Mesih’in dirilişini Nisan çerçevesinde arayan Hıristiyanlar, dinlerinin ikinci büyük bayramında, Hz. İsa’yı (as) çarmıhtan dirilişe kutlarlarken; Avrupa’daki Müslümanlar ise, onun Hz. Muhammed’in (asm) şeriatıyla amel etmek üzere inişine bayram ediyorlar… Her iki halde de bu senenin Nisan’ında, Mesih’in diyarında bayram vardı.
Mesihîlerin kırk günlük oruçlarının da ardındaki bayramın en büyük güzelliği ise; birden ısınan havalar eşliğinde tabiatın hayvanatla birlikte dirilişi olmalıydı. Her sabah kuşların ötüşleri ve betonlaşmayan şehirlerin caddelerinde açan her günün çiçeklerinin farklı şekil ve renklerde olmaları; Mesihî diyarı ayıran çizgi olmalıydı…
Bediüzzaman Avrupa için, “Hıristiyanlığın kilisesi” diyor. Bu bayramda da öyle… Sokaklar, efkâr-ı ammenin müşahhaslaştığı meydanlar, medya ve hayatın çok kareleri Ostern unsurlarıyla dolu, Almanya’da… Okullar iki haftalık tatile başlarken, fabrikalar da üretim bantlarını beş günlüğüne durdurdular… Avrupa Nur Cemaati de diğer onlarca İslâmî cemaat gibi bunu fırsat bilerek onlarca hazırlık ve hizmetlerde bulundular. Bütün bu çalışmaların; geleneksel Ahlen Nur Bayramı ile zirveye ulaştığını, Avrupa ve Türkiye’den iştirak edenler bizatihî yaşadılar… Beş neslin bir arada, bayram havasında, Mesihî diyarda ve Risale-i Nur’un etrafında toplanmaları, Cenneti tedaî ettirecek manzaralardan olmalıydı… Altmış senelik bir yolculuktan ayrılıp Cennete uçanların hatıraları, ihtiyarlığın ağırlaştırdığı şartlarla katılamayanların duaları ve Türkiye’ye kesin dönüş ile hizmete oradan devam edenlerin selâmlarıyla lahutî hüznü dalgalandıran Ahlen Toplantısı da; tekrarı mümkün olmayan bir başka bayramdı…
Mesih’in diyarındaki bayramların çok garip olduğunu bir kez daha gördük. Sokaktaki Nasara, okullardaki muallimleri, caddelerdeki ahali ve bilhassa dinî maneviyat boyutuyla telâkki eden ruhanîlerinde; İslâmiyet’e karşı büyük bir muhabbet ve Müslümanlara hoşgörüyle bakanlarla karşılaşıyorsunuz. İslâmiyeti tedaî ettiren şeairlerin, Almanya’da bu denli kabul gördüklerini ilk defa görenlerin Almanlara hüsn-ü zannları da o derece artıyor. Ahirzamanın imansız ve emansız zalim dinsizlik cereyanına karşı, Müslümanlarla Hıristiyanların aynı cephede toplanmalarını önlemek maksadıyla gazetelerde, sosyal medyada yazanların, halka açık meydanlarda ve özellikle futbol maçlarında Müslümanlar aleyhine kitleleri tahrik edenlerin; kimlerce organize edildiğini Avrupa’dan daha rahatça görebiliyorsunuz.
Mesih’in diyarında; Ukrayna ve İran Savaşlarına rağmen, mütemadî esen bir barış meltemiyle karşılaşıyorsunuz. Ahirzamanın insaniyet düşmanı zalimlerini mağlup edecek Mesihî nefesi, bu ılık meltemle bütün zerrelerinizle hissedebiliyorsunuz. Bediüzzaman’ın; “Avrupa güzeldir,” ifadesinin müşahhaslaşarak kendisini gösterdiği Almanya’nın Nisan mevsimini karşılaştırabileceğimiz manzaraların, yeryüzünde pek de fazla olmadığını düşünenlere, hak vermemek elde değil.
Avrupa halklarının geçmişteki küresel fasık/sefihlere karşı uyanmadığını iddia edenlere, haksızlık ettiklerini söyleyebiliriz. Cihanı tutmaya çalışan bu cereyanların üflemeleri, tenvimleri ve uyanabilenleri yanlışa yönlendirmeleri; Avrupa’yı istikameti bulmakta geciktirebilir. Fakat nafile. Hakk galiptir. Doğruların daima kendilerini gösterdiği bu imtihan dünyasında, soğuk fıtratlarından Avrupalıların ağırca davranmalarına şaşırmamamız gerekiyor. Aynı cereyanlar Avrupa efkâr-ı ammesini Afganistan ve Irak meselesinde iğfal edebilmişti. Gördüğünüz üzere gelişen hadiseler, İslâmiyetin güneşler gibi kıtaya doğuşu ve Müslümanların – gösterebildikleri kadar- kıtadaki hayatları, eski düşmanlıkları neredeyse bitirme noktasına getirmişler… Avrupalılar doğruları yalnız başlarına aramıyorlar artık. İnternetin getirdiği harika buluşlarla, hemen her meselede Müslümanların düşüncelerini merak ediyorlar. Yalnızca hayata dair meselelerde değil, Hıristiyanlığın temel esaslarını da Müslümanlara soruyorlar ve Hristiyanlığın tasaffisine büyük gayret gösteriyorlar.
Hz. Meryem’i Filistin’de arayanlar, onu Mesih’i karşılamak üzere Avrupa’da görmüşler. Lâkin elinde; Kur’ân’ın hikâyesini anlattığı Âl-i İmran ve Meryem sureleriyle…