"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kıyamet âlâmetleri ve istikbâlin teminatı

Şemseddin ÇAKIR
05 Nisan 2019, Cuma 00:31
Başta ikisi farklı konular gibi görülse de aslında kıyametle istikamet aynı sayılır.

Hatta kıyamet âlâmetleri sırat-ı müstakimin teminatıdır. İnanıyorum ki; Cenab-ı Hak o âlâmetleri, kullarının istikameti ve aklını başına alıp ebedî saadeti elde etmeleri için yaratmıştır. Efendimiz de (asm) yine o hikmet ve aynı maksadlar için özellikle onlara, yüzlerce defa dikkat çekmiştir. Yani; Her bir âlâmet, bir çok rivâyetlerin izdüşümleridir.

Demek Cenab-ı Hak; Kâdir-i küllî şey ve Âlim-i küllî şey olduğu gibi, aynı zamanda Hâkim-i küllî şeydir. Sadece yaratmakla kalmayıp; hem Âyet-i kerimeler, hem de, Habibinin (asm) sözleriyle insanlığın ebedî saadetiyle ilgili olan bu olaylara dikkat çekmiş ve tedbiri emretmiştir.  “Fağtebiru yaülül elbab”(Ey akıl sahipleri ibret alın) buyurmuştur. Efendimizin de (asm) “kendi kafasına göre konuşmayacağını” o yüce kitabında açıkca buyurarak “O kendi hevâ ve hevesinden birşey söylemez; O’nun sözleri ancak Rabbinin vahyidir”diye de teminat vermiştir. 

Nasıl insanlığın istikameti için Kur’ân-ı Azimüşşan’ın zikrettiği; (Nebiler; Sıddıklar; Şehidler ve Salihler) birer işaret lambası ve deniz feneri gibi ise; herbir kıyâmet âlâmeti dahi kilometre taşları gibidir. Ta ki, kimse sırat-ı müstakimden çıkmasın.  Fâni bir hayatı korumak için bile ne kadar dakik ve yoğun trafik tedbirleri, lambaları konulmuş, ebedî saadet için neden konulmasın? Bediüzzaman, “Karıncayı emirsiz, arıyı yasupsuz bırakmayan Allah (cc) beşeri de Nebisiz bırakmaz” diyor. Ancak burada bir noktaya dikkat çekeyim, bu herkesin anlayacağı cinsten olmayıp, herkesin liyakati nisbetindedir, çünkü “İdrâki meàli bu küçük akla gerekmez. Zira her teraziler bu sıkleti çekmez. Onun için “El àrif’ü Yekfih-il işare”; yani “arif olana işaret yeter” denilmiş.

Demek, bu meseleler, imtihan gereği olarak, perdelenmiş, herkesin anlayacağı cinsten değildir. Meselâ: Deccal bile başta kendinin deccal oldığunu bilmeyecek. 

Bediüzzaman Hazretleri, “Vücudumda tavattun eden hastalıklar ölümün keşif kollarıdır” diyor. İşte aynen onun gibi, bu kıyamet âlâmetleri de, kıyametin keşif kollarıdır. Nasıl ki hastalıklar için doktora gidilip ilâç alınırsa, bu âlâmetler için de ehline sorulup tedbir almak gerekir. Onun için elbette ancak şuurlu iman sahipleri olanlar ibret alarak istikametlerini ayarlayabileceklerdir. Peki bu şuurdan mahrum olanlar, veya hiç olmayanlar!. Onlar için mecburen “His yok heyecan yok leşmi kesildin?/ Hayret veriyorsun bana sen böyle değildin” demek mecburiyetinde kalıyoruz.

İşte bunun için Rabbimiz “Fa’tebiru yâ ülül elbab” (Ey akıl sahipleri ibret alın) buyuruyor. Peki ya düşünürün dediği gibi “İdrak ayinesi  pas tutmuş ise, hiçbir tecelliye mazhar olamaz, gönül bir süfliye yas tutmuş ise ulvî duygulardan zevk alamaz” hale geldiyse ne olacak?

Şu hatırlatmayı da, yapmadan geçemeyeceğim.

“Ah bir varılabilseydi kulluk şuuruna / O zaman anlaşılırdı nelerin kaybedildiği, kula kulluk uğruna!” Bu noktaya gelince şu noktaya da, dikkat çekmeden edemeyeceğim: Bir kimse; kişi bağımlılığında, Allah korusun, şirk derekesine düşerse; Allah onun aklını kilitler, daha hiçbir hakikati idrak edemez hàle gelirmiş ve onunla konuşmak beyhude imiş.” Hani Hz. İsa (as) lâf anlatamadığı ahmağın şerrinden kaçarken, oradan Bişri, “Ölüleri bile diriltecek mu’cizeye sahip olduğun halde nasıl olurda bir ahmağa lâf anlatamazsın?”  deyince “Her derdin bir devası vardır, fakat ahmaklık müstesna” demiş. Demek biz toplumda bir çoklarına onun için söz anlatamıyoruz, anlaşılan kafası o saplandığı şeyle daralmış, kapasite kalmamış.

 Efendimiz (asm) gibi kâinat serveri ve mu’cize sahibi, insanların en veciz konuşanın, sözünü dahi müşrikler anladı mı? Hatta bunun için “Hidayet senden olmazsa dirâyet neylesin Ya Rab! Arapça bilsede Ebu Cehle âyet neylesin Ya Rab” denilmiş. Demek beyni sulanmış bi idrakler de, onun için kıyamet âlâmetlerinin zuhuruna rağmen anlamıyorlar, şurada kala kala bir hâkimiyeti İslâm, Yecüc, Mecüc ve bir de güneşin batıdan doğuşu kalmış. O zaman zaten işbiter ve bizi ilgilendirmiyor. İşte benim insanlık için en fazla korktuğum da budur. Onun için şahıs saplantılarından şiddetle uzak durulmalı, değil dinsizlik, din adına da, olsa çok dikkat etmeli!.

Demek “Bade harabil Basra” olunca iş işten geçebilir? O zaman “Beni yeniden yarat Rabbim” bile diyemez, demenin de, anlamı kalmaz, çünkü herşey o kadar açık ki! Deli ve ölüden başkası anlar. Fakat Cenab-ı Hak kalplerini mühürledikleri müstesna.

Bu meseleye en güzel misal: Hz. Ömer’in (ra) kendine ölümü hatırlatmak için bir münadi kiralayıp da, saçında beyaz kılları görünce adamın görevine son verip “artık bana hatırlatanlar var” demesi gibi. Fakat bizimkiler de hiç siyah kalmayıp yukarıdan aşağı kefene bürünmüş farkında bile değil! Demek Allah (cc) idrakini almış. Cenab-ı Hakk’ın “Fa’tebiru” buyurmasının dahi onun için bir anlamı kalmamış.

Eğer “Takdir-i Hüda” ise imtihanın gereğidir, başka çare yok. Zira “Cenab-ı Hak infaz edince takdirini, selbeder ehl-i aklın irâdesini tedbirini”

Allah’ım; bizleri, neslimizi ve ümmet-i Muhammed’i (asm) bu gibi durumlara düşmekten, dermansız dertlerden ve çaresizliklerden muhafaza eyle! Âmin!

Okunma Sayısı: 2500
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı