"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İslam âlemi AB’ye yardımcı olmalıydı

20 Eylül 2018, Perşembe 00:32
Yeni Asya'nın sorularını cevaplayan yazar Şükrü Bulut, "AB ülkeleri siyasî ve ilmî seviyelerde heyetler kurmuşlar ve buradaki Müslümanlarla istişarede bulunuyorlar. Gönül arzu ederdi ki, başta Türkiye olmak üzere İslâm ülkeleri AB’ye yardımcı olabilselerdi" dedi.

Avrupa’da İslâmın tanıtılması gurbetçiler sayesinde oldu

 

***

(Dünden devam)

Bir de Salman Rüştü hadisesi vardı...

Doğrudur... Mesele, Humeyni meselesi... İçimizdeki fitneyi bütün Avrupa düzeyine yayarak, İslâmiyet aleyhine kamuoyu oluşturmak. Elbette ki; Humeyni de burada rol alıyordu. İslâm Devrimini ihraç etme günleri... Salman Rüştü denilen bir münafık hakkında “ölüm fetvası” vermişti. II. Avrupalılar da bunu istismar ederek, burada din aleyhinde yazıp çiziyorlardı... Dindeki geleneksel “fetvayı” da bu şekilde itibarsızlaştırıyorlardı. Yalnızca Rüştü olayı ile yetinmediler... Bangladeş’li Teslime Nesrin, Mogadişulu Alia Hırsi veya Betty Mahmody gibi daha çok konu mankenleriyle buradaki Müslüman’a saldırıyorlardı, II. Avrupalılar.

Burada bir ayrıntıyı arz etmek istiyorum... II. Avrupalılar o günlerde aleni bir biçimde İslâm’a veya Kur’ân’a saldıramıyorlardı. Belki de bugünlerdeki kuvvetlerine ulaşamamışlardı. O günlerde; Müslümanların aleyhine konuşmak istediklerinde, ya Türkleri veya yabancıları siper alıyorlardı. Türk düşmanlığını devamlı kullanan gazete ve yazarlar vardı, Almanya’da... Türklerin Anadolu’ya dönmeleri istikametinde kampanyalar, ekonomik programlar ve kamuoyu çalışmaları yapılıyordu. Paralı iş çıkışlarından tutunuz, evlerini yakarak onları korkutmalara kadar. Bu süreçte Almanya Müslümanlarını üzen hadiseler, iki Almanya’nın yeniden birleşmesinin kansız gerçekleşmesinde önemli rolü olan Helmut Kohl’ü mahkûm edecektir, kanaatindeyiz. Zira İslâm aleyhindeki bütün programlarda, onun zımnî bir desteği vardı. Ve bunu hiçbir zaman inkâr etmedi... Tıpkı halefi Angela Merkel gibi...

Avrupa’da da bir zamanlar, tesettür düşmanlığı yapılıyordu. Bizdeki Kemalistlerle ortaklaşa...

Avrupa’daki demokrasi uygulamaları, bildiğiniz gibi farklıdır. İngiltere’de dinî sembollere ve hayata pek karışılmaz. Müslümanlara, Almanya’daki gibi imkân verilmediği halde, temel haklarda eskiden beri hürriyetçidir, Londra... Paris’i biliyorsunuz. Laikliğin din karşıtlığı olarak anlaşıldığı ve kısmen uygulandığı bir yer... Düzelmeler var, fakat yavaşça seyrediyor. Almanya, Kemalistlerin buradaki yoğun çalışmalarından dolayı, dinî hürriyetlerde gel-gitleri yaşıyor.

Okullardaki öğretmenlerin tesettürüne itiraz etmişti, devlet... Bunun Kohl ve devamı sayılan Merkel’le alâkası kuvvetlidir. Kendilerine Hıristiyan ismini takan bu partinin Almanya’daki temel din hürriyetlerine ve hatta kiliseye zararı, komünistlerden fazla dokunmuştur, diyebiliriz. Zira münafıkane hareket ediyorlar, bu Neoliberal kimlikli siyasetçiler...

Meselâ kamuoyunu uzun süre, Fereşta Ludin meselesiyle meşgul edebilmişlerdi. Tarihin yüz kızartıcı hadiseleri arasında yer alacak, öğretmenlerin tesettür meselesinin de, Türkiye’den ithal edildiğine inanıyoruz. Zira o günlerde Türkiye Kemalistleri, ulusalcılık maskesi altında millî ve dinî değerlerimize saldırıyorlardı. Gördüğünüz gibi, hepsi geride kaldı. Bu defa; Amerikalı Neocon’lardan tam destek alan II. Avrupalılar 11 Eylül üzerinden İslâm’a savaş açtılar.

11 Eylül’ün Avrupa’daki Müslümanlar üzerinde, menfi bir tesiri oldu mu?

Avrupa ile Amerika’nın halleri “bileşik su kapları” gibidir. Amerika’nın aldığı kararlardan kıt’a Avrupa’sı etkilenir. Evvelâ iktidarlarda meydana gelen değişiklik dikkati çekiyor. Rasmussen, Sarkozy, Berlusconi ve Merkel gibi, siyasetleri semavî dinlere karşı ve temel insanî ahlâk ve değerleri tartışmaya açan devlet idarecileri öne çıktılar. İslâmiyet bütünüyle tartışmaya açıldı. Peygamberimizin (asm) aleyhine çizilen karikatürler... İslâmiyet’in mahrem, gayr-ı mahrem her meselesinin uluorta tartışıldığı bir ortamın, bizim için hoş bir atmosfer olmadığını biliyorsunuz.

Bize şer görünen her şey elbette şer değildir. Bu küresel ihtilâlin Avrupa İslâm’ına getirdiği güzellikler de var. Evvelâ, Avrupalı entellektüelin İslâm’ı hummalı bir şekilde araştırmasına yol açtı, bu haksız hücumlar. Her gün gazeteler, tv.ler veya elektronik medya üzerinden İslâmiyeti detaylıca anlatan yazılar, programlar ve haberler de yayınlandı. Arşivlere girdiğimizde, hakperest Avrupalıların, Müslümanlardan daha çok İslâmiyeti bu kıt’ada müdafaa ettiklerine şahit olacaksınız.

11 Eylül ihtilâlinin bir parçası olan “Arap Baharı” felâketiyle birlikte, AB’nin millî sınırlar içinde yeni tedbirlere baş vurduğunu görüyoruz. Çoğu devletler, millî dillerinde “İslâm Kürsüleri” açtılar. İslâmiyetin doğruca anlaşılması istikametinde çalışmalara yöneldiler... Selefilik belâsını kullanan II. Avrupa, AB ülkelerine, ithal İslâm’ı bir nevi yasaklattırdı... Artık İslâmiyetin bir Avrupa dini olduğunu, Avrupa’da eğitim kurumları açmaya başladığını ve bu birliğin barışını bozmayacak şekilde çocuklarına dinî eğitim vermeye başladığını rahatlıkla söyleyebiliyoruz.

İslâmiyetin Avrupa’da resmen kurumsallaşmasından bahsedebilir miyiz?

Kurumsallaşmaya mecburdur. Madem ki, II. Avrupa İslâmiyeti terörist ilân etti... Haşa Kur’ân’a terör kitabı dedi. İslâm ahlâkını kendi medeniyetiyle uyuşmaz gösterdi... Bolşevik ahlâkını “Avrupa değerleri” olarak dünyaya tanıtmaya çalıştı. Müslümanları, demokrasiyi anlamaz gösterip, İslâmiyetin demokrasiyle uyuşmayacağını yaymaya çalıştılar... Daha doğrusu bütün bu yalanlar üzerinde bir dünya savaşı başlatmak istediler. Elbette barışı isteyen semavî dinler cenahı, onların bu felâketlerine karşı tedbir alacaklardır. IŞİD, Selefilik, Boko Haram, PKK veya El-Kaide gibi isimler altında kendi elleriyle kurdukları terör örgütleriyle Avrupa’yı yakmak istiyorlar. İster-istemez onların hedef aldıkları bir din veya hayat biçimi, birinci derecede devletlerin dikkatlerini çekecek ve bu dinin doğru anlaşılmasına çalışılacaktır. Hemen hemen bütün AB ülkeleri siyasî ve ilmi seviyelerde heyetler kurmuşlar ve buradaki Müslümanlarla istişarelerde bulunuyorlar. Gönül arzu ederdi ki, başta Türkiye olmak üzere bazı İslâm ülkeleri şu meselelerde AB’ye yardımcı olabilselerdi.

Artık bütün Avrupa ülkeleri, imkânları nisbetinde, kendi üniversitelerinden mezun öğretmenlerle Müslüman çocuklarını eğitmek istiyorlar. Yakın bir zamanda, dinî cemaatler STK’lar tarzından çıkarılıp, onlara idareye yardımcı olmaları sağlanacak... Bu da, bizim demokrasiyi yeterince anlamamız ve hazmetmemizle doğru orantılı olacaktır. Arap Baharı felâketinden kaçan Arapların da zaman içinde büyük bir yekûn teşkil etmeleri, millî devletleri ister-istemez “doğru İslâm” çizgisine çekecektir. II. Avrupalıların, reform, ılımlı İslâm, Türk veya Avrupa İslâm’ı yaklaşımlarının tamamen safsata olduğu da artık kamuoyunca anlaşılmaya başlandı. Dinî cemaatlerin malî kaynaklarının şeffaflaştırılması, buradaki Müslümanlar üzerindeki baskıyı azaltıp, demokratik çerçevedeki çalışmalarına hız kazandıracaktır.

Bu arada on binlerce Alman’ın topluca İslâm’a girdikleri yazıldı... Pier Vogel gibi isimler öne çıktı. Bu mesele hakkında biraz bilgi verseniz...

11 Eylül’den sonra, kapalı devre bilgilendirmeler, kamuoyu teşkil ettirilmeler, Müslümanları sıkıntıya sokacak provokasyonlar, masa başı dezenformasyon gazetecilik, vs... İşin içine istihbarat örgütleri girince, meseleler tamamen siyasallaşıyor. Olaylar hâkim güçlerin akıntısına kaptırılıyor. Bu karanlık ve kaos üreten zamanlardan, Avrupa Müslümanları sorumlu olmadıkları gibi, olaylar hakkında doğru bilgileri de yoktur. Bazı camilerde, Alman veya Balkan kökenli olduklarını tahmin edebileceğiniz çok insanlarla karşılaşıyorsunuz. Camiye Müslümanım, deyip girene yasak mı koyacaksınız... Onları araştırmak ise polisin işi... Burada bize düşen, kanunî çerçevede çalışmamız ve polisin çalışmalarına engel olmamamız. Bir çok yerde, birdenbire ortaya çıkan bir çok mescit veya toplanma yerlerinden bahsedenler var. Kaynağı bizce belli olmayan milyonlarca euroyu sokakta harcayanlar da oldu. Dediğimiz gibi, bu vazife resmî yetkililere ait. Müslümanlar adına burada bir yanlışta bulunanlara, önce polis ve devlet müdahale etmeli... Yarım asırdır, Avrupa’da entegrasyonu gerçekleştirerek, kanun nizama uyarak İslâm’ı belli bir yere getirmiş Müslümanlar hakkında su-i zanda bulunmak, önce Avrupa’daki emniyet güçlerine zarar verir.

Neoliberallerden bahsettiniz. Bu konuyu azıcık açar mısınız?

Bir taraftan felsefeyi, öte yandan ekonomiyi yakından ilgilendiren ve beri taraftan insanî temel değerler ve bilhassa semavî ahlâkla çelişen bir düşünce, bir hareket veya bir cereyan... İsteyen istediği pencereden bakıp, yorumluyor. Özünde Marksist olan Karl Popper’in komünizmle kapitalizmi aynı teknede yoğurduğu bir ideoloji de diyebiliriz. Sermayeyi, liberal ekonomi ile toplayıp, topluma o sermaye ile çeki düzen vermek... Popper bu yaklaşımını “Açık Toplum” olarak sloganlaştıracaktı. Düşüncelerini önce Margret Tatcher ve Ronald Reagen aracılığıyla pratize eden Popper’ın yoldaşları daha çok banka ve fonlarıyla Londra’yı üs edindiler. Günümüzde Çekirge ve Köpek Balıkları olarak isimlendirilen bu fonlarla, savaşlarla elde edilmeyecek kadar fazla ganimetler edinen Neoliberallerin; Uzakdoğu, Rusya, İngiltere ve bir çok Avrupa ülkesinde yaptıkları tahribatlara karşı, AB aktif tedbirler almaya başladı... 11 Eylül sonrasında aktif biçimde Neoconlara yardım eden bu sivil devrimcilerin; Kırgızistan, Gürcistan, Belgrat ve Ukrayna’da rejim değişikliklerine sebep olduğunu biliyoruz. Bilhassa milyarlarca dolarla dönen sanal STK’larla kurulu düzenlere saldırısıyla Neoliberaller, günümüzde bir çok zayıf idarenin korkulu rüyası haline gelmişlerdir. Almanya’da bilhassa Helmut Kohl ile başlayıp Merkel ile devam eden süreçteki faaliyetleri, yeniden araştırılmalıdır, kanaatindeyiz.

Toplumun genel ahlâkındaki tahribatlarına karşı Avrupa Kilisesi kendisine göre tedbirler almaya çalışıyor: Kürtaj, eşcinsel nikâh, fuhuş, kutsalları itibarsızlaştırma, toplumu fukaralaştırma, köle işçilik vs... Neoliberallerin en büyük zararları daha çok demokrasilere ve temel insanî değerlere oluyor... On milyarlarca doların Zuckerberg ve Soros gibi gayr-ı meşrû yollarla zengin ettirilmiş kişilerce bu yıkıcı fonlara aktarıldığını gazetelerde okuduğunuzda, tehlikenin boyutlarını az çok kestirebiliyorsunuz.

Avrupa’daki mülteci krizinin mahiyeti hakkında birkaç bilgi alalım...

Bize göre mülteci krizi de, Neocon’ların BOP çerçevesinde planladıkları bir detaydı. Yıllar önce, Neocon yazar Daniel Pipes’in kaleme aldığı bir yazı vardı: Euroarabia... Elektronik medyada her zaman bulabileceğiniz bir yazı. Arap Baharı’nda Neocon’lara yardımcı olmuş Neoliberallerin sırtında yürüdü, mülteci krizi. AB ile İslâm dünyasını karşı karşıya getirmek üzere George Soros’un finanse ettiği sivil-toplum kuruluşları hem Suriye’den, hem de Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya mülteci taşıdılar. Soros’un; AB her sene bir milyon ilticacı almak zorundadır, sözünün manası, AB’yi mültecileri bahane ile çökertmek... Devletleri, siyasî partileri ve kurumlarını güçsüzleştirmek ve itibarsızlaştırmak...

Bu arada, mülteciler meselesinde bayan Merkel’in Soros’la işbirliği yaptığını da bir kenara yazalım. Soros ile Merkel’i bağlayan kuruluşun başındaki adamın, neoliberallerce getirildiğini gazeteler yazmıştı.

Almanya’daki PEGİDA hareketi de mülteci kriziyle ilgili ortaya çıkmıştı.

Yukarda arz etmiştim. İtibarsızlaştırarak düzeni bozmak, neoliberal devrimin metodudur. Günümüzde, Avrupa’nın 150-200 senelik partileri, büyük kan kaybına uğramışlardır. Halkın ancak yüzde elli-altmışı geleneksel partilere rey veriyor. Gerisi ise, tepkiye dayalı hareketlere yöneliyorlar... Sokak hareketleri... Programsız ve hedefsiz hareketlere... AfD, Pegida veya başka hareketler... Dikkatlice incelerseniz, neoliberaller bir taraftan hükümetlere veya siyasî partilere yanlış politikalar uygulatıyorlar,—ellerindeki kapital gücüyle—diğer taraftan da; söz konusu hataları medya imkânıyla büyütüp onları kalabalıklara şikâyet edip, bir nevi anarşi çıkarıyorlar... Çok garip bir tezgâhtır, Frankfurt Okulu’nun dinsizlik tezgâhı...

Hangi Avrupa?

Şükrü Bulut

Yeni Asya Neşriyat

Okunma Sayısı: 1932
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı