Arapların hac ayı olarak niteledikleri Zilhicce’yi Kur’ân neden methetmiş? Ve ondaki ilk on geceye Rabbimiz hangi hikmete binaen yemin etmiş? Buradaki geceler, Şuhur-u Selâse’deki gecelerce inananları bir şeylere mi hazırlıyorlardı ki bu kadar kıymet verilmişti? Daha onlarca sorular…
Bediüzzaman ’da haccın en önemli tedaileri; toplanmalar (âlem-i İslâm’ın kongresi), insaniyet düşmanlarına karşı muavenet arayışı ve Müslümanların birliği… Âlem-i İslâm’ı ve Müslümanları yok etmeyi hedeflemiş Birinci Cihan Harbi’nin en karanlık gecelerinde Üstad’ın gördüğü nuranî ve diriltici rüyayı ve orada geçen hitabeyi mutlaka okumuşsunuzdur. Henüz okuyamamışlara, muhabbet dolu bütün hissiyatımızla, bugünlerde okumalarını tavsiye ederiz. İslâm’ın amelî cihetinin beş esas unsurunda Müslümanların ihmalkârlıklarını misallerle izah ederken, hitabenin hac meselesindeki kesilişine dikkat çekerek, bu bahsi, aynı eserin zeyli olarak neşredecektir. Başlığı kadar muhtevası da, benzeri işitilmemiş derecede garip bir hitabe…
Bugünlerimizi sıkıntılı ve karanlıklı görenlere ümit, imkân ve akıbeti görür derecede ufuk bahşeden bu bahse Bediüzzaman şu cümlelerle başlıyor:
“Rü’ya hacda sükût etti. Çünkü haccın ve ondaki hikmetin ihmali musibeti değil, gadap ve kahrı celp etti.” Bu bahsin devamında Bediüzzaman, İslâm ülkelerinin, düşmanların bayrakları altında birbirlerine karşı nasıl savaştırıldıklarını misallerle anlatıyor. Bu konu; zamanımızdaki küresel deccaliyetin birçok millî ülkelere sızarak, onların cehaletlerinden ve gafletlerinden yararlanıp Ukrayna’da, Gazze’de ve İran’daki tahribatları cihetiyle aktüel olsa da, yukardaki mananın çerçevesinde kalmaya çalışacağız.
Zilhicce’nin son on günündeki Nebevî tavsiyeler, hac seferinde olanlardan ziyade, temsilcilerini kongreye gönderen halkları alâkadar ediyor, kanaatindeyiz. Zilhicce’nin son on gününün gündüzlerini oruçla, gecelerini ibadet ve kıyamla geçirmemizi tavsiye eden Peygamber Efendimiz (asm); seferdekilerin ne gecelerini rahatça ihyaya ne de gündüzlerini sıyama ayırabileceğini biliyorlardır. Zira Hacc seferdir. Sefer ise meşakkattir, zorluktur ve imkânların fevkâlade sınırlı oluşudur. Emrin ve tavsiyenin muhatapları, hacılardan ziyade, İslâm coğrafyasından onları rıhlete uğurlayanlar olmalı değil mi?
Seferdekileri uyandırmaya gerek var mı? Zaten mütemadi bir koşuşturma içindeler. Kafileler… Toplanmalar… Haccın ziyaretleri ve menasikleri… Maratondaki koşucular gibi koşturuyor… Mesele; dünyanın kesretiyle paramparça olmuşları toplamak, onları bulundukları yerlerde diriltmek ve bulundukları şehirlerde/köylerde ayağa kaldırabilmek… Bu hareketin bir tahrike, bir motivasyona ve şevke ihtiyacı yok mu? Hele zamanımızda… Ayrık otlarının içinde perişanca filizlenmeye durduğumuz bahar mevsimimizde… Yalnızca bedenimizin fiziken dünyaya teslim olmasıyla bitmeyip; ruhlarımızın, hissiyatlarımızın, hayallerimizin ve havsalalarımızın düşmanlarımızca işgale yüz tuttuğu bu zamanın gece/gündüzlerinde “fecr”e olan şiddetli ihtiyacımız… Kâbe’nin etrafında toplanmış milyonların, iki milyara yakın muvahhidinin özetleri veya ortalamaları olduğumuzu biliyoruz. “Beytü’l-Ma’mur”un şubesi hükmündeki Kâbe’deki şahs-ı manevînin manevî gıdaları, şevkleri ve kuvvetleri elbette muhitlerimizden merkeze akarsa, senenin haccı yükselecek, İslâm birliğinin kongresi muhteşem geçecek ve temsilcilerimiz bekledikleri sekinete erişeceklerdir.
Cemaatin şahs-ı manevîsi fertlerden oluşur. Her fertte şahs-ı manevînin devamı olan embriyo/çekirdek mutlaka vardır. Mesele; Kur’ân’ın yemin ettiği gecelerde Güzeller Güzelinin (aleyhissalâtü vesselâm) sünnetine uyarak çekirdeği ve embriyoyu uyanık tutmak olduğundan, İslâm geleneğinde Zilhicce ‘nin; diriltici, düşmanlara karşı kıyama sevk edici, son on gece boyunca dünyanın kesretlerinden üryan bırakarak mahviyet kefenleriyle yeniden haşrini esas alan geleneği, bin beşyüz senedir bayrak gibi dalgalanarak geliyor.
Komünikasyon mu’cizesiyle Zilhicce ‘nin kıymetini –geçmiş zamanlara nisbeten– yükseklere çıkarmak da, zamanımızın perişaniyetine Rabbimizin ihsanı olmalı… Rüyalarımızı süsleyen Kâbe-i Muazzama’da ve Ravza-yı Mutahhara’da hacılarla birlikte olmak ne güzel… Onlarla birlikte abdest alarak kefenlere bürünmek ve onlarla Mina’da gecelemek… Sonra onlarla Arafat’a çıkıp onlarla vakfeye durmak… Zilhicce ‘yi hacılarla paylaşanlara ne mutlu…