebede bu hakikati tamamıyla hissedemez. Çünkü gaflet, hissi iptal ediyor. Ve bu zamanda öyle bir derecede iptal-i his etmiş ki, bu elîm elemin acısını ehl-i medeniyet hissetmiyorlar. Fakat hassasiyet-i ilmiyenin tezayüdüyle ve her günde otuz bin cenazeyi gösteren mevtin ikazatıyla o gaflet perdesi parçalanıyor. Ecnebilerin tağutlarıyla ve fünun-u tabiiyeleriyle dalâlete gidenlere ve onları körü körüne taklit edip ittiba edenlere binler nefrin ve teessüfler!

Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok, yok! Sefihâne taklit edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Agâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe hamiyet dâvâsında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır. “Allah bize ve size sırat-ı müstakim üzere hidayet eylesin.”

Lem’alar, On Yedinci Lem’a, Beşinci Nota, s. 214

Lûgatçe:

adavet: Düşmanlık.

agâh: Uyanık.

âyâ: ‘Acaba, nasıl oluyor’ gibi şaşkınlık bildiren bir edat.

dalâlet: Hak yoldan sapma.

deha-i felsefî: Felsefeden gelen deha, dahilik, üstün akıllılık.

efkâr: Fikirler.

felsefe-i sakîme-i Avrupaiye: Avrupa’nın yanlış, bozuk ve sakat felsefesi.

Frenk: Avrupalı.

fünun-u tabiiye: Tabiat fenleri, bilimleri.

gayb-âşinâ: Ğaybı bilen, görünmeyen âlemi gören.

hamiyet: Din, vatan, millet gibi değerler uğrunda gayret ve hizmet etme duygusu.

hassasiyet-i ilmiye: İlmî hassasiyet, bilime dayalı duyarlık.

hüda-i Kur’ânî: Kur’ân’ın gösterdiği doğru yol.

istihfaf: Küçümseme, hafife alma.

istihza: Alaya alma.

ittiba etmek: Tâbi olmak, uymak.

malik: Sahip; her şeyin sahibi olan, Cenâb-ı Hak.

mevt: Ölüm.

müştak: Şiddetle arzu eden, gönülden isteyen.

mütefavit: Farklı, çeşitli, muhtelif.

nefrin: Lânet, bedduâ.

Rahîm-i Kerîm: İkramı bol olan ve kullarına çok çok merhamet eden Allah.

sâbıkan: Bundan önce, evvelce.

sefahet: Dinen yasak olan zevk ve eğlencelere düşkünlük, sefihlik.

sefihâne: Sefihçe, sefahet içinde (bknz: sefahet).

şuunat: Şuunlar, işler, Cenâb-ı Hakk’ın Zâtına ait mukaddes özellikler.

tağut: Put, Allah’tan başka tapınılanlar, bâtıl ilahlar.

tâkat: Güç, kuvvet, derman.

tekâlif: Yükümlülükler.

tezayüd: Artma.

yekçeşm: Tek gözlü.

Okunma Sayısı: 1772
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı