"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Medresetü-z Zehra modeline âcilen ihtiyaç vardır

Rüstem GARZANLI
29 Ocak 2021, Cuma
EĞİTİMCİ YAZAR ABDÜLBÂKÎ ÇİMİÇ İLE RİSÂLE-İ NURLAR’I, ‘BEDİÜZZAMAN’IN HAYATINDAN TESBİTLER, İLMÎ, İÇTİMAÎ, SOSYAL MESELELER VE EĞİTİM MODELİ ÜZERİNDE KONUŞTUK.

*Hocam adet üzerine size de sormak istiyorum: Abdülbâkî Çimiç kimdir, kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1963 yılında Ordu ili, Korgan ilçesi, Yenipınar Mahallesi’nde doğdum. Çocukluğum bu mahallede geçti. Köy hayatı ile iç içe bir yaşantımız oldu. İlk, orta ve lise öğrenimimi Korgan’da, üniversite tahsilini Giresun Eğitim Yüksek Okulu’nda tamamladım, öğretmen olarak mezun oldum.

Mezun olduktan kısa bir süre sonra (1985-86 öğretim yılında) ilk atamam Mardin ili Kızıltepe ilçesi Sancarlı Köyü’ne yapıldı ve ilk öğretmenlik hayatım böylece başlamış oldu. Burada beş seneye yakın görev yaptıktan sonra, Samsun ili, Ayvacık ilçesi, Çökekli Köyü’ne tayinim çıktı. Bir sene de burada çalıştım. Sonra Çarşamba ilçesine atandım. Aralıksız bu ilçe merkezinde 25 sene görev yaptım. 2014 senesinde Samsun merkez İlkadım ilçesine atandım. Burada da altı sene görev yaparak toplamda 35. yılın sonunda

30 Temmuz 2020 tarihi itibarıyla emekli oldum. Evliyim ve bir kız, bir erkek iki evlâdım var. Eğitim-öğretim ve daha çok Risale-i Nur üzerine araştırma ve çalışmalarım var. Yeni Asya Gazetesi’nde ve değişik haber sitelerinde periyodik olarak yazılar yazmaya gayret ediyorum.

Risale-i Nur ve Bediüzzaman isimlerini çocukluğumda ilk olarak rahmetli dedemden duymuştum. Dedem 1332 (1916) doğumlu, babası Birinci Dünya Savaşı’nda şark cephesinde Şehit olmuş.

*Risale-i Nur’u nasıl tanıdığınızı anlatır mısınız?

Risale-i Nur ve Bediüzzaman isimlerini çocukluğumda ilk olarak rahmetli dedemden duymuştum. Dedem 1332 (1916) doğumlu, babası Birinci Dünya Savaşı’nda şark cephesinde şehit olmuş. Böylece iki yaşında yetim kalmış. Dedem medrese eğitimi almış, Osmanlıca okuma ve yazması harika bir zattı.

Bütün yazılarını Osmanlıca yazardı ve ben hep onu merakla takip ederdim. Okuduğu eserler de Osmanlıca eserlerdi. Evimizin bir dolabı vardı, Osmanlıca ve Arapça kitaplarla doluydu. Çünkü dedemin dedesi de âlim bir zatmış. Kitaplar da ondan kalmış, bunu dedem hep anlatırdı. Dedemi dinlemeyi çok severdim ve bir gün şöyle bir sözünü hatırlıyorum:

“Isparta’dan bir âlim çıkmış, her şeyi biliyormuş. Büyük bir zatmış.”

Küçük yaşlarımda dedemden duyduğum bu söz hep ilgimi çekmiştir. Hiç unutmuyor ve merak ediyordum ki, bu zat kimdir acaba. Derken büyüdük ve üniversite hayatımda cemaatlerle ilgili bilgiler öğrenmeye başladım.

Yine bir gün okulumuzun yakın bir yerine kitap sergisi açılmış, ziyaret ettim ve fiyatları çok ucuz olduğu için epey kitap aldım.

Yıllar sonra anladım ki o kitaplar, Yeni Asya Yayınları’nın İlim-Teknik ve İlahiyat Serilerindenmiş. Bu kitapları, Risale-i Nur ile bağlantısı olduğu için değil, kitaplığıma yeni kitaplar eklemek için almıştım. Öğrencilik hayatı ve başka sebeplerden dolayı olacak, bu kitapları o zamanlar okuyamadık. Risale-i Nurlar’ı ilk defa 1988 yılında evlendiğim zaman eşimden duydum. Ağabeyinin bu kitapları okuduğunu ve kendisinin de sohbetlere gittiğini söyledi. Bunun üzerine bana Sözler kitabını bulup almamı tembih etti. O sıralar Mardin’de öğretmenim. Ben de Mardin’de kitapçılara sora sora Sözler’i buldum ve eve getirdim. Eşim, ‘Evet istediğim kitap buydu’ dedi. Sözler’i biraz karıştırdım, baştan hikâyeleri falan okudum, ancak çok bir şey anlayamadığım için bıraktım. 1991 yılında Samsun ili Çarşamba ilçesine atanınca bir süre malayani ortamlarda bulunduk. ‘Bu hayat böyle devam etmez’ düşüncesi bizde kendimizi sorgulamaya başlattı ve bir cemaat bağlantısı arayışına götürdü. Derken birkaç farklı tarikat gözlemlerim sonucunda fıtratıma uygun olmadığını fark ettiğimden, onlarla bir iki görüşmeden sonra imtizaç edemedim. Bu bekleyiş ve arayış devam ederken komşumuz olan bir öğretmenin bizi evine misafirliğe dâvet etmesi ile birlikte Necmi Torun Hocamızla tanıştık.

İlk akşam olmasa da, bir sonraki sohbette okunan Beşinci Şuâ dersi ile biz kısa yoldan Risale-i Nur ile tanışmış olduk. Rabbimize hamdolsun, iyi ki bu Kur’ânî hakikatlerle müşerref olduk. Bu, Rabbimizin en muhtaç ve muztar bir vakitte bizlere bir ikramı ve ihsanıdır. Geriye dönüp baktığımda tâ çocukluğumda dedemin “Isparta’dan bir âlim çıkmış, her şeyi biliyormuş, büyük bir âlimmiş” sözü, üniversite yıllarımızda Yeni Asya kitap sergisinden kitaplarıalmamız ve eşimin bize Sözler’i aldırması tesadüfî değilmiş. Sanki Rabbim bizi Risale- i Nur’a devamlı yakın tutmuş. Biz böylece1993-94 yıllarından sonra Necmi Hocamızla Risale-i Nur derslerine başladık. Necmi Hocamızın üzerimizde çok emekleri vardır. Allah ondan ebeden razı olsun.

*Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin ilmî, içtimaî ve sosyal meselelerini Risale-i Nur eksenli yaptığınız araştırmalardan bahseder misiniz?

Risale-i Nur’u tanıdıktan sonra bende çok şiddetli etkiler yaptı. İlk senelerde kısa sürede Külliyatı okuyup bitirdim ve derslere de devam ettik. Yapılan dersler ve okumaların sonucunda notlar tutmaya başlamıştım. Böylece daha fazla istifade ediyordum ve Risale-i Nur’u analitik olarak okumaya devam ediyordum. Daha sonraları yine Necmi Hocamızın vesilesiyle Yeni Asya Gazetesi almaya başladım, okuduğum Risale-i Nur ile Yeni Asya’yı çok uygun buldum.

Bir nevi fıtratıma ve mizacıma uygun bir yol bulmuştum. Böylece Yeni Asya âilesiyle de tanışmış olduk. İleride sayfalarında yazmaya başlayacağımı hiç hayal dahi edemediğim gazetem, dâvâmın naşir-i efkârı olmuş ve hayatımın çok müstesna bir parçası haline gelmişti. Yazdığım notlar ve okuduğum Risale-i Nur kavramları bir araya geldikçe bunları öncelikle forum sitelerinde ve şahsî bloglarımızda değerlendirdik.

Netice itibarıyla daha araştırmaya dönük çalışmalar olunca, bu çalışmaları gazetemize göndererek özellikle ‘Lâhika’ sayfasında değerlendirilmeye başlandı. Burada şunu ifade etmek isterim

Zaman zaman çalışmalarımız değerlendirilirken daha çok Risale-i Nur eksenli iktibasların fazla olduğu yönünde mülâhazalar bize de iletiliyor. Bu konuda istinad ettiğim Risale-i Nur’dan şöyle bir nokta var: “Evet, Risaletü’n-Nur, size mükemmel bir me’haz olabilir. Ve ondan erkân- ı imaniyenin her birisine, meselâ Kur’ân’ın kelâmullah olduğuna ve i’cazî nüktelerine dair, müteferrik Risalelerdeki parçalar toplansa veya Haşre dair ayrı ayrı bürhanlar cem edilse ve hakeza mükemmel bir izah ve bir haşiye ve bir şerh olabilir.”1 Üstadın gösterdiği bu yol bizim için bir mihenk oldu. Yoruma dayalı yazılar da muhakkak çok kıymetli, ancak biz daha çok Risale-i Nur’u Risale-i Nur’a şerh ve izah ettirme yolunu kullandığımızı ifade edelim. Bu konuda bize iletilen yol gösterici tavsiyeleri de dikkate alacağımızı beyan etmek isterim.

* “Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler” ile devam eden son seri yazılarınız hakkında bilgi verirmisiniz?

Evet, uzun bir süredir hazırlığını yaptığımız ‘Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler’ üst başlığı ile devam eden çalışmamız, bir yılı aşkın bir süredir devam ediyor.

Daha 1910’lu yıllara yeni geldik. Üstadın hayatı harika incelikler ile dolu. Daha detaya indikçe çok sırlar ve hadiseler açığa çıkıyor. Bu çalışmanın bu kadar detaya girmesini düşünmemiştik, ancak yazı serisi içinde o kadar fazla ayrıntı var ki, bizi adeta farklı başlıklarla sürükledi. Gelen geri bildirimler, sorulan sorular ve merak edilen noktalar da devreye girince yazı serisi uzadı.

Bunda da bir hayır ve hikmet vardır diyerek çalışmalarımıza devam ediyoruz. Şu anda elimizde belki de yayınlanmış yazılar kadar yazı birikti. Yazı günümüz hafada bir gün olunca ister istemez daha yavaş ilerliyoruz. Biz de bunu fırsat bilerek, yeni yazılarımızı hazırlamaya devam ediyoruz.

Öncelikle Üstadın Eski Said devresini 1923’e kadar getirmek istiyoruz. Ondan sonra Yeni Said ve Üçüncü Said devrelerini çalışmak düşüncesindeyiz. Bediüzzaman’ın hayatına belge, bilgi ve kaynaklara dayalı kronolojik bir tarihçe bırakarak katkı yapmak istiyoruz. Gayret bizlerden, tevfik Rabbimizden inşâallah.

*Bir eğitimci olarak Bediüzzaman’ın eğitim modelini ve bugünkü eğitim sistemi hakkında da görüşünüzü kısacaalabilir miyim?

Otuz beş sene ilköğretim kademesinde görev yaptıktan sonra Temmuz 2020 itibarıyla emekli olmuş durumdayım. Yıllarca materyalist bir eğitim sistemi içerisinde, Risale-i Nur vesilesiyle bir nebze de olsa çocuklarımızın mânevî cihetine bir şeyler vermeye çalıştık. Bizim eğitim sistemimiz fiili anlatır, ancak faili söylemez. Bir nevi fail-i meçhul bir yol takip eder. Dünya dönüyor der, ancak dünyayı kimin döndürdüğünü söylemez. Verilen değerler eğitimi ve din kültürü mesabesindeki öğretim de, mânâ-i ismiden ileri pek geçmez. Bir türlü mânâ-i harfî boyutuna geçilmez. Yani eğitim programlarımız tek taralı maddeci bir yaklaşımla hazırlanmış, içi boş ve mânevîyattan yoksundur. Buradan hakikî münevver-ül akıl insan yetişmez. Halbuki talebenin kalb ve vicdanı mânevî ilimlerle, akıl ve dimağı da fennî ilimlerle donatılmalıdır.

Bu ikisi birden verilirse insan tekâmül eder ve insan, insan-ı kâmil olur.

Bediüzzaman’ın Medresetü-z Zehra modeline âcilen ihtiyaç vardır. Hem “Çocukların tâlimi, ya cebirle, ya hevesâtlarını okşamakla olur.”2 Artık cebir devri geçmiştir. Öyleyse, çocuklarımızın hevesâtlarını okşayan, onların yaşadığı asrın zaruretlerini de dikkate alarak, ilcaat-ı zamana uygun yol ve yöntemlerle eğitimine katkı yapmak zorundayız. Ayrıca “Çocukla konuşulsa, çocukça tâbirât istimâl edilir.”3

Çünkü çocukların anlama ve algılama seviyesine göre hitâb etmek ve konuşmak gerekir. “Evet, yüksek bir insan, bir çocukla konuştuğu zaman çocukların şivesiyle konuşursa, çocuğun zihnini okşamış olur. Çocuğun fehmi, onun çat pat söylediği sözlerle ünsiyet peydâ eder; söylediklerini dinler ve anlar. Aksi halde, o insanla o çocuk arasında bir ma’lûmât alış verişi olamaz.”

4 Öyleyse bu tavsiyelere uymak zorundayız.Çünkü belâgatın ve güzel söz söylemenin gereği; beliğ-i muknî (güzel sözle iknâ’ edici) olmalı, tâ muktezâ-yı hâle (halin gereğine) uygun olsun. Çocuklarımızın hamiyet-i milliye ve ehl-i gayretten de beklentileri vardır.

Bu noktaya da Bedîüzzamân Hazretleri şöyle işâret etmiştir: “Çocuklar hamiyet-i milliyeden merhamet isterler, şefkat beklerler.

Bunlar da, zaaf ve acz ve iktidârsızlık noktasında, merhametkâr, kudretli bir Hâlıkı bilmekle rûhları inbisât edebilir, isti’dâdları mes’ûdâne inkişâf edebilir. İleride, dünyadaki müthiş ehval (korkulara) ve ahvâle (hallere) karşı gelebilecek bir tevekkül- ü îmânî ve teslîm-i İslâmî telkinâtıyla o ma’sûmlar hayata müştakane bakabilirler.

Acaba, alâkaları pek az olduğu terakkiyât- ı medeniye dersleri ve onların kuvve-i mâneviyesini kıracak ve rûhlarını söndürecek, nûrsuz, sırf maddî, felsefî düstûrların tâliminde midir?”5 Elbette değildir.

Öyleyse o ma’sûmların fıtratlarına ve hayatlarına tevekkül-ü îmânî ve teslîm-i İslâmîtelkinâtlarını yapmalıyız.

*Bediüzzaman’ın eğitim modeli ile birlikte gâye-i hayalinden biri de nesl-i âti için verdiği müjde ve beklentilerdir.Bu hususta ne düşünüyorsunuz?

Bediüzzaman “Risale-i Nur eserleriyle, beliğ bir hatip olarak Anadolu mescidinde ve âlem-i İslâm câmiinde konuşuyor, ehl-i İslâma Kur’ân’dan aldığı dersini tekrar ediyor. Güya Bediüzzaman Said Nursî, on dördüncü asr-ı Muhammedînin ve yirminci asr-ı Milâdînin minaresinin tepesinde durup, muasırları olan ehl-i İslâm ve insaniyete bağırıyor ve bu asrın arkasında dizilmiş ve müstakbel sıralarında saf tutmuş olan nesl-i âti (Risale-i Nur’a herkesten ziyade iştiyak gösteren, mâsum gençler ve çocuklardır.) ile bir mürşid-i âzam, bir müceddid-i ekber olarak konuşuyor.”6,

Onun için Risale-i Nur’u istikbaldeki nesl-i âti ve üniversitelerin münevver muallim ve talebeleri dahi dinlemeleri elzemdir. Bediüzzaman bu noktada Genç Saidler’e çok vazife düştüğünü söylüyor.

Netice itibarıyla nesl-i âtiye şöyle sesleniyor:

“Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne Nur’un sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temâşâ eden Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Tâhir’ler, Yûsuf’lar, Ahmed’ler ve saireler! Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, “Sadakte” deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muâsırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrala sizinle konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen Nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.” 7

*Son olarak bir mesajın varsa alayım.

Öncelikle Yeni Asya Gazetemiz vesilesiylebize böyle bir fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Rabbim bizleri bu hizmet-i Kur’ânîye ve imâniyede istihdam etsin. Yeni Asya şûrâmızın temsil ettiği; ruh-u cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı mânevî içerisinde daim kılsın inşâallah. Bütün okuyucularımızaselâm, duâ ve muhabbetle…

Dipnotlar:

1- Barla Lahikası,2013, s.589

2- Eski Saîd Eserleri(Münâzarât,)2009,s:291

3 -Sözler,2004, s,629

4- Sözler,2004, s,629

5 -Mektûbât, s,409

6- Tarihçe-i Hayat,2013, s.251

7 -Emirdaağ Lahikası-II, 2013, s.668

Okunma Sayısı: 2951
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı