"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Edille-i şeriyye (5)

Şemseddin ÇAKIR
01 Kasım 2019, Cuma
Bu nurlu âyetin işaret ve beşaretlerini fehmederek fikretmeye devam edecek olursak bu âyetin on parmakla Risale-i Nur’a olan işaretlerinden bir iki kelimeyi de deşifre etmeye çalışalım.

Aynı âyetin diğer kelimeleri olan “Cam fanus ise inci gibi parlayan bir yıldıza benzer” buyrulmasıdır. Onun için Hz. Ali (ra) kaside-i Celcelütiyesinde sarahat derecesinde Risale-i Nur’a bakarak ve ona işaret ederek “Benim yıldızımı Nur ile parlat” diye duâ etmiştir. Ben tahmin ediyorum ki İmam-ı Ali’nin (ra) bu işareti bu cümle-i Nuriyenin remzinden mülhemdir.

Bu cümle-i âyetin makamı beşyüz kırk altı edip, beşyüz kırk sekiz olan Risâle-i Nur adedine gayet cüz’î ve sırlı iki farkla tevafuk noktasında işaret ettiği gibi remzi bir manasıyla tam bakıyor.” Yani cam fanus içindeki o elektriğin metaı ne şarktan ne garptan semadan olduğu gibi manevî elektrik olan Risale-i Nur dahi Kur’ân’ın semasından olup ne şarkın ulumundan ne de garbın fünunundan değildir, demektir. O sırlı iki fark ise Allah-ü âlem biri maddî semadan, diğeri manevî sema olan Kur’ân semasından demektir.

Yine aynı âyetin “onun metaı ne şarktan ne de, garptan değil” buyurduktan sonra “onun yakıtı kendine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir” cümlesi; manâ-i remziyle diyor ki: “On üçüncü ve on dördüncü asırda semâvî lâmbalar ateşsiz yanarlar, ateş dokunmadan parlarlar. Onun zamanı yakındır.” Yani, bin iki yüz seksen (1280) tarihine yakındır. İşte, bu cümle ile nasıl ki elektriğin hilâf-ı âdet keyfiyetini ve geleceğini remzen beyan eder. Aynen öyle de, mânevî bir elektrik olan Resâili’n-Nur dahi gayet yüksek ve derin bir ilim olduğu halde, külfet-i tahsile ve derse çalışmaya ve başka üstadlardan taallüm edilmeye ve müderrisînin ağzından iktibas olmaya muhtaç olmadan, herkes derecesine göre o ulûm-u âliyeyi, meşakkat ateşine lüzum kalmadan anlayabilir, kendi kendine istifade eder, muhakkik bir âlim olabilir. Hem işaret eder ki, Resâili’n-Nur Müellifi dahi ateşsiz yanar, tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır, âlim olur.

Evet, bu cümlenin bu mu’cizâne üç işârâtı elektrik ve Resâili’n-Nur hakkında hak olduğu gibi, müellif hakkında dahi ayn-ı hakikattir. Tarihçe-i hayatını okuyanlar ve hemşehrileri bilirler ki, İzhar kitabından sonraki medrese usûlünce on beş sene ders almakla okunan kitapları Resâili’n-Nur Müellifi yalnız üç ayda tahsil etmiş. Hem, nasıl ki bu cümlenin mânevî münasebet cihetinde kuvvetli ve letafetli işareti var; öyle de, cifrî ve ebcedî tevafukuyla hem elektriğin zaman-ı zuhurunun kurbiyetini, hem Resâili’n-Nur’un meydana çıkması, hem de müellifinin velâdetini remzen haber veriyor; bir lem’a-i i’caz daha gösterir. Şöyle ki:

 “Onun yakıtı ışık verecek kàbiliyettedir…” ( Nur Sûresi, 24:35.) makamı bin iki yüz yetmiş dokuz (1279) olup “…Kendisine ateş dokunmasa bile.”  kısmı ise, iki tenvin, iki nun sayılmak cihetiyle 1284 ederek, hem elektriğin taammümünün kurbiyetini, hem Resâili’n-Nur’un yakınlığını, hem on dört sene sonra müellifinin velâdetini “yekadu” kelime-i kudsiyesiyle mânen işaret ettiği gibi, cifirle de tam tamına aynı tarihe tevafukla işaret eder. Mâlûmdur ki, zayıf ve ince ipler içtima ettikçe kuvvetleşir, kopmaz bir halat olur. Bu sırra binaen, bu âyetin bu işaretleri birbirine kuvvet verir, teyid eder. Tevafuk tam olmazsa da tam hükmünde olur ve işareti, delâlet derecesine çıkar.

TENBİH: Ben bu âyet-i nuriyenin işaretlerini elektrik ve Resâili’n-Nur’un hatırı için beyan etmedim. Belki bu âyetin i’câz-ı mânevîsinin bir şubesinden bir lem’asını göstermek istedim.

Elhasıl: Bu âyet-i kudsiye sarîh mânâsıyla nur-u İlâhî ve nur-u Kur’ânî ve nur-u Muhammedîyi (asm) ders verdiği gibi, mânâ-yı işârîsiyle de her asra baktığı gibi, on üçüncü asrın âhirine ve on dördüncü asrın evveline dahi bakar ve dikkatle baktırır. Ve bu iki asrın âhir ve evvellerinde en ziyade nazara çarpan ve en ziyade münasebet-i mâneviyesi bulunan ve bu âyetin umum cümlelerinin muvafakatlerini ve mutabakatlarını en ziyade kazanan elektrikle Resâili’n-Nur olduğundan, doğrudan doğruya mânâ-yı remziyle bakar diye bana kanaat-i kat’iye verdiğinden, çekinmeyerek kanaatimi yazdım. Hata etmişsem, Erhamürrâhimînden rahmetiyle affetmesini niyaz ediyorum. Resâil’in-Nur’un bu âyetin iltifatına liyakatini anlamak isteyen zâtlar hangi risaleye dikkatle baksalar anlarlar. Hiç olmazsa Eskişehir Hapishanesi’nin bir meyvesi olan Otuzuncu Lem’a namındaki altı esmâ-i İlâhiyeye dair altı nükte risalesine, hiç olmazsa o Lem’adan İsm-i Hayy ve Kayyûm’a dair Beşinci ve Altıncı Nüktelere dikkatle baksa, elbette tasdik eder.

Yani o asırda nasıl maddî lambalar ateşsiz yanar, kudret ve hikmet-i İlâhî ile manevî lambalar olan ilimler muallimsiz öğrenilebilir. İşte Risâle-i Nurlar’dan o ışıklar, nurlar anlamına gelen eserlerden; Şuâlar, Lem’alar, Lemeat; Nur’un İlk Kapısı ve Tenvirler gibi eserler de, bu manaları çağrıştırmaktadır, hatta bazı acemilerin “Lem’alar’a” lambalar dediği çok vâkidir. Fakat biz ayrı ayrı onların herbirindeki Nurlar üzerinde durmadan sadece Birinci Şuâ’dan ve hatta onun da, tamamı değil, numune olarak günlük hayatta daha çok zikredilen bazı âyetlere dikkat çekmeye çalışacağız. 

Meselâ: Nasipse haftaya ikinci âyetten devam edelim. Selâmlar.

Okunma Sayısı: 737
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı